Birkaç gündür İran’ın PKK lideri Murat Karayılan’ı yakaladığı sonra serbest bıraktığı yolunda haberler yayınlanıyor.
Medyamız olaya daha çok “ajan filmleri” muamelesi yaparak “İran Karayılan’ı nasıl yakaladı, nereye götürdü” türü yorumlarla yaklaşıyor.
Yandaş medya ise farklı. Onlar başka türlü bakıyor. Neden acaba?
İran Şii yapısına rağmen, “İslam devrimi yapan ülke” sıfatıyla Türkiye’deki siyasal İslamcıların toz kondurmaya pek yanaşmadığı bir devlet. Türkiye’deki hâkim Sünni yapıyla bağdaşmadığı halde, siyasal İslamcılar bu ayrımı görmezden gelerek İran rejimini övmekten de geri durmazlar.
Bu nedenle iktidar da İran’a konusunda bir açmazla karşı karşıya.
Doğu ve Güneydoğu bölgemiz Müslüman coğrafyaya komşu. Ancak hemen hepsi üzerinde de batılı güçlerin gözü var ve bölge dış müdahalelere açık.
Türkiye de NATO ve AB dolayısıyla Batı İttifakının bir parçası olarak bu operasyonların hep içinde oldu.
Sonuçta bu ülkelere yönelik her operasyon Türkiye’de “Müslümanlara karşı” olarak algılanıyor.
İktidar bugüne kadar Irak ve Suriye ile ilgili kamuoyu tepkisini aşmayı başardı.
Saddam elbette Müslümandı ama aynı zamanda zalim bir diktatördü. Halkına kan kusturuyor, muhaliflerini gözünü kırpmadan yok ediyordu. Suriye ile ise “göstermelik bir sevgi gösterisi” yapıldı. Oysa Suriye’nin başındaki Esad da tıpkı babası gibi bir diktatör. O da halkına zulüm ediyor. Başbakan Esad’ı kardeşçe kucakladıktan sonra defalarca uyardı, “halkına saygı göster, demokrasiye geç” dedi. Esad buna uymadı.
İki ülkeye de batı tarafından yapılan baskılar ve saldırılar, daha önce psikolojik olarak hazırlanan Türk kamuoyu tarafından makul ve mazur görüldü.
Ancak İran öyle değil. İran’da “Şeriat” hükümleri uygulanıyor ama Ahmedinejad Saddam ya da Esad gibi “diktatör” olarak algılanmıyor. Ülkedeki Molla kesimi bizdeki bazı tarikat liderlerini andırdığı için, onların üzerinden de etkili propaganda yapılamıyor.
Üstelik İran tıpkı şimdi Erdoğan’ın yaptığı gibi İsrail’e, Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya kafa tutuyor, tehditler yağdırmaktan çekinmiyor.
Batı İran’ı bir tehdit olarak görüyor ve “askeri müdahaleyi” bile konuşuyor. İran’a yönelik bir operasyonda “kilit ülkenin” Türkiye olacağını söylemek de yanlış değil.
Füze kalkanı konusunu “Bu bir NATO planı, ayrıca zaten İran’a karşı değil” diyerek savuşturmak şimdilik süreyi uzatabiliyor. Ama “o gün” geldiğinde Türkiye ne yapacak?
İşte sanıyorum şimdi Karayılan haberleriyle İran tıpkı Saddam’ın Irak’ı, Esad’ın Suriye’si gibi itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Türk halkının hassas noktasından hareketle İran PKK’ya destek veren, liderlerini Türkiye’nin operasyonlarından koruyan, PKK ile pazarlık yapıp kendini işin içinden çekerek saldırıları Türkiye’ye yönelten ülke konumuna sokuluyor.
Türk halkı tıpkı Irak işgaline, Suriye’ye baskılara karşı nasıl duyarsız hale getirildiyse, İran’a yönelik bir operasyonda da aynı duyarsızlığa itilmeye çalışılıyor.
Yoksa iktidarın yayın organı gibi çalışan bir gazete ve benzerleri günlerce İran aleyhine haberler yapsınlar ki..
*****
Ama olmuyor işte
CHP liderinin “Köstebek Beşir Atalay’dır” açıklaması elbette önemli bir haberdir. Konu daha önceden yazılmış osa bile ana muhalefet liderinin bunu açıklaması ve kayda geçirmesi belli ki iktidar kanadında ciddi bir sıkıntıya neden oldu.
