TRT’nin yalan balonunu yargı patlattı



İki yıl önce “TRT de Yandaş Medyaya katıldı” başlıklı bir yazı yazmıştım.
Bu yazıda yeni atanan genel müdürün bağımsız olması gereken devlet kurumu TRT’yi tamamen hükümet yanlısı bir hale getirdiğini örnekler vererek anlatmıştım.

TRT’nin haberlerinin gazetecilik kuralları çiğnenerek hükümet yanlısı hale getirildiğini yazmış, kurumda yoğun bir kadrolaşmaya gidildiğini vurgulamıştım.
Bu haberlerin kaynağı TRT çalışanlarıydı. Çünkü Genel Müdür kendi dünya görüşüne uygun kişileri kritik görevlere atıyor, belli bir ideoloji doğrultusunda programlar hazırlatıyordu.

Adını gizli tutan bu kaynaklar kuruma atananların listelerini de göndermişti.
Bu belgelere dayanarak TRT’nin genel müdür tarafından nasıl iktidar yandaşı bir kadrolaşmaya götürüldüğünü ve kurumun nasıl iktidar borazanı haline getirildiğini yazmıştım.

Genel Müdürün emriyle TRT tarafından kişilik haklarının ihlal edildiği iddiası ile benim ve gazetenin aleyhine 5 bin lira istemli manevi tazminat davası açıldı.
Bu davadan benim hiç haberim olmadı. Ancak bazı okuyucularımın uyarısıyla Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 2 bin lira manevi tazminata mahkum edildiğimi öğrendim.
Bana ne bir celp geldi, ne ifadem, ne de savunmam alındı. Ama hakkımda mahkümiyet kararı verildi.

Mahkemeninbu sessiz sedasız aldığı bu kararı Avukatımız İlsu Çatak temyiz etti.
Bir süre sonra İlsu Çatak beni arayarak Yargıtay 3. Hukuk dairesi’nin yerel mahkemenin kararını bozduğunu bildirdi.

Aradan bir süre geçti. Avukat İlsu Çatak yine telefonla arayarak davanın geri gönderildiği yerel mahkemenin de açılan davanın reddine karar verdiğini bildirdi ve şu notu geçti:

“Yargıtay’ın bozma ilamı üzerine Ankara 4. Sulh hukuk mahkemesinin 2012/559 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamanın 18.06.2012 tarihli duruşmasında aleyhinize açılan davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararı yazıldığında tarafınıza ayrıca ulaştırılacaktır.

Bilginize sunar, iyi çalışmalar dilerim.”

Bu notu okuyunca güldüm. Yerel mahkeme hiç haber vermeden beni mahkum ettiğinde TRT bunu büyük bir keyifle yayınlamıştı. Bakalım şimdi ne yapacak?
Çünkü beni mahküm eden yerel mahkeme de Yargıtay’ın bozma kararına uyarak davanın reddine karar verdi. Yani dava düştü. TRT kaybetti.

Yalan bir yere kadar götürülebiliyor. Ondan sonra yalan balonları gerçek hukukcuların elinde bir bir patlıyor.

Çünkü yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmak için bütün uğraşmalara karşın Türkiye’de hala yargıçlar var.

***

Şimdi Yargıtay’ın bir ders niteliğindeki kararını aynen yayınlıyorum. Bu karar anlayana çok şeyler anlatıyor:

“T.C. Yargıtay 3.Hukuk Dairesi Başkanlığı
Esas No: 2012/879
Karar No: 2012/5026

YARGITAY İLAMI
İncelenen kararın Mahkemesi: Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 13/10/2011
Numarası: 2010/2748-2011/1989
Davacı: TRT Vek. Av. Mustafa Bayhan
Davalı: Hürriyet Gazetecilik Tufan Türenç
Vek. Av. Mirat İlsu Çalık (Çatak olacak)

Dava dilekçesinde 5.000,00 TL. tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

YARGITAY KARARI

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili kurumun Anayasa’nın 133. maddesi ve 2954 sayılı TRT Kanunu’na göre kurulmuş bir kamu kurumu olduğunu davalı Hürriyet Gazetesi’nin 25/10/2010 tarihli nüshasında ve internet sitesinde yayınlanan ve halen yayınlanmaya devam eden diğer davalı Tufan Türenç’in kaleme aldığı “TRT’de yandaşı medyaya katıldı” başlıklı yazıda kullanılan beyan ve ifadelerin tamamen gerçekdışı olduğu, müvekkili kurumun kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 5000 TL. manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve etmiş, mahkemece davanın kısmen kabulü ile 2000 TL. manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni, toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayına ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK.’nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.

Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konumun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.

Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anad ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konu olayda, objektif sınırlar içinde kalarak, görünen ve bilinen gerçeği kaleme almaktan ve yayınlamaktan başka eylemi olmayan davalılar hakkında kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmaya gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğine BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28/02/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan: K.YÜKSEL
Üye: A.ÖZÇELİK
Üye: N.Abacı UTKU
Üye: H.COŞKUN
Üye: F.PINARCI


Tufan Türenç