Erkek öğrenci ‘potansiyel tacizci’ mi?

Acaba hiç mi doğru bir kararı övemeyeceğiz, 21’inci yüzyılda hala mı abuk subuk olaylarla-kararlarla uğraşacağız, üzülüp duracağız diye düşünüyorum. Babam 25 yıla yakın süre milletvekili ve senatör olarak parlamentoda bulundu, bazen onun yıllar önce aldığı notlar elime geçiyor, inanın bugün hala aynı sorunlar veya benzerleri karşımızda.. Mesela o da “rüşvet” olayı üzerinde durmuş, önlenmesi için çalışmış ama bu konudaki konuşmalarını da hatırlıyorum, durumun düzeleceğinden çok ümitsizdi..

“Müfettiş gönderiyorsun, o da rüşvet yiyor, buna nasıl çözüm bulunabilir ki” diyordu (bence suçluyu binde bir de olsa yakaladın mı en ağır cezayı verip bunu da duyuracaksın, mükemmel çözüm bu Türkiye için. Batı’da niye yok?).. Mesela, Ermeni soykırım iddiasını bölgelerine giderek de araştırıyordu, bugün hala aynı noktadayız.

“Kadın ve çocuk tecavüzleri, kadın cinayetleri” konularında ise o yılları fersah fersah geçtik daha beter durumdayız. Belki ancak bugün, yeni Bakan’la çözüme biraz daha yakın, o kadar!

ARKADAŞ DEĞİL, SEKS OBJESİ!

Daha önce Mersin’de “erkek ve kız öğrencilerin birbirine 45 santimden fazla yaklaşması ve yan yana oturması” yasaklanmıştı, şimdi de Antalya Muratpaşa İlçesi Milli Eğitim Müdürlüğü “bu mesafenin 1 metreden az olmamasını” istemiş. Yani demek ki Türkiye’de kazık gibi yaşını başını almış, çoğu dede olmuş sapıkların işlediği iğrenç suçlara öğrencileri ortak edeceğiz.

Onların kafasına okulda kardeş gibi gördükleri kız arkadaşlarını “birer seks objesi” olarak sokacağız. Onlara “sizin de bu suçu işleyebileceğinizi düşünüyoruz” demiş olacağız. Bu karardan sonra okul arkadaşlarına hangi gözle bakmalarını bekliyor bu pek parlak buluşlu Milli Eğitim Müdürleri? Ve bu kararın arkasından okulda ve okul araçlarında ayrı bölümlere oturmaları, hatta bazı okullarda ve kurslarda zaten uygulaması çoktan başlamış olan ayrı araçlar, kız öğrenciye kadın öğretmen verilmesi gibi kararların gelmesi doğal değil midir?

MÜDÜRLER SORGULANMALI

Bizlerin okul döneminde, hatta anne babalarımızın döneminde böyle bir sorun yoktu, hiç de duyulmadı. Benim annem öğretmenliğe de Antakya Erkek Lisesi’nde başlamış ama (Antakya’nın en güzel kızıydı denmesine rağmen) tek bir sorun yaşamamış. Şimdi, 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde böyle bir sorun mu yaratacağız?

Erkek öğrencileri potansiyel tacizci yapan ve öğrenciler arasındaki doğal, temiz arkadaşlığı yok edecek bu uygulama derhal önlenmeli ve “bu müdürlerin davranışlarının nedeni” sorgulanmalıdır. Milli Eğitim müdürleri eğer “taciz”i önlemeye çalışıyorlarsa okullarda “kızlara, kadınlara saygı duymayı, onları rahatsız edici davranışlardan sakınmayı, taciz-tecavüz girişimiyle karşılaşıldığında neler yapılması gerektiği, hangi birimlere haber verilebileceği” gibi konuların öğretilmesini sağlasın.

Bakanlığa bilfiil zarar da veren bu çağdışı kararları filan duymak istemiyoruz artık!

****


Canını seven tuza dikkat etsin!

Bu ara o kadar çok seyahat ettim ki artık uzun süre yerimden kıpırdamak istemiyorum ama bu hiper aktif durumum yok mu kararlarımı unutturuveriyor bana..Neyse efendim, yine “konuşma yapacağım” bir toplantıya katılmak üzere gittiğim Ankara’dan dönerken tesadüfen uçakta Türk Böbrek Vakfı Başkanı ve aynı zamanda Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Dr. Timur Erk’le yan yana oturduk. Bir “gazeteci-kimya mühendisi” ne yapar bu durumda; sağlık konularına dalar değil mi, aynen böyle oldu..

Bir çok konudan söz ettik ama özellikle “aşırı tuz tüketimi” ile “sağlık” arasındaki ters orantıyı size de mutlaka bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çoğumuz tuz ve şekerin, pasta-çörek-börek gibi karbonhidrat ve yağlı yiyeceklerin fazlasının zararlı olduğunu bilmekle beraber tehlikeyi fazla dikkate almıyoruz. Oysa Dr. Erk genelde bir günde 6-7 gram tuz yeterliyken Türkiye’de insanların ortalama 18 gram tuz tükettiğini, bunun Adana-Urfa gibi yerlerde 24 grama kadar çıktığını söylüyor.

“Aşırı tuzun tansiyonu hızla yükselttiğini, şeker hastalığı ile hipertansiyon bir araya geldiğinde böbreklerin iflas ettiğini” anlattıktan sonra “Türkiye’de yaklaşık 60 bin kişinin böbrekleri işlevini yitirdiği için dialize girdiğini” belirtiyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma “gıdalardaki tuz oranı %10 düşürüldüğünde, hastaneye gidenlerin oranında %22 azalma olduğunu” göstermiş. Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk bu tehlike için 2 çözüm öneriyor;

1-Evlerde ve restoranlarda masada tuz olmasın, istek varsa getirilsin.

2-Ürünlerin üstüne “tuz miktarı” yazılsın ki günde 6-7 gramın fazlası kontrol edilebilsin. Benden hatırlatması, Sayın Erk’e çok teşekkürler.

****


Kutlanacak başarı!

Başrolünü ünlü sinema ve tiyatro sanatçısı Kevin Spacey’nin oynadığı, Shakespear’in “3. Richard” oyunu Türkiye’de büyük bir ilgiyle izlendi. Ben İstanbul dışında katıldığım toplantılar nedeniyle izleyemedim (dün de yazdığım gibi Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki “kadın paneli”ne, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde dün yapılan İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in konuşacağı toplantıya da çok üzülerek katılamadım) ama biletlerin bir günde tükendiğini, bakanların, milletvekillerinin bilet bulmak için sıraya girdiğini, izleyenlerin hayranlığını hala dinliyoruz.

Bu dünya çapında kültür-sanat olaylarını Türkiye’de de izletme gayreti gösteren, her şeyden önce bunu düşünen, planlayan kurum ve kuruluşlar takdiri, her tür övgüyü hak ediyorlar doğrusu.. Vodafone ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nı (İKSV) gönülden kutluyorum.

Ruhat Mengi
Vatan