Mehmet Türker yazdı:"Peki Sen Ne Yaptın?!."

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Tayyip Bey‘in ilginç bir kişiliği olduğunu artık herkes biliyor!..
Çuvalladığı işleri bile “büyük başarı” olarak gösterme konusunda sanki doktora yapmış!..
Bunu bir meziyet olarak görüyor!..
İki gün önce Van deprem çadırlarında bir çocuk daha yetersiz beslenme ve soğuktan hayatını kaybetti!..
Tayyip Bey ise, dünkü grup toplantısında bu gibi olayların bir “istisna olduğunu” söylüyordu!..
***
Çocuğunu kaybeden anne çadırda yaşam şartlarının zorluğunu, yataklarının altlarının bile ıslak olduğunu anlatırken, Tayyip Bey grup toplantısında şu kadar kişiye sıcak yemek dağıtıldığıyla iftihar ediyordu!..
Tayyip Bey sonra rakamlara geçti!..
Şu kadar bin çadır, şu kadar yüz Mevlana evi, şu kadar konteyner, şu kadar bin battaniye!..
İyi de açlık, sefalet, soğukla mücadele ve ölümler devam ediyor!..
İnsanlar Van’dan kaçıyor, kent hayalet şehir haline geliyor!..
Çoğu depremzede TV kanallarının canlı yayınlarında “Bugüne kadar gelip durumumuzu soran olmadı” diye dert yanarken, Tayyip Bey‘in hayali başarılarına mı, yoksa karşımızda gördüğümüz manzaralara mı inanalım?..
***

Tayyip Bey grup toplantısında sanki mukayese imkanı varmış gibi, sözü 1940′lı yıllardaki depremlere getiriyor ve “Ne yaptı CHP?” diye soruyor?..
Sene 1920, sene 2011!..
Türkiye 1. Dünya Savaşı’ndan sonrasında Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış!..
Yeni yeni kalkınma hamleleri başlatılırken 2. Dünya Savaşı patlamış!..
Avrupa açlıktan kırılıyor, Türkiye’de ise ekmek ve patiska karneyle!..
Ülkedeki evlerin yüzde 70′i gaz lambasıyla aydınlatılıyor!..
Böyle bir dönemde arka arkaya depremler meydana gelmiş yine de yaralar sarılmış. Beyefendi CHP’ye, İnönü dönemine vuracak ya, “Ne yaptın CHP?” diye kükrüyor!..
***

Peki dünyanın bilmem kaçıncı ekonomisiyle sen ne yaptın?..
Uçaklar, helikopterler, gelen bunca yardımlar ve paralarla sen ne yaptın?..
9 yıldır iktidardasın, deprem için ne yaptın?..
Deprem vergilerini duble yollara gömdün!..
Senin İstanbul Belediye Başkanın, yıllar geçmiş Van depreminden sonra toplantılar yapıyor!..
9 yıldır iktidardasın, kalkmış bugün “çürük binaları yıkacağım” diyorsun!..
Sen ne yaptın?..
Usta oldun!..
Ne ustası?..
Çuvallamayı başarı gibi gösterme ustası!..

Mehmet Türker
SÖZCÜ
Devamı..…

Suay Karaman yazdı:"Sorospu Çocukları"

