
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Dağlıca Şehitlerini uğurlarken gözyaşlarını tutamayıp ağlamış.
Necdet Bey'in fotoğraflarına bakınca nedense aklıma Doğan Güreş Paşa geliyor.
Emekli Orgeneral Doğan Güreş, 90'lı yılların ilk yarısında Genelkurmay Başkanı'ydı.
Tansu Çiller de Başbakan...
Güreş Paşa bir röportajında “Tansu Hanım şak diye emrediyor, ben tak diye yapıyorum!'' demiş, adeta emir subayı gibi konuşmuştu!
Çiller'e hayrandı!
Öylesine hayrandı ki,
Atatürk portresinin sağ tarafına Çiller'in yüzünün yarısını yerleştirmiş, böylece ortaya çıkan Atatürk-Çiller posterini, Tansu Hanım'a armağan etmişti!..
Paşa bu şaheser buluşuna alkış beklerken, büyük tepki almıştı!..
Doğan Güreş çok sertti.
Levent Kırca, “Olacak O Kadar Programı''nda, Kenan Evren'le kendisine etek giydirip balık tutturunca, küplere binmişti!.. Gülünüp geçilmesi, hatta teşekkür edilmesi gereken parodiyi ekrana getirdiği için, Sevgili Levent Kırca'ya söylenmedik söz bırakmamıştı!
***
Levent ucuz kurtulmuştu ama benim durumum daha vahimdi!
Çünkü büyük suç işlemiştim.
Beni Divan-ı Harbe, yani kurşuna dizilmeye kadar götürecek olan suçuma gelince...
O yıllarda Hürriyet Gazetesi'nde çalışıyor, Show TV'ye de Arena Programı'nı yapıyordum.
Günün birinde gazeteye bir video kaset ulaştı. Kaset PKK yapımıydı. Görüntüler Fransız televizyoncular tarafından çekilmişti.
Çekimler Kuzey Irak'ta, PKK'lıların genişçe bir alanda toplanmalarıyla başlıyordu. Askeri bir birlik gibi sıraya giren teröristlere talimat veriliyor, harita üzerinde de saldıracakları hedefin ayrıntıları gösteriliyordu.
Ağır silahlar ve roketler katırlara yüklendikten sonra, hedefe doğru yürüyüş başlıyordu. Gelinen yer, sınır karakolumuzun kuşbakışı görüldüğü yalçın bir tepenin doruğuydu.
Aşağıdaki karakol çim halı saha gibi aydınlatılmıştı. Işıl ışıldı. Bu görünümüyle adeta “Gel beni vur!'' der gibiydi!
Kaçakçıların güzergahı olduğu için çukura inşa edilmiş, terör başladıktan sonra da çevredeki kayalık tepelerde, PKK saldırılarına karşı hiçbir önlem alınmamıştı.
***
Daha fazlasını anlatmaya yüreğim elvermiyor.
PKK'lılar gece boyu karakola roket yağdırdılar. Önce ışıklar söndü ardından cephanelik infilak etti. Sabaha doğru karakolun tüm silahları susmuştu. Dağlıca acıları üzerine yüreğinizi bir kez daha yakmamak için, şehit sayısını da yazmıyorum.
Şu kadarını söyleyeyim...
PKK'lılar Kuzey Irak'taki inlerine dönerken sevinç çığlıkları atıyordu!
Sabaha karşı gelen bir helikopterin, karakol üzerinde iki tur atıp geriye dönüşünü hiç unutamıyorum.
***
Beni günlerce uykusuz bırakan bu kaseti ekrana getirmek, PKK propagandasına alet olmak anlamına gelirdi. Ayrıca yüreğim de elvermezdi. Ama ekrana çıkıp bir şeyler söylemem, karakolların konumlarının değiştirilmesi için uyarılarda bulunmam gerekiyordu.
Arena Programı'nda özetle şunları söyledim:
“Yıllar önce kaçakçılıkla mücadele etmek amacıyla çukur yerlere inşa edilmiş karakolların konumları mutlaka değiştirilmeli. Ayrıca çevredeki tepelerde baskınlara karşı pusu önlemleri almalı. Bunlar yapılmazsa, maalesef daha çok şehit veririz!''
Bana teşekkür etmesi gereken Doğan Güreş ne yaptı biliyor musunuz?
Ertuğrul Özkök'le haber gönderip “Uğur Dündar bu tür haberleri yapmaya devam ederse onu Divan-ı Harbe veririm!'' dedi.
Korkacak, sinecek bir gazeteci değilim.
Bu kez Şırnak Jandarma Alay Komutanlığı'nın denetiminden sorumlu olduğu bölgede, bir Hizbullah Kampı'nın eğitim faaliyeti yaptığını haber verdim. Haberi Şırnak Emniyet Müdürü'nün TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Soruşturma Komisyonu'na verdiği bilgilere dayanarak yaptım. Zira bölgede faili meçhul cinayetler rekor sayıya ulaşmış, bunun nedeni olarak da PKK-Hizbullah kapışması gösterilmişti.
***
Güreş Paşa beni Divan-ı Harbe göndermekten vazgeçip canımı bağışladı ama, Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdi!..
Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandım ve beraat ettim.
Aradan yaklaşık 20 yıl geçti...
Teröristler yine bir karakolumuzu vurdu.
8 Şehit, 19 yaralı...
Düşünün 20 yıl önce uyarmışım.
“Bu karakolların yerleri değiştirilmeli, yoksa çok baskın yer, çok şehit veririz!'' demişim.
Ama yine Dağlıca!.. Yine baskın!..
Bu kaçıncı Dağlıca baskını?
Yitip giden yiğitler kaçıncı şehitler?
Bizim topraklarımız içindeki karakollarda verdiğimiz şehit sayısını, gelişmiş ülkeler neredeyse savaşlarda vermiyor!
Bu tabloyu ortadan kaldırması gereken bir numaralı sorumlu ise gözyaşlarını tutamayıp ağlıyor!..
***
Peki Necdet Özel Bey'e bakınca aklıma niçin Doğan Güreş geliyor.
Bilemiyorum.
Silivri'ye, Hasdal'a sırtını dönüp, suçları henüz kesinleşmemiş silah arkadaşlarını unuttuğu için mi?
İnsanlar suç işleyip cezaevine düşebilir. Yargılama sonucunda hüküm de kesilebilir.
Ama insani ilişkiler kesilemez.
Hele çocukluktan, askeri ortaokullarda başlayan dostluklar!
Cezalar çekilir, dostluklar sürüp gider!
Ayrıca dost olmak, o kişinin suçuna ortak olmak anlamına da gelmez!
Sorumun cevabı bu mu olmalı, bilemiyorum?
***
Yoksa kalemine ve kişiliğine hayran olduğum Sevgili Bekir Coşkun'un iyi niyetli eleştirisine kızıp, onu saldırıların boy hedefi haline getirdiği, mahkemeye verdiği için mi Necdet Bey bana Doğan Güreş Paşayı hatırlatıyor?
İnanın bilemiyorum!
Silah arkadaşlarına Necdet Bey'i soruyorum.
“İyi insandır, iyi bir emir subayıdır!'' diyorlar.
Ama yine de Necdet Bey'in resmine bakınca aklıma niçin Doğan paşa geliyor, bir türlü çözemiyorum!
Uğur Dündar
Sözcü