Törende bir bakan!..


Ön safta… Bakışları dik ve emredici…

Belli ki; Küçük Dağları Yaratan’ın; törendeki tek temsilcisi…

İçtensiz gülümsemenin yerini, telaş-öfke ciddiyet karışımı bir görünüm almış!..

Halktan biri olmak adına; epey ön hazırlık da yapılmış… Belli…

Sakal kesilmemiş örneğin…Bıyıklar badem değilse bile;…kırpık….

Saç – baş da uygun mizansene… Dağınık…

Giyim kuşam da öyle.. Pulluğu koşulu bırakıp yetişmiş sanki tarladan törene!..

Gömlek mesela; arkadaki vatandaşınkiyle; görüntüyü bütünlemekte.. Tam uyumlu… Kortejdekilerle de öyle… uyumlu… Yaka düğmesi üstten açık örneğin… Kırışık…

Rengine gelince; “dönmedim” dercesine geçmişini çağrıştırmakta… Mavi.

**

Ağıt ağır ilerliyordu tören alayı. Üzgün, bezgin ve yorgundu adımlar… Bandonun çaldığı ölüm marşı; genç yaşta yok olan hayatların acısını kortejdekilerle paylaşır gibiydi.

Ani bir telaş sardı töreni…Uygunsuz bir durum vardı besbelli!..

Bir emir yükseldi üst perdeden;

-- Durdurun… Durdurun bunu!... Durdurun!...

Bir yandan komutanın gözlerinin içine bakıyor, bir yandan da çekiştiriyor.

Dört dönüyor mavi gömlekli!.. Emir tekrarlarını da yine kendisi yapıyor.

-- Durdurun!... Olmaz böyle şey!..

****

Askerlerin omuzlarında bir tabut; tabuta sarılı bayrak…; bayrağın üstünde şehidin adı olmasa; öfkeli tavırlarla çevreye; emirler yağdıranı; bir köy düğünündeki iradeyi kimseye bırakmak istemeyen değnekçi-başı sanırdınız!...

****

Devlet; şehidine, son görevini yerine getirmekteydi… Yan-yanaydı devlet ve halk … Cenaze marşı çalıyordu bando. Devlet törenlerinde gelenekti bu.

Emirlerin sahibi de devleti temsilen o törendeydi!...

Görünürde; tören bandosuydu susması istenen…Özünde; dinsel öğelerin öne çıkarılması!... Güncel siyasal uyum dayatması!.. Aslolan; din istismarıyla devlet kurumlarının yıpratılması…

Ve sonuçta yükseklerden(!) alınacak bir aferin’e indirgenmiş emirleri uygulatma telaşı!..

Gereği yapılıyor… ve susuyor bando…

Ama; susan devlet; konuşansa siyasetti o anda!.. Skor bir kez daha geçiyor tarihi kayıtlara:

Siyaset:1; Devlet:0

****

Uzanıyor kol dimdik ileri…; işaret parmağı önde!... Hedefte birileri…

Gecikmeden, susturma gerekçesi de geliyor öfkeli emrin:

--Tekbir söyleyecek millet!...

Sanki bir-yerlere batmış bando tokmağı… Çığlık ondan!.. “Durdurun!”

Karşısında el pençe komutan…Şaşkın!.. Polis...şaşkın!.. Etrafını saran şakşakçılar şaşkın!

Uzanan parmakların yabancısı değil halk!.. Kopyası sanki önceki gördüklerinin..

Susunca bando; susuyor Devlet… Susuyor halk…

Sadece sessiz bir avaz yükseliyor derinden!.. Kırılan onurun; biten saygınlığın sesi!..

Bu yükselen ses de; tarihe düşen bir not aslında!..

“Ey Bakan, hedefe yönelttiğin o parmak; kurum, ya da kişi, her neyi işaret ediyorsa, geri kalan parmaklar da; seni işaret etmekte!..

Engel miydi halkın tekbir söylemine ki; susturulması elzem görüldü bandonun!..

En uzaktaki vicdan sahiplerine kadar uzandı ayıplama…

Teğet geçti yalakaları her zamanki gibi.

Emirlerle devletçiliğin, ulusalcılığın milli duyguların sonlandırıldığında teğet geçtiği gibi!...

***

Çuval geçirme olayı ile başlayan, , sahte belge ve gizli tanık ifadeleri ile devam eden, Silivri tutsaklıkları ile sonlanan itibarsızlaştırmanın bir başka halkası örüldü bu törende!...

Susturulan bando değil; askerin sesiydi!.. Asker getirmişti bandoyu!..

Ulaştığı başarıyı, susturulan bandoya teşekkürle pekiştirdi Bakan!..

Karşılığın kat-be- kat alınacağı; biat ve sadakatın karşılıksız kalmayacağı düşüncesinin iç huzuruyla telaştan sıyrılınca Bakan; sakin adımlarla tabuta omuz vermeye yöneldi.

*********************
Şimdi doğrudan soralım Sayın Bay Bakana:
Önleyemediğiniz terörü, tekbirlerle lanetleyip, halkın duygularını yatıştırmayı, halkın gazını almayı başarı hanenizde bir artı mı sanmaktasınız!

Nasıl görmezsiniz; tekbirin kin, nefret ve intikam andı olarak kullanılmakta olduğunu!…

Silahlar tekbirlerle ateşlenirken, boğazlar tekbirlerle kesilirken düşen uçaklar tekbirlerle alkışlanırken; bunun neresi, dindarlık!..

Kültür eğitimdir!.. Ve siz de onun Bakan’ı…

Törende bando susturmak ne yiğitliktir; ne de göreviniz!.. Yiğitseniz; görev adamı iseniz; şehitlere “üç-beş memet” nitelemesini uygun gören “büyüğünüzü(!!?) susturun..

“4+4+4 ile; bütün okulları imam hatip yapma şansını yakaladık” deyip torununu Fransız okuluna gönderen Sayın Bay Boğa’ları susturun…

Karanlıklar yasası, irtica projesi, kindar ve dindar nesil yetiştirme niyetli kölelik eğitim projesi, 4+4+4 yasasını durdurun!..Yasayı savunan tellalları susturun. Görevse işte görev!.

Binlercesinden bazıları…

Çok şey var diyecek de; “Söylesem etkisiz // Sussam gönül razı değil!...”



ttttt


Mehmet Halil ARIK
Emekli Eğitimci
Denizli-Türkiye
mehmethalilarik@gmail.com