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
“George Soros kuruluşlarının Türkiye’de öne çıkmış en önemli simalarından biri ve aynı zamanda CHP parti meclisi üyesi olan Binnaz Toprak, parti meclisi toplantısında aday listeleri kesinleşirken Mustafa Balbay’a itiraz etmiş ve aday gösterilmemesini istemiştir. “Heybeliada Ruhban okulu açılmalı, Ekümenlik tanınmalı, iki dile sıcak bakıyorum, AKP ekonomiyi iyi yönetti, gelir ve zenginlik arttı” diyen Binnaz Toprak ve benzerlerinin CHP’de ne işleri var? CHP yöneticileri, kendi seçmenlerinden bunun gibi adaylara, Soros’tan beslenenlere, bölücülere, ırkçılara, Fettullah Gülen’e övgü düzenlere, numaracı cumhuriyetçilere, sağcılara, Kemalist ilke ve devrimlere inanmayanlarla nasıl ve hangi yüzle oy isteyecek?”
Yukarıdaki paragrafı, 25 Nisan 2011 tarihinde İlk Kurşun Gazetesi’nde yayınlanan yazımdan aldım. Binnaz Toprak’ı sorgularken ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da uluslararası para oyuncusu George Soros’un desteklediği Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) kurucu üyesi olduğu ortaya çıktı. Demek ki yeni CHP deyimi ile, Soros’tan beslenen TESEV’in yan kuruluşu anlatılmak isteniyormuş. Soros’tan her yıl iki milyon dolar alan TESEV, Kemalizm’le ve Atatürk’le vedalaşması için CHP’yi yeniden düzenlemekle görevlendirilmiştir. Bu görev partinin en üst kademelerinde, genel başkanlıkta da şekillendirilmiştir.
Dünyadaki turuncu devrimlerin mimarı Soros’un, Türkiye’deki uzantılarından birisi de TESEV’dir. Soros, kulağa hoş gelen Açık Toplum Enstitüsü üzerinden Türkiye’de TESEV gibi kuruluşlara para aktararak, siyaseti yönlendirmeye çalışmaktadır. Demokrasi getirmek adına çeşitli oyunlar oynayan Soros’un derdi, kapitalizmin egemenliğini kurmak için çalışmaktır. Mart 2011 tarihinde BBC’deki röportajında Soros; ”SSCB’nin dağıtılması için yapılan çalışmalarda bizzat rol aldım. Dünya, bu kadar petrolün parasını, Libya lideri Kaddafi’nin tek başına cebine koymasına izin vermeyecektir. İran’daki rejim de ayakta kalamayacaktır” demiştir.
Bir zamanlar Cem Boyner’in Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) adlı partisinin de gönüllü katılımcıları arasında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu, 2009 Kasım’ında Dersim olayları nedeniyle Atatürk’ü savunan Onur Öymen’i ‘gereğini yapsın’ diyerek istifaya zorlamıştı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun isteği üzerine milletvekili adayı olduğunu söyleyen CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, 10 Kasım 2011 tarihinde Zaman Gazetesi’ne verdiği Dersim konusundaki demecine, CHP’ye ve Atatürk’e saldırılarına, genel başkan, genel merkez yöneticileri tepkisiz kalmıştır. Bu tepkisizlik üzerine 12 milletvekili yaptıkları basın açıklamasıyla; “genel başkanla, genel merkezin ‘sessizlik ve tepkisizliğinin’ dolaylı yoldan söylenenleri onaylamak anlamına geleceğini” bildirmişlerdir. Ne yazık ki diğer CHP milletvekilleri bu konuda bir açıklama yapamamış ve görüş bildirememişlerdir.
Kemal Kılıçdaroğlu, 12 CHP’li milletvekillerinin bildiri yayınlamasını, “Grup Başkan vekilliğinden izin alınmadan böyle bir toplantının yapılmasını uygun görmüyorum. Bu partide bir disiplin olacaktır. Herkes o disipline uyacaktır” sözleriyle değerlendirdi. Parti sözcüsünün açıklamasına göre, hem Hüseyin Aygün, hem de bildiri yayınlayan 12 milletvekilinin savunmasının alınacağı bildirildi. Aslında Kılıçdaroğlu’nu, Atatürk’e dil uzatan değil, ona karşı çıkanlar kızdırmış olmalı ki, aklına parti disiplini gelmiş. Parti disiplini, Fettullah’ın gazetesine abuk sabuk demeçler verirken neden gelmiyor? CHP’li olmayan birini CHP’ye davet ederek milletvekili yapan Kılıçdaroğlu’na sormak gerek: Atatürk’ü suçlayabilen Hüseyin Aygün’ü CHP’nin değerli seçmenlerinin oylarıyla milletvekili yapmaktaki amacınız ne idi, amacınıza ulaştınız mı? Özü Kemalizm olan CHP’ye her önüne geleni alan anlayış ve tutarsız politikalar, CHP’yi oy verdiği seçmenlerden uzaklaştırmakta ve partinin içini boşaltmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkan olduktan hemen sonra, CHP politikalarının nasıl olması konusunda “Arama Konferansı” adı altında İstanbul ve Van’da iki toplantı düzenletmişti. Toplantıya kimlerin katılacağı, kimin konuşacağı ve hangi konuların masaya yatırılacağı, TESEV’in yönetim kurulu üyesi Oğuz Babüroğlu tarafından organize edilmişti. Van toplantısında “Kürt sorunu” hakkında hazırlanan rapor, CHP ilkeleriyle tamamen çelişmektedir. TESEV’in çalışmalarına katılmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, TESEV’in kucağına CHP’yi oturttuğunun farkında mı? Acaba bu toplantılar, CHP’nin Libya tezkeresine onay vermesini sağlamış mıdır?
Bugün CHP’nin getirildiği durum tesadüf değildir; TESEV gibi kuruluşların desteğiyle bilinçli bir yönlendirme yapılmaktadır. Kemalizm’in ilke ve devrimlerine inanan, tam bağımsızlıktan yana olan gerçek partililer, bu gidişten memnun değillerdir, mutsuz ve umutsuzdurlar. Moon tarikatının toplantısına giden CHP Genel Başkanından sonra, şimdi de TESEV’in kurucusu olan CHP Genel Başkanı ortaya çıkmıştır. Ancak bilinçli ve kararlı bir dik duruş, bütün bu olumsuzlukları silecektir. Büyük önder Atatürk, kendisinden sonra genel başkanlık koltuğuna oturanları görseydi, ne yapardı? Kasım 1919 tarihinde, İstanbul’dan dört edebiyatçı, Anadolu’ya geçerek, Mustafa Kemal ile görüşürler. Mustafa Kemal, Vala Nurettin ile Nazım Hikmet’i Bolu’ya öğretmen olarak gönderir. Faruk Nafiz’i, Osmanlı Mebusan Meclisi’nden madalya aldığı için, Yusuf Ziya’yı ise Ali Kemal’in gazetesinde sanat eleştirileri yazdığı için geri gönderir. Büyük zaferler, büyük işler geçmişi belirsiz ve karanlık insanlarla kazanılamaz, yapılamaz.
Tunceli’li Seyit Rıza’nın öncülüğündeki Dersim isyanı, ortaçağ özlemcileri için bir fırsattı. Devletler, isyanları silahla bastırırlar; çiçekle karşılayarak bastırılan isyan görülmemiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan on sekiz isyan da gerici harekettir, bölücü harekettir, cumhuriyete karşı yapılan başkaldırıdır. Bunlardan Şeyh Sait ve Dersim İsyanı, yabancı ajanların kendi çıkarları için tahrik ettikleri ayaklanmalardandı. Atatürk’ün yanı başında ulusal kurtuluş savaşına var gücüyle destek veren Diyap Ağa da, Tunceli’liydi. Ankara yakınlarına gelen Yunan ordularının yarattığı korku ile “meclisi Kayseri’ye taşıyalım” diyenlere, Diyap Ağa’nın; “buraya savaşmaya mı, yoksa kaçmaya mı geldik?” sözüyle gösterdiği yürekli ve dik duruş belleklerdedir. Ne yazık ki emperyalizme hizmet edenler, Diyap Ağa yerine Seyit Rıza’ya hayrandırlar.
Ülkemiz çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır ve bir sivil darbe yaşanmaktadır. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, hukuksuzluk, açılım adı altında ihanete varan gelişmeler, terör, Suriye’ye karşı emperyalizmin maşalığı gibi olumsuzluklar gölgelenmek istenmektedir. Bunun için numaracı cumhuriyetçiler, tarikatçılar, bölücüler, yerli ve yabancı işbirlikçiler bir araya gelerek, emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektedirler. Bunların hedefleri Cumhuriyet Halk Partisi, Silahlı Kuvvetler ve yurtsever güçleri sindirerek, Atatürk’ü yargılamak ve Kemalizm’e son vermektir. Ulusal ve Kemalist bilinç düzeyleri yeterli olmayanlar da, bu yapılmak istenenlere alet olmaktadırlar. Kemalist ve yurtsever mücadele yerine, Soros’lu, TESEV’li mücadele yapanlara, hak ettikleri yanıt er ya da geç verilecektir. Soros’un çocuklarından, ülkemize yarar beklemek, saflık değil hainliktir. Herkesin bilmesi gerekir ki, emperyalist güçlerin ve Soros’un çocuklarının her türlü oyunları boşa çıkacaktır, Atatürk’ün laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.

