
SEVGİLİ okuyucularım, bilmeyenler için anımsatmak isterim. Özellikle genç kuşaklar, bu konuda yaşananları iyi bilmez. O yüzden özetle anımsayalım.
PKK terörü bundan tam 28 yıl önce, 1984 yılı ağustos ayında başladı. Örgüt ilk eylem olarak Eruh ve Şemdinli ilçelerini bastı. Devlet hazırlıksız yakalanmıştı, ayrıca teröristler de bugün olduğu gibi örgütlü değildi.
İki ilçemizde bütün kamu kuruluşlarını, jandarma dâhil işgal edip yaklaşık bir gün boyunca ellerinde tuttular ve sonra kaçıp gittiler. Olayların başlangıcı budur.
Turgut Özal döneminde yaşıyorduk. Sonra artan olaylar nedeniyle rahmetli beyefendi işi hafife alan demeçler vermeye başladı: “Bunlar üç beş çapulcudur.” Böyle olmadığını ilerleyen yıllarda iyice anlamış olduk da, işin maddi ve manevi maliyeti çok yüksek oldu.
Örgütün başı olan Apo Suriye’de yaşıyordu. Terör belasını oradan yöneten bu adamın astığı astık, kestiği kestikti. Artık her gün köyler ve ilçeler basılıyor, dağlarda çatışmalar çıkıyordu.
Ülkemizin güvenlik güçleri bu “Gerilla savaşına” alışık değildi. Yavaş yavaş öğreniyorduk.
Örgütün arkasında ABD vardı, başta Almanya olmak üzere çok sayıda Avrupa ülkesi vardı. Plan Türkiye’nin bölünmesiydi.
Bugün de öyle. 1990‘lı yılların başında hiç unutmadığım olaylar yaşandı. Almanya, Türkiye’ye askeri yardım olarak verdiği zırhlı araçların ve miğferlerin terör mücadelesinde kullanılmasına karşı çıktı. Zırhlı araçları ve miğferleri “Savaş alanından” çekmek zorunda kaldık.
O yıllarda her gün şehit cenazeleri kaldırılır, yaralı gazilerimiz Ankara’da GATA ‘ya sevk edilirdi. Tablo korkunçtu.
Elleri kolları, ayakları bacakları kopmuş yüzlerce genç asker ve polisimiz… Onlar bugün de aramızda.
O zorlu yıllarda hiç unutmadığım bir olay daha vardır. Bir astsubayımızın kolları bacakları kopmuş ve gözlerini yitirmişti. Kendisini GATA ‘da ziyaret eden komutanlara şöyle diyordu: “Komutanım, bana gözlerimi verin yeter.” İşte o sahneyi ekranda izleyince dayanamayıp ağlamıştım. O astsubay daha sonra şehitler kervanına katıldı.
Burada çok önemli bir konuya daha değinmek gerekiyor. PKK‘yı palazlandıran, ona güç kuvvet veren sadece yabancı ülkeler değil, aynı zamanda bizim içimizdeki hainlerdi.
Bazı gazeteciler, çok önemli adam (!) olan Apo’dan demeç almak için kuyruğa girmişlerdi.
Bunlar kendilerine verilen özel izinle terör kamplarına girip röportajlar yapar, ayrıca bazıları Apo tarafından kabul edilme onuruna (!) erişirdi.
Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibiler bu olanları çok iyi bilir!
Günün birinde Apo, bir grup Türk gazeteciyi Lübnan’da kabul etmişti! Onlara verdiği direktif şöyleydi:
“Bu görüşmeyi nerede yaptığımızı yazmayacak, ayrıca Türkiye’ye dönünce hiç kimseye söylemeyeceksiniz. Söyleyenin yanına bırakmam!”
Arkadaşlar öylesine korkmuştu ki, dönüşte bize bile söylemekten çekindiler.
Eğer bu ülkede PKK terörü 28 yıldan bu yana devam ediyorsa, bu olayda bizim satılmış medyanın büyük rolü ve katkısı olduğunu herkes çok iyi bilsin.
Gün geldi, Türk Ordusu ve Türk devleti ağırlığını koymaya başladı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Hatay sınırında Suriye’ye seslendi:
“Sabrımız taştı. Bu Öcalan’ı derhal sınır dışı etmezseniz, Türk yumruğu yüzünüzde patlayacaktır.”
