"Dak-duk" diyor, terör sürüyor


Sevgili okuyucularım, hükümet eline bir oyuncak geçirdi ve milletimizi şimdi onunla oyalamaya, uyutmaya kalkışıyor.

Bu oyuncağın adı Suriye. Ekonomide gidiş çok kötü. Bütçede inanılmaz açıklar var. Yapılan zamlar bile bu açığı gideremiyor. Terör olanca hızıyla sürüyor. Hükümet bu konuda da çaresiz, “Gerekirse İmralı ile masaya otururuz” demekten utanmıyor.
Halk bıkmış, bezmiş durumda. İç siyasette beleş gıda paketleri, beleş kömür falan durumu bir yere kadar idare ediyor.
Din tüccarlığı, din sömürüsü derseniz o da aynı. İnançlı Müslümanlar artık bu yalanları yemiyor.
O halde ne yapmalıydı?
Toplumu uyutacak yeni bir oyuncak bulunması gerekiyordu!..
Ve bulundu!
Suriye’yi düşman ülke ilan ettiler!
Adına “Düşmanlık” denilen kavram ciddi iştir. Hele bir ülkeyi durup dururken, ortalıkta fol yok yumurta yokken düşman ilan etmek daha da ciddidir ve çok büyük sorumluluk gerektirir.
Bu hükümet işte bunu yaptı. Hiç olmayacak bir biçimde çığlıklar atılmaya başlandı:
“Vururuz, yıkarız, mahvederiz, istesek üç saatte Şam’a bile gireriz!..”
* * *
Biz Suriye ile benzer olayları 1998 yılında yaşamış ve çatışmanın eşiğine gelmiştik. Ama o zaman haklıydık… Ve o zaman ortada Bülent Ecevit’in başında olduğu ciddi bir hükümet vardı. Suriye Abdullah Öcalan’ı kendi başkentinde koruyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Hatay sınırından, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Meclis kürsüsünden birbiri ardına iki açıklama yaptılar:
“Sabrımız taşmak üzeredir. Suriye’yi bir kez daha uyarıyoruz.”Bunlar, bugünkülerin sözleri gibi tehdit, blöf, şantaj, palavra değildi. Gereği yapılacaktı ve Suriye boyun eğmek zorunda kaldı. Apo dışarı postalandı ve birkaç aylık bir süreç sonrasında enselenip İmralı’ya getirildi.
Şimdi o günkü tabloya bir bakalım:
Millet, devletinin arkasındaydı. Abartmıyorum, herkes ölmeye hazırdı… Çünkü ortada sonuna kadar haklı olduğumuz bir ulusal davamız vardı ve milletimizi peşinden sürüklüyordu.
Bir de şimdiki tabloya bakalım:
Tayyip hükümetine ABD’den emir geldi, bir anda Suriye düşman ilan edildi. Oysa Suriye bizi tehdit etmiyor, terörü topraklarında barındırmıyordu. Aramızda herhangi bir düşmanlık, hatta olumsuz ilişki bile yoktu. O kadar ki, bu yapay düşmanlıktan kısa süre önce Tayyip Ailesi’yle Esad Ailesi sarmaş dolaş olup öpüşüyor,Bodrum’da birlikte tatil yapıyorlardı.
Şimdi günümüzdeki şu gerçeğe dikkat ediniz:
Bugünkü yapay Suriye düşmanlığı konusunda Türk milletinden bir destek var mı? Ulusal bir heyecan oluştu mu?
Hayır!
* * *
Peki ne oldu bu gelişmelerin sonu?
Nereye vardık?
Durup dururken başımıza yeni belalar açıldı! Esad’ı devirmek için kiralanan,maaşları Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler tarafından ödenen terörist güruhlara, lejyonerlere yardım elimizi uzattık. Ama bu da yetmedi.
Sınırımıza 100 binden fazla sığınmacı girdi ve biz şimdi bunları el bebek gül bebek besliyoruz. Bunlar için kamplar kurduk, maaşa bağladık, her gün üç öğün yemek çıkarıyoruz. Ordumuzu gösteriş uğruna seferber edip sınıra yığınaklar yaptılar.
Devletin ve milletin yüzlerce trilyon parası bu uçuk işler için harcandı ve harcanıyor.