Suay Karaman
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri
Devamı..…

Doç.Dr.Hüner Tuncer:"Atatürk'le Ne Alıp Verecekleri Var?.."

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Gün geçmiyor ki, iktidar mensupları tarafından Atatürk’e sataşılmasın! Her gün gazeteleri yüreğim ağzımda olarak okuyorum, çünkü “Atatürk’e ihanet”e tahammül gücüm hiç kalmadı artık.
Bu kez de, AKP milletvekillerinden biri, Atatürk’ün manevi kızı olan, dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in İstanbul’daki havaalanına verilmiş olan isminin kaldırılmasını istemiş! Peki, buradan herkese soruyorum: Acaba AKP milletvekillerinin, Atatürk’e bir vesileyle sataşma ve O’nun ismini küçültmeye çabalama dışında, uğraşacak başka sorunları kalmadı mı?..
Büyük Atatürk, Sabiha Gökçen’in dünyanın ilk askeri pilotu olmasını istemiş ve Gökçen de, Atatürk’ün bu isteğini büyük bir heyecan ve hevesle yerine getirmişti. Sayın Turgut Özakman Hocamız, “Cumhuriyet” isimli kitabında (İkinci Kitap), bakın Sabiha Gökçen hakkında neler yazmış, bunları bir kez daha anımsayalım. Sabiha Gökçen’in kaleminden: “Cumhuriyet Bayramı yine sevinç içinde kutlandı (1937 yılı). Ben de törende uçağımla akrobasi hareketleri yaptım. Dönüyor, pike yapıyor, yükseliyor, taklalar atıyordum. Yere yaklaştıkça halkın heyecan içinde bağırışlarını duyuyor, onlara el sallıyordum. Beni görüyor ve coşuyorlardı. Son olarak Atatürk’ü ve şeref tribününü selamlayacaktım. Uçağım neredeyse yere değecekti. Atatürk, tribünün önünde ayakta duruyordu. Tam önünden geçerken selamımı verdim. Sonra havaalanına indim. Uçağı değiştirdim. Tören için geçecek filonun başında yerimi aldım….”
Bu satırları okurken, şimdi bile yüreğim sıkışıyor ve gözyaşlarıma hâkim olamıyorum. İşte, Atatürk’ün koruyuculuğu altındaki böyle cesur ve nitelikli bir kadının, çok haklı olarak ve yerinde bir kararla isminin bir havaalanımıza verilmesini nedense AKP’liler bir türlü hazmedemiyorlar!
Ülkemizde ta 1930’lu yıllarda, Atatürk’ümüzün öncülüğü altında kadın-erkek eşitliği sağlanmış ve o zamana değin “erkek mesleği” olarak sayılan bir meslekte bir kadının da yer alması, yine Büyük Atatürk’ün girişimiyle gerçekleştirilmişti. Bu, kadınlarımızı çok çocuk doğurmaya özendiren ve kadınları sosyal yaşantıdan uzaklaştırmayı hedefleyen günümüz iktidar mensuplarının kolay kolay hazmedebilecekleri bir lokma değil pek tabii ki!
Sabiha Gökçen ve onun gibi mesleklerinde “ilk” olma onuruna sahip diğer kadınlarımız ki, bunların içinde ilk kadın Ziraat Yüksek Mühendislerinden biri olan annem Dr. Hadiye Tuncer de vardı, Atatürk döneminde ortaya çıkartılmış ve bugün özellikle biz kadınların, göğüslerimizin iftiharla kabarmasına neden olmuştur. Bu gerçekleri yadsımaya, olayları tersine çevirmeye ve Cumhuriyet’ten geri adımlar atılmasını sağlamaya hiçbir siyasal iktidarın gücü yetmez ve yetmeyecektir de!
Saati geriye almaya kimsenin gücü yetmez! Sabiha Gökçen gibi öncü kadınlarımızın izinden gidecek olan Türk kadınları, bugün ve yarın, ülkemizin her alanında isimlerini duyurmaya ve isimlerinin anılmasını neden olmaya devam edecektir!
Doç. Dr. HÜNER TUNCER