Suriye korktu ve herifi sınır dışı etmek zorunda kaldı. Sonrası biliniyor. Döne dolaşa Türkiye’ye getirildi, 1999 yılında İmralı’da yargılanıp ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Terörün en azgın olduğu 1990‘lı yıllarda Türk ordusu gerekince Kuzey Irak’a girer, PKK ‘nın oradaki üslerini, inlerini ve mağaralarını temizlerdi… Çünkü işin ana karargâhı oradaydı. Bu yurtdışı operasyonlar yapılırken gerek ABD‘den ve gerekse AB ülkelerinden çatlak sesler çıkardı:
“Sizin başka bir ülkenin topraklarına girip silahlı harekât yapma hakkınız yok. Uluslararası hukuku çiğniyorsunuz.”
O zamandan beri Türkiye üzerinde oynanan oyunlara tanık oluyoruz. Amaçlarının şu veya bu biçimde Türkiye’yi bölmek olduğunu açıkça görüyoruz.
Geçmişte hiç değilse onurlu davranıyorduk.
Sonra geldik 2002 yılına. Adına AKP denilen bir parti iktidar oldu ve 10 yıldan beri Türkiye’yi yönetiyor!
Önceki yıllarda Güneydoğu ve terörün ana üssü olan Kuzey Irak dağları güvenlik güçleri tarafından nice şehitler pahasına temizlenmiş, terör neredeyse sıfırlanmıştı. AKP iktidar olduğunda terör en alt düzeyde idi.
Ancak gelin görün ki, AKP iktidarı ABD ‘nin kucağında oturuyor, emirleri bugün olduğu gibi oradan alıyordu. Üstelik bir de AB vardı ve iktidarın hayali AB‘ye girebilmekti!.. Ve bu ikisi de bastırıyordu: “Irak egemen bir ülkedir. Onun topraklarında operasyon yapamazsınız.”
Türk ordusu, AKP döneminde bir kez olsun Irak’a girip o pislik yuvalarını temizleyemedi… Çünkü dışarıdan icazet gelmiyordu!
Dünkü şu komediye bakın! Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz son Dağlıca olayı konusunda buyurdu:
“Her türlü tedbiri aldık! PKK’nın kaybı daha çok! Terör örgütü bundan sonraki saldırılarda daha büyük kayba uğrayacaktır!”
Acaba gırgır mı geçiyor, ciddi mi konuşuyor? Sonra devam ediyor:
“Olayın olduğu yer Irak sınırına çok yakın. Irak’tan geliyor, Türkiye sınırına atak yapıp geri gidiyorlar.” Şu acı itirafa bakın siz! Bu bir acizlik göstergesidir. Milli Savunma Bakanı demeye getiriyor ki “Irak’tan gelip vuruyorlar ama bu konuda yapacak bir şeyimiz yok. Çaresiz kaldık!” Sözlerinde gerçek payı var.
Hiçbir şey yapamıyorlar çünkü ordumuzun Irak’a girip oradaki terör üslerini temizlemesine ABD ve AB izin vermiyor… Çünkü adına Barzani denilen o iki paralık aşiret reisi, ABD ve AB’nin adamı. Bölgesinde çıkan petrolü onlara satıyor. Dolayısıyla ABD ve AB’nin koruma kalkanı altında yaşıyor.
Türkiye’de her gün şehit cenazeleri kalkıyormuş, teröristler Milli Savunma Bakanı tarafından da itiraf edildiği gibi Kuzey Irak’tan gelip vuruyormuş, kim takar!
Terör üssü AKP iktidarının yanı başında ama Mehmetçiği oralara sokup vurmak için yurtdışından onay alamıyor.
Hiç şaşırmayın!.. Bir ülke başkalarının emrinde olursa, olacağı işte budur.
Bu işin içinde din ticareti, din sömürüsü, Kuran kursları yok ki, Mehmetçik orada ne yapacak!..
Sonra da bize bu acılı ortam içerisinde nice komediler yaşatıyorlar… Genelkurmay Başkanı tabutların başında ağlıyor!..
Ağlamakla bir şey çözülmez. Çıksın ortaya ve Kuzey Irak’a girmek için hükümetten izin istesin. Bakalım alabilecek mi!
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç son rezalet için mazeret buldu:
“Teröristler hem sayıca fazlaydı, hem de silahları vardı!”
Teröristlerden üstü örtülü istirhamı, bundan sonra baskınlara hem az sayıda gelmeleri, hem de silah kullanmamaları!
Bu kafayla giderlerse, bakalım bundan sonra daha kaç şehidin tabutları ne zaman omuzlanır.
Emin Çölaşan
Sözcü