Her mevsime kendisi yakışır


Ekim ayının ortasında “havalar ne kadar sıcak gidiyor!” diyerek sevinemem.
Zira ekime hazan yakışır, hazana da hüzün!
Sonbahar geldiğinde bütün yaz taşıdığım pervasız ve coşkulu edadan sıyrılır, kendi kabuğuna dönüş yapan salyangoz misali içime kapanmayı severim.
Havalar erken kararacak, içim çabuk ürperecek, canım serserice sağda solda dolaşmayı reddedecek. Ev beni kendisine doğru çekecek.
Puslu bir Boğaz havasına penceremden bakarken şömineye odun atılacak, odunlar yavaş yavaş çatırdamaya başladığında ben üçlü koltuğa uzanacak, üstüme kırmızı ekose battaniyemi çekecek, yarı karanlık salonda önce odunların ateşle oyununu seyredecek, sonra ateşin sahnelediği senaryoda kendi siluetimi göreceğim.
İşte o an senaryoya el koyacak, önce ateşe, sonra zihnime kendi istediklerimi yaptıracağım.
O an tüm dizginler elime geçecek, kendi bahtını yaratan olacağım.


***


Ateşin karşısında puslu bir ekimin bir pazar günü göz kapaklarıma ağırlık çökerken her şeyin benim istediğim gibi olduğu bir oyunun ortasına dalacağım.
Mevsim hazan, kendi hayalimde bile artık masmavi sular, parlak gökyüzü, bikinileri ile yürek hoplatan kızlar yok.
Rüzgar bir gazete sayfasını peşine takmış oradan oraya fırlatıyor, küçük köpek bunu rüzgarın kendisi ile oynadığı bir oyun sanmış havada uçuşan gazetenin ardından ona pati atmak için koşturup duruyor.
Ben etrafı sapsarı yapraklarla dolu bir yolda yürüyorum, yanımda bir hanım. Ancak, öyle çıtır bir şey değil. Yaşı yaşıma, huyu huyuma uygun birisi. Hayattan onun kucağında ayrılmak istediğim kadın. Senelerdir kahrımı çeken insan. Artık daha çok geleceği değil de geçmişi konuştuğumuz dostum. En mahrem yerimdeki yaramı gösterebildiğim tıp dünyası dışındaki tek varlık!
Birden fark ediyorum. Resimde bir şey eksik. Torun yok! Önce hayıflanıyorum. Sonra fark ediyorum, senaryonun yazarı benim. İstersem önümüzde bir torun da koşturabilir.
Küçücük bir insan hemen kadraja giriyor.
İlla ki kız çocuğu.3-4 yaşlarında. Gözleri babaanneninki gibi masmavi. Saçlar kıvırcık. İster sarı, ister siyah.
Köpek gazete sayfasını kovalıyor, torunum köpeği!
Köpek torunumun varlığını hissettiği an bu kez canlı bir oyun arkadaşına kavuştuğu için daha da seviniyor. Torunumun yanına geliyor ve başlıyor olduğu yerde zıplamaya. Torunum köpek yavrusundan herhangi bir tehdit algılamıyor, o da başlıyor olduğu yerde zıplamaya. Öyle kahkahalar atıyor ki sonunda biz de önce kıkırdamaya, sonra gülmeye başlıyoruz.
Nasıl nedensiz sevilirse, nedensiz de gülünür!
Yeter ki, bahanesi hazır olsun.


***

Gözümün önünde bu film sahnesi oynarken yattığım yerde, şöminenin karşısında, battaniyenin altında dudağıma bir gülümseme konuyor. Bir kelebeğin çiçeğe konarken yaşadığı titreşim gibi gülümseme de dudağımda titriyor.
Karım o an üstümdeki battaniyeyi düzeltmek istiyor. Dokunuşu anında gözümün önündeki görüntüyü bozuyor.
Fark ediyorum ki, benim bir torunum yok.
Hüzünleniyorum!
Hazana hüzün yakışır.
Bu yaşta ve bu mevsimde huzura giden yol ise illa ki hüzünden geçer!
Önce elde edemediklerine hüzünlenirsin, sonra elde ettiklerine şükredersin!
Masmavi sular, parlak gökyüzü, bikinileri ile yürek hoplatan kızların olduğu pervasız hayal gelecek yaz başı kurulacak!