İLK KURŞUN
Devamı..…

IMF’den krizdeki ülkelere yeni kredi

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Uluslararası Para Fonu (IMF), ekonomik ve finansal krizin yayılma etkisini azaltmak üzere kısa vadeli likidite ihtiyacı duyan ülkelere yönelik yeni bir kredi imkanını devreye sokacağını bildirdi. Fondan yapılan yazılı açıklamada, ödemeler dengesi konusunda kısa vadeli likidite sıkıntısı yaşayan ülkeler için yeni bir kredi hattı sunulacağı belirtilerek, IMF İcra Direktörleri Kurulu’nun “İhtiyati Likidite Hattı (PCL)” olarak adlandırdığı bu yeni kredi kolaylığına yeşil ışık yaktığı vurgulandı. IMF Başkanı Christine Lagarde açıklamada, dün uygulamaya konan reformların, Fonun politik ve yapısal anlamda görece güçlü üyelerinin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılamasına yardımcı olacağını belirtti.

Yeniçağ
Devamı..…

Trans Hazar Boru Hattı savaş çıkarabilir

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Türkiye’den geçerek AB’ye ulaşacak Trans Hazar Boru Hattı Rusya’nın “Gürcistan gibi bombalarız” tehdidine maruz kaldı.
Hazar Denizi’ndeki sınır anlaşmazlıklarının çözülmemesinden dolayı, Avrupa’ya gaz gönderme rekabetinin Hazar Denizi’nde silahlı bir çatışmaya yol açabileceği ileri sürüldü. Rus “Nezavisimaya Gazeta” dünkü sayısında, “Hazar Denizi’nde Savaş Çıkabilir” başlığıyla yayımladığı haberde, Avrupa’ya gaz temini konusunda yaşanan rekabetin sınır sorunlarının çözülmediği Hazar Denizi’nde silahlı çatışmaya yol açabileceği ileri sürüldü. Haberde Rus uzmanların da bu konuda Rusya’nın pozisyonunu göz ardı etmenin kesinlikle 2008 yılında Gürcistan ile yaşanan benzeri bir silahlı çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunduğu kaydedildi. AB’nin Rusya’nın TCP’nin inşası konusunda engel çıkarmamasını istediği ifade edilen haberde, AB’nin buna karşı olarak Rusya’nın büyük önem verdiği Güney Akım Doğal Gaz Boru Hattı’nın inşasını engelleme tehdidinde bulunduğu ileri sürüldü. Haberde, Türkmenistan ve Azerbaycan’ın söz konusu boru hattının kendi ulusal sınırları içinde inşa edileceğini belirttiği vurgulandı.

Askeri ve siyasi nedenler
Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkeleri Enstitüsü Başkanı Mihail Aleksandrov da Moskova’nın Hazar Denizi’nin yasal rejiminin ihlaline izin verememe nedeninin haklı olduğunu belirterek, “İran ile yapılan anlaşmalar üçüncü ülkelerin askeri üslerinin ortaya çıkması da dahil bölgede meşru bir anarşiye yol açabilir” dedi.
Moskova’nın böylesi bir durumda 2008 yılında Gürcistan’a karşı aldığı önlemin benzerini almak zorunda kalacağını ileri süren Aleksandrov, “Bu defa Bakü ve Aşkabat’ı uluslararası hukuka uymaya zorlayacak. Bunu da başka bir dilden anlamamaları halinde muhtemelen hava operasyonlarıyla yapmak zorunda kalacak” iddiasında bulundu.

TPAO ve Shell arasında stratejik ortaklık
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile İngiliz enerji şirketi Shell arasında Antalya Açık Deniz/Güneydoğu Anadolu Bölgesi alanlarını kapsayan, arama, üretim paylaşım anlaşmaları imzalandı. Törenle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın şahitliğinde gerçekleşen iki anlaşmaya, TPAO adına Genel Müdür Mehmet Uysal, Shell adına da Royal Dutch Shell Uuluslararası Arama ve Üretim Başkanı Malcolm Brinded imza koydu. Anlaşma ile iki firma Antalya açıklarında önce sismik arama, ardından da sondaj faaliyetlerinde bulunacaklar. TPAO ve Shell Güneydoğu’da ise şeyl gaz (kaya gazı) üretiminde faaliyet gösterecek. TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, Antalya ve Güneydoğu’da yapılacak sismik arama, sondaj ve üretim faaliyetlerinde tüm masrafların Shell firması tarafından karşılanacağını bildirdi.Royal Dutch Shell Uluslararası Arama ve Üretim Başkanı Malcolm Brinded de yaptığı açıklamada, Shell’in Türkiye’deki faaliyetlerinin 1923’te başladığını belirtirken, “Cumhuriyetin kuruluşundan beri buradayız, önümüzdeki uzun on yıllarda da burada olmak istiyoruz” dedi.Güneydoğu’da farklı bir ortamın söz konusu olduğunu ifade eden Brinded,burada test etmek açısından ilk aşamada 5 kuyunun açılacağını ama zamanla bunun 10’un üzerine çıkacağını düşündüğünü kaydetti.