Peki bunun karşılığı ne oluyor? Bu harcamaların vatandaşa geri dönüşü nasıl oluyor?
Zamlarla ve yeni vergi artışlarıyla!
Yani Esad rejimini devirmek için ABD, Suudi Arabistan ve Katar tarafından tezgahlanan bu oyunda olan bize oluyor. Suriye’den bize karşı bir düşmanlık
sergilenmiş olsa eyvallah!
Suriye’nin bize terör ihraç ettiğini bilsek, yine eyvallah!
Ulusal bir davanın peşinden hep birlikte koşarız, her olumsuzluğu sineye çekeriz. Ama yok böyle bir şey, yok.
* * *
Suriye olayını kullanarak oy devşirme hayalleri kuran, sonuçta dünyaya rezil olup Türkiye’yi küçük düşüren bu hükümet, terörün ana kaynağı olan Kuzey Irak Kürt yönetimi ve o yönetimin başında bulunan iki paralık bir herifin, aşiret reisi Barzani’nin karşısında ise süt dökmüş kedi yavrusu gibi uysal ve çaresiz.
PKK orada, bu herifin koruması altında barınıyor. Bırakın askeri önlem almayı bir yana, bugüne kadar bizimkilerden Barzani aleyhine bir söz duydunuz mu?
Burada her gün kaldırdığımız şehit cenazelerinden söz etmeyeceğim.
Bakınız, bu işin en somut ve AKP’yi doğrudan ilgilendiren yönünü size bir kez daha aktarayım.
PKK, geçtiğimiz eylül ayında AKP Hakkari İl Başkanı Abdülmecit Tarhan’ı kaçırdı. Çaresiz kalan devlet bu adamın nerede olduğunu bilmiyordu.
Sonra günün birinde, yaklaşık bir ay sonra, Abdülmecit’i Kuzey Irak’tan getirdiler ve Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye soktular. Yani bu adam kaçırıldıktan sonra Kuzey Irak’a götürülmüş, Barzani bölgesinde koruma altına alınmış, belki de ağırlanmıştı.
Sadece bu ayıp bile bu hükümete yeter ama kime anlatacaksınız.
Sadece hükümete değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne yeter.
O halde nerede o anlı şanlı Türk Ordusu? Suriye sınırına tankları dizdirip şov yapan hükümet nerede?
Aynı önlemler niçin Barzani’ye karşı alınmıyor? Türk Ordusu terör üslerine niçin girmiyor veya giremiyor?
Barzani’ye sorabildiler mi “Ulan, bizim Hakkari İl Başkanı senin topraklarında ne arıyordu?” diye soramadılar!
Evimizi fareler basmış, çıktıkları delik belli. Tayyip vesaire ise o deliği tıkamak yerine, yan bahçedeki komşuyla uğraşıyorlar.
* * *
AKP’nin Suriye tezgahı tutmadı. AKP hükümeti Suriye olayında rezil oldu. Bu olayı iç siyaset sömürüsü yapacaklardı, milletten destek alamadılar. Çaldıkları ve yandaş-yalaka medyaya-TRT’ye çaldırdıkları savaş tamtamları boşa gitti. Bu atraksiyona, yapılan şovlara hiç kimse inanmadı. Son olarak “Silah ve mühimmat taşıyor” diye Ankara’ya jetler eşliğinde indirdikleri Suriye uçağı da fos çıktı. Aradan günler geçmesine rağmen, uçaktaki malzemeyi açıklamaları bir türlü mümkün olmadı…
Ve bunu da Rusya açıkladı:
“Uçakta silah ve mühimmat değil elektronik malzeme vardı.”
İş bu kadarla da bitmedi. Boşu boşuna ve durup dururken Rusya ile papaz olduk!
Peki bunca tantana sonrasında, Kuzey Irak’taki terör yuvalarına sevk edemedikleri Türk Ordusu, acaba Suriye’ye girecek mi?
Nah girecek!.. Girmeyeceği en baştan belliydi…
Çünkü bu sorunun yanıtını da ABD yetkilileri verdi:
“Hiç kimse endişe etmesin. Türkiye ile Suriye arasında herhangi bir çatışma olmayacak!”
Evet, sahibimiz aynen böyle dedi.
Tayyip’in vesairenin iç siyaset zamazingosu tutmadı, ellerinde patladı!


Emin Çölaşan