Elbette bu haber üzerine Beşir Atalay istifa etmeyecek, AKP kurmayları hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edecekler ama, savunma adına yapılan acıklı söylemlerin üzerinde durmadan da edemeyeceğim.
İktidar yanlısı medya canhıraş biçimde Deniz Feneri’ndeki yolsuzluğu örtbas etmek isterken, Kılıçdaroğlu’nu “Kılıçdaroğlu, gizli olan soruşturma dosyasını kimler sızdırdı?” diye suçluyor.
Soru haklı olmasına haklı belki de, işte yıllardır “Nasıl oluyor da gizli soruşturma belgeleri işportada satılır gibi elden ele geziyor” sorularını soranlara karşı duyarsız kalınmasını izah etmiyor.
Star’ın etkili yazarlarından biri ise son yıllarda yaşadıklarımızı tamamen unutmuş herhalde ki “her olay göründüğü gibi olmayabilir” diyor. İlkesizlik ve çifte standardın bu kadarına da pes doğrusu.
Göründüğü gibi olmayan şeyler yüzünden yüzlerce kişi “suçlarını bile bilmeden” hapislerde çürüyor. Ahlakı, namusu, iffeti, dürüstlüğü bıraktım, bari biraz vicdanlı olun.
*****
Piri Reis nerede?
Kamuoyunun depremler konusunda engin bilgilendirmeleriyle yakından tanıdığı Profesör Celal Şengör dün yazdığım “Piri Reis nerede?” başlıklı yazım üzerine kısa bir not gönderdi. Bu notu sizlerle de paylaşmam gerektiğini düşünüyorum:
“Muhterem Can Bey,
Bugünkü yazınızda ‘Piri Reis nerede?’ diye soruyorsunuz. Bu soruyu okuyunca çok güldüm. Gerçi ağlamam lazımdı, zira, bu soruyu sormadan önce, ‘acaba Piri Reis hangi hazırlıklarla, hangi hedefe gitti?’ diye sorulması gerekirdi.
Türkiye’de Doğu Akdeniz’in jeolojisini ve genelde deniz jeolojsini en iyi bilen ekip İTÜ‘dedir. Hayır öyle değildir diyen varsa buyursun, hep birlikte uluslararası atıf endekslerine bakalım bu konuda ülkemizde kim ne yapmış.
Ancak Piri Reis sefere gönderilmeden kimse bize bu konuda hiçbir şey danışmadı. Beni Libya’nın Gulf Oil Şirketi bile danışman olarak Libya’ya çağırmış, Libya’nın Doğu Akdeniz’e bakan kıt’a kenarı üzerinde çalıştırmıştı. O çalışmadan çok ilginç bilimsel neticeler elde ettik.
Sayın Enerji Bakanı buyursun bir televizyon sohbeti yapalım. Orada bize (ve milletimize) Piri Reis’in nasıl hazırlanarak nereye gönderildiğini anlatsın. Bu konu beni bilimsel olarak da çok ilgilendiriyor. Soru basit: Ne biliyorduk, ne öğrenmeyi amaçlıyoruz, niçin?
Sevgiler, Celal.”
*****
Güzel gazetecilik (!)
Kemal Kılıçdaroğlu Deniz Feneri davasıyla ilgili olarak eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın köstebeklik yaptığını söyledi. Haber gazete ve televizyonların meşrebine göre kiminde sürmanşetten, kiminde ortalardan kiminde de küçük olarak yayınlandı.
Sabah Gazetesi ise ilginç bir gazetecilik örneği gösterdi. Köstebek haberi gazetenin birinci sayfasında hiç yok. 27. sayfada yayınlanan haberde ise “yalanlamalar” bölümü haberin üçte ikisini oluşturuyor.
Ama birinci sayfadaki karikatür bu olayı işlemiş. Tabii her zaman olduğu gibi iktidardan yana bir espriyle.
Belli ki, gazetecilikten geldiğini bildiğimiz karikatürist dostumuz, yazı işleri toplantısını izledikten sonra kendisine ana konu olarak bunu seçmiş. Bilemediği ise Sabah’ın bu konuda gazetecilik yapmaktan pek hoşlanmadığı..
*****
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri e.V. dosyasındaki köstebeğin, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay olduğunu iddia etmiş. İddialar doğru çıkarsa Sayın Bakan’a kızmamalı. Zira kendisi açılımdan sorumluydu, kendini kaptırıp fazla açılmış olabilir!
(Gani Yıldız)
Can Ataklı
Vatan