Yeniçağ
Devamı..…

Seyfülislam’ı Bedevi rehber ihbar etmiş

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Libya’da Seyfülislam Kaddafi’nin nasıl yakalandığının üzerindeki sır perdesi aralandı. Seyfülislam’ın kendisini Nijer’e götürecek konvoya rehberlik etmek için 1 milyon euroya anlaştığı bedevi çöl rehberi Yusuf Salih el Hotmani tarafından ihbar edildiği anlaşıldı. El Hotmani, kendisine rehberlik teklifi yapıldığında konvoyda Seyfülislam’ın bulunduğunun söylenmediğini ancak kendisinin onu tanıyıp, Zintanlı savaşçılara Nijer yolunun kum tepeleri ile çevreli bir bölgesinde pusu kurmaları için haber verdiğini anlattı. Bu arada ülkede yeni hükümet kurulurken Seyfülislam’ı ele geçiren Zintanlı askerlerin komutanı Usame el Cuvali Savunma Bakanlığı’na atandı.


Yeniçağ
Devamı..…

Türkiye’nin ipini çektiler

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Hükümet, kredi rating kuruluşlarından kredi notumuzu artırmasını beklerken, Fitch Türkiye’nin notunu durağana çevirdi. İMKB çökerken, dolar fırladı.
Türkiye kredi rating kuruluşlarından ’yatırım yapılabilir ülke’ notu beklerken, tam tersi oldu ve kredi notu durağana çevrildi. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin “BB” olan yerel ve yabancı para cinsinden uzun vadeli kredi notunu teyit ederken, not görünümü “Pozitif”ten “Durağan”a çevirdi. Bunun üzerine serbest piyasada dolar 1.87 TL’ye fırlarken, İMKB’ye satış baskısı geldi. Kuruluştan yapılan açıklamada, not görünümünün revize edilmesinde, yüksek düzeydeki cari açığını azaltmaktaki güçlüklerle karşı karşıya bulunan Türkiye’nin makroekonomik istikrarında kısa vadeli risklerde artış olmasını yansıttığı ifade edildi. Uluslararası Kredi Derecelendirme kuruluşu Fitch Rating, Türkiye’nin BB+ olan kredi notunu teyit ederken, görünümünü Pozitif’ten Durağan’a çekti. Fitch, Türkiye’nin cari işlemler açığını azaltmakta zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Fitch ayırca şu açıklamayı da yaptı:

Büyüme gelecek yıl % 2.2
“Türkiye ekonomisi 2011’in ilk yarısında aşırı ısındı. Ekonomik aktivite ve kredi artışı son aylarda yavaşladı. Türkiye’de yüksek dış finansman zorluğu global bozulmalara karşı kırılganlığını artırıyor.”
Fitch’in EMEA Bölge Sorumlusu Ed Parker, Türkiye’nin, düşük tasarruf oranlarına sahip olması ve önemli dengesizliklere çözüm üretmeksizin güçlü büyümeyi sağlayamayabileceği için makroekonomik performanısının çok dalgalı olduğuna işaret ederek Türkiye’nin ekonomisinin banka kredilerinde yıllık bazda yüzde 36’lık artışın, gayri safi yurtiçi hasılada çift haneli büyümeyi desteklemesi ve artan enflasyon ve cari açıktaki yükselişle birlikte ekonominin “aşırı ısındığına” dikkat çekti. Geçen aylarda ekonomik faaliyetlerde ve kredi artışında yavaşlama olduğunu belirten kuruluş, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 7,5 ve gelecek yıl yüzde 2,2 büyüyeceğini tahmin etti.

Kapanışa doğru alım geldi
Fitch’in açıklamasının ardından borsaya gelen hızlı satışlarla 1250 puana yakın değer kaybeden İMKB 100 endisi seans sonuna doğru gelen alımlarla günü 894,87 puan azalarak 51.091,51 puandan kapattı.. Hisse senetleri günlük bazda ortalama yüzde 1,72 oranında değer yitirdi. Açıklamanınhemen ardından 1.8760’a kadar çıkan dolar, serbest piyasa kapanışta 1.8670’e indi.

Yeniçağ
Devamı..…

İşte ekonomisi büyüyen Türkiye fotoğrafı

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

Koca mahalle, çöpten ayakkabı kapmak için birbirini parçaladı
Antalya’da bir ayakkabı mağazasının, seri sonu, modası geçmiş ve çiftleri kaybolmuş ayakkabıları çöp konteynerine atması üzerine mahallede oturanlar, çöpe hücum etti. Muratpaşa İlçesi’nin Güllük Caddesi üzerinde bulunan yanyana iki çöp konteynerinin ağzına kadar kullanılmamış ayakkabı ile dolu olduğu söylentisi yayılınca mahalleli caddeye akın etti. Ayakkabıları kapışırken birbirlerini ezen mahalleli, iki konteyneri 10 dakikada boşalttı. Caddeyi kullanan ve kalabalığa doğru geldiğinde ayakkabı kapma yarışına giren bir vatandaş, Konya’ya gideceğini ve giderken parası olmadığından hediye götüremediği için üzüldüğünü söyledi. Vatandaş, “Allah’tan burayı buldum. Şimdi Konya’daki herkes için ayakkabı uydurmaya çalışıyorum. Keşke çöpe atmak yerine kaldırıma koysalardı” dedi. Ayakkabı alma telaşında olan bir kadın ise gazetecilere tepki göstererek, “Bizi niye çekiyorsunuz. Asıl bu ayakkabıları çöpe atanları çekin” diye sitem etti. İşyeri sahibi, ayakkabıların bir kısmını modası geçtiği için bir kısmını serisi kaybolduğu için bir kısmını da çiftlerini bulmakta güçlük çektiği için attığını bildirdi. Ayakkabı kapma yarışına katılan ve isminin yazılmasını istemeyen bir başka vatandaş ise “6 kişilik bir aileyiz, babam 4 yıldır işsiz, ben hammallık yapıyorum 2 kardeşim okula gidiyor, sözde devlet okulu diyorlar ama para almadan da okula sokmuyorlar, yiyecek ekmeği zor bulan bir ailenin çocuğu olarak bu ayakkabıları görünce ben de kalabalığa daldım, modasına tekine çiftine bakmadan elime ne geldiyse kaptım, yapacak başka birşeyim yok, yalın ayak gezmektense modası geçmiş ayakkabı giyimek daha iyi inşallah bu götürdüklerim kardeşlerimin ayağına uyar.”

Yeniçağ
Devamı..…

800 Boşnak’ı katleden caniden itiraf

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Srebrenitsa’daki soykırıma katılan Slovenya kökenli Kos, yaşadıklarını “Öleceklerini anlayınca sakince sıraya geçerler, biz de sırtlarına ateş ederdik” diye anlattı.
Srebrenitsa’da Temmuz 1995’te katledilen 8 bin Boşnak’ın yaklaşık 800’ünün idam edilmesine katılmaktan yargılanan Slovenya kökenli Franc Kos, Bosna’daki mahkemede yapılan duruşmada, Srebrenitsa’daki soykırımla ilgili tanıklık yaptı. Srebrenitsa yakınlarındaki Branjevo kasabasına getirilen Boşnakların idam edilmesine katıldığını anlatan Kos, Srebrenitsa’da esir alınan ve Branjevo’ya getirilen Boşnakların infazına, kendisinin de üyesi olduğu eski Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun 10. Birliği’nin mensuplarının katıldığını kaydetti. Kendisiyle birlikte aynı suçtan yargılanan Bosnalı Sırplar Stanko Koyiç, Vlastimir Goliyan ve Zoran Goronja’nın da idamlara katıldığını söyleyen Kos, otobüslerle getirildikten sonra dışarıya çıkartılan esirleri, otomatik tüfeklerle ateş ederek öldürdüklerini dile getirdi.
Kos’un, Boşnakların infazında hazır bulunan bütün askerlerin en az bir kişiyi öldürmek zorunda kaldığını, bunun sebebinin de tanıklık yapacak kimsenin kalmaması olduğunu söylediği belirtildi. Kurbanların idam sırasındaki davranışlarıyla ilgili savcının sorusunu da yanıtlayan Kos, kurbanların o anların yaklaştığını anlayınca sakin göründüğünü ve çoğu zaman sustuğunu anlattı. Kos, “İdam edilecekleri yere sakince yürüdüler. Bazıları sessizce bir şeyler söylerdi, bazıları bize küfrederdi. İdam edilecekleri yerde sıraya geçerlerdi ve biz sırtlarına ateş ederdik” diye konuştu. Srebrenitsa yakınlarındaki Branjevo’nun yanı sıra, Doğu Bosna’daki diğer yerlerinde de savaş suçlarına karıştığını anlatan Kos, bazı diğer savaş suçlarına tanıklık ettiğini de ifade etti.

Tutuklu yargılanıyor
Bosna Hersek’in talebi üzerine geçen yıl Hırvatistan’da gözaltına alınan ve daha sonra Bosna Hersek’e iade edilen Kos, Bosna mahkemesince, Srebrenitsa’da Temmuz 1995 yılında işlenen soykırıma katılmaktan tutuklu olarak yargılanıyor.

Yeniçağ
Devamı..…

Öymen, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan ayağına gitti

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
CHP’li Onur Öymen Abdullah Gül’ün İngiltere Başbakanı Cameron’u makamında ziyaret etmesine tepki gösterdi
Öymen: İtibar açısından bir cumhurbaşkanı kendisinden düşük rütbeli kişilerinmakamına gitmez...
Eleştirilerini, “Cumhurbaşkanı nerede ikamet ediyor ise Başbakan gelip onu ziyaret eder” diyerek sürdüren Öymen, Gül’ün İngiltere için söylediği “ezelden ebede dostluk” ifadesi için şu değerlendirmeyi yaptı: Lloyd George’un Türkiye hakkındaki konuşmalarını duymamış. Yunanları Anadolu işgalinde en çok destekleyen İngilizlerdi...
Katedralde saygı duruşu!
Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, Westminster Katedrali’ni ziyaret ederek meçhul asker anıtına çelenk bıraktı. Katedralin Başpiskoposu John Hall, Gül çiftine ziyaretleri sırasında eşlik etti. Gül, katedralden ayrılmadan önce şeref defterini de imzaladı.

