Bir Eğitim Devrimcisi "İsmail Hakkı Tonguç"



Tonguç Baba'yı Yitirişimizin 52. Yıldönümü‏

Türkiye’nin eğitim tarihinde önemli bir yeri olan köy enstitülerinin mimarları, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan Ali Yücel ve tabi ki alınan kararları ete kemiğe büründüren İsmail Hakkı Tonguç.

Nüfusun %80’inin köylerde yaşadığı, okuma yazma bilenlerin %19’unu köylülerin oluşturduğu bir Türkiye’nin, bu konuyu masaya yatırıp çözüm üretmesi gerekiyordu.

Yetiştirilen öğretmenlerin köylere gitmek istememesi, çoğu köyün okulsuz olması, padişahlığın eğitime gereken önemi vermemesi, okuma yazma seviyesinin %10’lar seviyesinin altında olmasının sebeplerindendi.

Tonguç, 3 Ağustos 1935 tarihinde vekaleten atandığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne, Hasan Ali Yücel’ in 1938 yılında Milli Eğitim Bakanı olmasıyla asaleten atandı.

Yaşarken ona ‘’Tonguç Baba’’ diye hitap edildi. Hazırladığı raporlarla üretime yönelik eğitimi savundu. Atatürk’ün talimatlarıyla okuma yazma bilen çavuşları, Temmuz1936’da kurulan Eskişehir Mahmudiye İlk Eğitmen Kursu’nda yetiştirme, ardından Mahmudiye ve Kızılçullu Köy Öğretmen Okulları ve nihayetinde köy enstitüleri mezunlarıyla eğitim ordusunu güçlendirdi.

İsmail Hakkı Tonguç yaşam öyküsünü, ‘’ Uygarlık, eşitlik, hakçasına paylaşılacak bir bolluk ve mutluluk getirecek bir Cumhuriyet’e inanmış bir kuşaktık. Ne var ki, ülkenin çalışma yaşamına katıldığımız yıllarda kendimizi giderek hızlanan bir bozulma, bir yozlaşma sürecinde bulduk. Çalışma yaşamımız bunun içinde inançlarımız doğrultusunda çırpınıp durmakla geçti. Onun için bu anılarda sevinçlerden çok düş kırıklıkları, mutluluklardan çok acılar vardır. Ama yeniden yaşamak olanağı bulunsaydı, tüm olumsuz koşullara karşın, yaşama hakkımı ben böyle kullanırdım! Yaşam öykümüm özeti budur…’’ diye belirtir.

Yaşamının düş kırıklığı ve acılarla dolu olması doğaldır. Dost bellediği Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, bakanlığı öncesi bir gezi sırasında kendisine, ‘’Sen bunları okutuyorsun ama yarın başımıza iş açmasınlar’’ derken, bakan olunca köy enstitüleri müdürlerine, ‘’ Köy öğretmenlerimizi daha bilgili ve milli duyguları daha sağlam yetiştirilmeli’’ diye mektup yazmıştır.

Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Şemsettin Sirer için, ‘’Hem dinci,hem laik görünen, ikili oynayan biri’’ değerlendirmesini yapmıştır. Onunla ilgili diğer aydınların değerlendirmelerini yazmaya gerek duymadım.

1950 Demokrat Parti İktidarı’nda Milli Eğitim Bakanı olan Tevfik İleri, 1944 yılında Samsun Bayındırlık Müdürü iken; Ladik Akpınar Köy Enstitüsü ziyareti sonrası izlenimlerini yazdığı, 19 Mayıs Dergisi’nde (Sayı 66), ‘’Tesadüfen görmemiş olanların katiyen bilmelerine ve tasavvur etmelerine imkan olmayacak şekilde yepyeni bir gençliğin, yepyeni bir neslin bu köy enstitülerinde yaratılmakta olduğunu zevk alarak, gurur duyarak gördük. Bugün dileğimiz…Yurt için de Büyük Türkiye için de çok faydalı olan bu köy enstitüleri davasının muaffak olması gerçekleşmesidir’’ diye özetler.

Tevfik İleri, bakanlığı sırasında 19 Kasım 1951 tarihinde mecliste yapılan gizli oturumda ise; ‘’Bu Hakkı Tonguç bir müddet Talim Terbiye’de kaldıktan sonra Atatürk Lisesi’ne resim hocası yapılmıştır. Hakkı Tonguç, değil İlk Tedrisat Umum Müdürü, değil Talim Terbiye Heyeti azalığı, değil resim hocalığı, Türk çocuğunun karşısına çıkamayacak kadar bu memlekete hiyanet etmiş, bir adam olması sıfatıyla onun oradan tutulup atılması şükür olsun, bize nasip olmuştur’’ diyor.

Köy Enstitülerinin kurulması kararını veren, ‘’Yaşadığım sürece köy enstitülerinin arkasındayım’’ diyen İsmet İnönü, Gerici cereyana teslim olarak, 1946 yılında onu görevden aldırttı. Tüm bunlar Tonguç’un yaşamından kesitler.

Devrimci tutum yaşam boyu her nerede olunursa olunsun, olumsuzluklarla mücadeleyi gerektirir. Bu tavrı kendi açıklamasından da görmek mümkün.

Cumhuriyet’in kazanımları halka doğru anlatılmadıkça, gerçekleri okuyarak öğrenmeleri sağlanmadıkça, demokrasinin şekil olmaktan ileri gidemeyeceğini belirten, aşağıdakinden daha net bir ifade olamaz.

Tonguç “Köy Enstitüleri II “ isimli yapıtında, “ Halka medeni bir insan topluluğu halinde yaşamanın ilk bilgilerini öğretme ve bir memlekette halk idaresini gerçekleştirme şartlarının en önemlisi, geniş anlamlı bir ilköğrenimi parasız ve mecburi kılmaktır. Bireyleri bu çarktan tamamen geçirilememiş milletlerde halkın kendisini idare etmesi mümkün olmamıştır. Bir ulus halk idaresini kuramadığı taktirde onun mukadderatı tek insanın veya küçük bir insan kümesinin eline geçer”.diye yazar.

Uzun yıllar o savaştan bu savaşa sürülmüş, çocuklarını savaşlarda yitirmiş halk, doğal olarak sessiz olur ve düşündüğünü söyleyemez. Olağan dönemlerde de; kendi ülkesinde yönetici baskılarıyla sindirilmesi onu hak arama mücadelesinden koparır.

Bu tespiti yapan İ.Hakkı Tonguç, İvriz Köy Enstitüsü’nü ziyaret ettiğinde; okul öğrencisi Mahmut Makal’ı konuşturmak amacıyla bir soru sorar. Heyecandan konuşamaması üzerine de, “600 yıldır baskı altında yaşamış bu halk elbette bir gün düşünmeye ve konuşmaya da başlayacak. Konuşturun bunları. Konuşturun ve düşünmeye, düşündüklerini rahatça söylemeye alıştırın” der.

Eğitimcinin nasıl bir eğitim vermesinde tutunda; topluma ve ülkesine karşı sorumluluklarını Tonguç, tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir. Bugünkü eğitimcilerle o dönemde yetiştirilenleri birbirinden ayıran en önemli fark, bu olsa gerek.



Osman Gazi Oktay
Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı