Sen Hiç Kahraman Oldun Mu?
Ben bir kere kahraman oldum.
14-15 yaşlarındaydım.
İşçi ve memur ailelerinden oluşan orta halli bir mahallemiz vardı. Mahallemiz güvenlik önlemlerinin iyi olduğu bir yer değildi. Bu yüzden de kavga, gürültü eksik olmazdı. Yaz aylarında akşamları gençlerin kavgalarına mahallenin aile babaları müdahale ederdi. Beyaz atlet, şort ve terliği ile ‘haaayt’ ne oluyor orada deyip kavganın ayıranı hatta bazen tarafı olurlardı.
Mahallenin gündüz koruyucuları ise bizdik. Yani mahallenin gençleri… Tüm bireyleri çalışan aileler özellikle bizi evlerine göz-kulak olmamız için tembihlerdi. Bu yüzden o evlerin bahçelerine kedilerin bile girmesine izin vermezdik. Kavgacıydık, şımarıktık ama dürüsttük, sözümüzün eri olduğumuzu tüm mahalle bilirdi. Zaten bize güvenleri de bu yüzdendi.
Gündüzleri genelde futbol ile zamanımızı geçirirdik. Mahallenin ufak çocukları da bize emanetti. Onları da futbol takımına seçer, değişimli şekilde oynatırdık. Akşamüzerine doğru küçük çocuklar gitmiş olur bizde arkamıza sakladığımız sopalar ile mahalle köşesinde beklemeye koyulurduk. Görev süremiz annemiz çağırana kadar olurdu genellikle.
90lı yıllar böyleydi bizim için. Azar da yedik, takdir de edildik. Günde 50 defa bakkala da gittik, komşumuzun her çağırdığında yardıma da… Topumuz da patlatıldı, topumuzla cam da kırdık. Her ne olursa olsun mahallemize gözümüz gibi bakardık.
Tatil zamanlarında mahallede etkimiz daha fazlaydı. Kışın okulda geçen zaman ve verilen sayfalarca ödevler bizi mahallemizden biraz uzaklaştırırdı.
Bir gün okuldan eve giderken mahallemizin küçük çocuklarından birine rastladım. Gerginliği her halinden belliydi. Seslendim! Beni görünce gözleri parladı. Koşarak yanıma geldi ve avucunda sımsıkı tuttuğu bilyeleri bana uzattı.
“- O gelecek tüm bilyelerimizi alacak, bunlar sende dursun” dedi
O an anladım ki bizim mahallenin çocuklarını haraca bağlamışlar. Bilyeleri elime aldım. Birlikte beklemeye başladık. Çok geçmeden iki fedaisi ile birlikte kara-kuru bir çocuk yanımıza geldi. Bizim ufaklığa bilyeleri sordu. Bizim ufaklık beni işaret etti çocuğa. Kara-kuru çocuk beklemediğim bir çeviklik ile beline yerleştirdiği büyük bir bıçak çıkardı. Bıçağın ucunun sivri olduğunu çok iyi hatırlarım. Çünkü çıkardığı bıçağı benim mideme dayamıştı bile. Bana, “bilyeleri ver!” diyordu. Ben ise o an ne yapacağımı bilemedim. Konuşmadan yüzüne bakıyordum. Ama asla bilyeleri verme niyetinde değildim. Birkaç kez tekrar etti. Bıçağı da gittikçe bastırıyordu mideme.
Geçen saniye boyunca şimdi düşündüğüm şeyi düşünüyordum. “Eğer bugün korkar ve bizim olan bir şeyi ellerimle onlara verirsem, hep kaybedecektim”. Kararımı verdim, kahraman olacaktım. Kara-kuru bu çocuktan güçlüydüm, bu bilyeler bizimdi ve mahallenin güvenliğinden biz sorumluyduk. Üstelik aramızdaki dengeyi sağlayan bıçaktı. Az cesaret her şeyi çözecekti.
Evet, öyle oldu. Sol elimle bıçağı tuttuğu elini yakaladım, sağ elimle de bıçağı elinden aldım. Tek dayanakları artık bendeydi, kaçtılar, hem de bir kere arkalarına bakmadan. Bir daha mahallemizin yakınında bile gören olmadı.
Bizim ufaklıklar herkese anlatmış, mahalledeki havam değişti, saygı ve sevgiyi çok net hissetmeye başladım o günden sonra. Mahallemin küçüklerinin kahramanıydım artık. O gün ortaya koyduğum irademin bugün önemini daha iyi anlayabiliyorum.
O yüzden bizim olan hiçbir şeyi başkasına verme, sen kaybedersen mahalle kaybeder, milletimiz kaybeder. Kaybetme…
Sen hiç kahraman olmuş muydun?
Çıkmaz Sokak