Cumhurbaşkanı Gül Cameron’un ayağına gitti
Eski CHP Milletvekili Öymen, Gül’ün İngiliz Başbakan’ın ayağına gitmesine sert tepki
gösterdi: Kendisinden düşük rütbeli kişilerin makamına gitmesi itibar kaybettirir
Haber: Bilun Çelik
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İngiltere ziyareti sırasında Başbakan David Cameron’u ayağına giderek makamında ziyaret etmesi tepki çekti. Emekli Büyükelçi ve eski CHP Milletvekili Onur Öymen, ziyaret hakkında gözden kaçan en önemli konulardan birisinin Cumhurbaşkanı’nın İngiltere Başbakanı David Cameron’u makamında ziyaret etmek olduğunu söyleyerek, “İtibar açısından Cumhurbaşkanı kendisinden düşük rütbeli birisinin makamına gitmez” dedi. Öymen, Cumhurbaşkanı’nın İngiltere ziyaretinde esas dikkat edilmesi gereken hususun, Gül’ün İngiltere Başbakanı David Cameron’u makamında ziyaret etmesi olduğunu belirterek şöyle dedi: “Bu usul değildir. İtibar açısından Cumhurbaşkanı kendisinden daha düşük rütbeli birisinin makamına gitmez. Cumhurbaşkanı nerede ikamet ediyor ise, Başbakan gelip onu ziyaret eder. Protokol hep böyle olmuştur.”

Tek taraflı dostluk olmaz
Gül’ün ziyaret sırasında söylediği, “İngiltere, ezelden ebede dostumuz” açıklamasına da tepkisini dile getiren Öymen, “ezelden ebede” cümlesinin kullanılmasının mübalağalı bir açıklama olduğunu ifade etti. Öymen şunları kaydetti: “Çünkü Lloyd George’nin Türkiye hakkındaki konuşmalarını duysaydı öyle bir şey olmadığını görürdü. 1856’da İngiltere Başbakanı Lord Palmerston, ‘İngiltere’nin ezeli ve ebedi dostları yoktur, değişmez menfaatleri vardır’ diyor. Tek taraflı dostluk olmaz.” İngilizlerin de “Türkler bizim ezeli dostumuzdur” şeklinde bir açıklamada bulunmadığının altını çizen Öymen, “Lord Palmerston’un ‘Bizim ezeli ve ebedi dostlarımız, düşmanlarımız yoktur, dostlarımız ve düşmanlarımız zaman içerisinde değişir, değişmeyen menfaatlerimizdir’ sözünü birisi Sayın Gül’e söylememiş mi?” dedi.

“Şam, dönüşü olmayan yolda”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Siyasi ve diplomatik yatırımlarımızın olduğu komşumuz Suriye’nin son yıllarda bölgedeki gelişmeleri doğru analiz edememesini üzüntüyle ifade ediyorum” dedi. İngiltere’ye yaptığı resmi ziyaret çerçevesi’nde Wilton Park’ta “Ortadoğu’da tarihi değişim ve bunun küresel siyasete etkisi” konulu bir konuşma yapa Gül, Suriye halkından gelen taleplere kayıtsız kalamayacaklarını kaydetti. Suriye rejimine demokratik değişim konusunda ikna etmeye çalıştıklarını söyleyen Gül, buna karşın rejimin kendi halkına baskı ve şiddet uygulamaya devam ettiğini belirtti. Gül, “Şiddet şiddeti besler. Ne yazık ki şimdi, Suriye dönüşü olmayan bir noktaya gelmiştir. Suriye’nin kaderi aynı zamanda tüm bölge için önemli” dedi. Türkiye’nin bölgedeki demokratik değişime verdiği desteğe dikkati çeken Gül, demokrasinin güvenlik ve istikrar için temel garantör olduğunu ve “bölgede refaha yol açacak gerçek bir barış havası görmek istediklerini” söyledi.

Katedrali ziyaret etti
Öte yandan, dün de İngiltere ziyaretini sürdüren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, tarihi Westminster Katedrali’ni ziyaret ederek meçhul asker anıtına çelenk bıraktı. Katedralin Başpiskoposu John Hall, Gül çiftine ziyaretleri sırasında eşlik etti. Gül, meçhul asker anıtına çelenk bırakmasının ardından saygı duruşunda bulundu. Daha sonra katedrali gezerek yetkililerden bilgi alan Cumhurbaşkanı, katedralden ayrılmadan önce şeref defterini de imzaladı.

İngilizlerin güvenini kazandı

Araştırmacı, yazar Aytunç Altındal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşinin Kraliçe 2. Elizabeth’in özel davetlisi olduğu için yapılan törenlerin normal olduğunu belirtti. Altındal şunları söyledi: “Bunlar adettendir. Adet öyledir. Öyle davet ediliyorsa onu baştan söylüyorlar. Şu şekilde törenler yapılacak diye. İstanbul’da Kraliçe tarafından Gül’e takılan nişan ilk defa takılmış oldu. Bir nişan Kraliçe’nin huzurunda takılırsa yeni olur. Kraliçe, size bir nişan verebilir. Onun resmiyet kazanması Kraliçe’nin davetinde, huzurunda takılması izni verilmesine bağlı. Yani Kraliçe bir davet verecek ve o davette ‘O nişanı takabilir miyim?’ diye önceden soruluyor. Onu ‘Takın’ derse ondan sonra nişan sahibi oluyorsunuz. ‘Onu takabilirsiniz’ diyorlar. Yoksa bir nişan armağan edilebilir. ‘Tak’ deyince artık kabul edildin demektir. Grand Order’a (Knight Grand Cross ofthe Order of the Bath) yani Şövalye Büyük Tarikatı’na girdin anlamındadır.”

Hak kazanmış
Altındal şöyle devam etti: Bu nişan 8 köşeli malta haçıdır. Tapınak şövalyelerinin haçı o. Birinin içi kırmızı, birinin içi boştur, beyaz gibidir. Tapınak şövalyelerinin taktığı haçın içi kırmızıdır. Bu takılanın içi beyazdır. Malta şövalyelerinin taktığı, Malta ve Tapınak şövalyeleri geleneğinden gelen haç. Artık Tapınak Şövalyeleri o isim altında değiller ‘Grand Order’ ismi altındalar. Böylesi davetler çok özeldir. Herkes için değil. O özel davetli olmaya hak kazandığınız zaman şu veya bu nedenle yapılan tören budur. Gül, hak kazanmış. İngilizlerin en güvendiği insan. Bunu da söylüyorlar zaten ‘Biz İngiliz politikasını birlikte uygulayacağız’ diyorlar. Şunu da söylemek istiyorum. Orta Doğu’nun düzenlenmesi ve özellikle de Suriye’nin geleceği bu tür toplantılarda belirleniyor.

Suriye’de Türk kanı akıtılmak isteniyor
Gül’ün “Suriye üzerinden PKK saldırısı olursa müdahale ederiz” sözleri muhalefetin tepkisini çekti
Cöumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İngiltere gezisinde dile getirdiği “Suriye üzerinden PKK saldırısı olursa müdahale ederiz” sözlerine muhalefet milletvekilleri sert tepki gösterdi. CHP Mersin Milletvekilli İsa Gök, bütün terör saldırılarının Irak’ın kuzeyinden yapıldığını ancak 10 yıldır iktidarda olan AKP’nin bu bölgeye girmediğini söyledi. Gök, şunları kaydetti: “Amerika, Afganistan, Irak, Libya gibi ülkelerde yaşananlardan sonra kendi askeri ile bir cephe açmak istemiyor. Burada yapılmak istenen ortalığı kızıştırarak kamuoyu yaratıp, Türk askerini Suriye’ye sokmak, kanını akıtmak. Bu arada Suriye’de Nusayri olan yönetimi devirme mücadelesinde bizim Hatay, Adana, Mersin gibi kentlerimizi karıştırmak Alevi-Sünni kavgası çıkartmak. Plan bu kadar açıkken bu ülkenin hükümeti ya da Cumhurbaşkanı nasıl olur da böyle planlara alet olur. Bunlarda hiç mi Allah korkusu yok, vatan sevgisi yok, bayrak aşkı yok. Plan bu kadar açıkken, bu Anadolu toprağının ekmeğini yiyen, suyunu içen insan nasıl böyle bir ihanet politikasının aracı haline gelir.” İsa Gök, 24 şehit verilen saldırı sonrasında bile Türkiye’nin Amerika tarafından konulan yasak nedeniyle Irak’ın kuzeyine giremediğini ifade etti.

Gafletten uyansınlar
MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan da, “Suriye’ye Türkiye’nin müdahale etmesini isteyen bir Amerika Birleşik Devletleri var. Türkiye Amerika ile işbirliği halinde zemin çalışması yapıyor” diyerek şunları söyledi: “Bayrak yaktırarak, Türkiye’deki milliyetçileri Suriye üzerinde menfi düşünme aşamasına getirmeye çalıştılar. Daha sonra hacıların geldiği arabayı taratarak ABD ve buna Türkiye’nin dahil olduğunu düşünüyorum birtakım provokatif eylemler yaparak Türkiye’deki mütedeyyin insanların Suriye’ye bakışını menfi noktaya çektiler. Bence şimdi sırada bir Atatürk büstünün kırılması, atılması gibi bir eylem olabilir. Orada da ulusalcıları Suriye konusunda ikna etme çabaları olabilir. Bundan sonraki eylemlerden bir tanesi Türkiye’nin müdahalesini haklı çıkarabilecek Suriye’den bir PKK saldırısı olabilir.” Yıllardır Türkiye’ye yönelik terör faaliyetleri olmasına rağmen Amerika müsaade etmiyor diye Irak’ın kuzeyine operasyon yapılamadığını da hatırlatan Türkkan, “Suriye’ye saldırıyı haklı çıkaracak bir neden oluşturuluyor. Umarım iktidar bu gafletten bir an önce uyanır ve Türkiye’yi böyle bir maceraya atmaz” dedi. Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamasını AKP hükümetinin zaman zaman kamuoyunun gerilimini azaltmak için yaptığı söylemlerden biri olarak değerlendiren TÜRKSAM Genel Başkan Yardımcısı Celalettin Yavuz ise, “PKK Suriye üzerinden Türkiye’ye girerse ne diyeceksiniz. Neden senin sınırından girdi önleyemedin mi diyeceksiniz” dedi.

Yeniçağ
Devamı..…

Erdoğan, Cumhuriyet'e kin kustu

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü “Dersim” saldırısı büyük tepki çekti. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “Başbakan Cumhuriyet’e savaş açtı, kin ve öfke saçtı. Bölücülüğün tohumlarını ekti. Sıra Atatürk Havalimanı’nın adının değiştirilmesine gelirse şaşırmayacağım” dedi.

Kinini, öfkesini saçtı
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü “Dersim” saldırısı büyük tepki çekti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Sayın Başbakanının kesinlikle ama kesinlikle bilgilendirilmesi lazım, kesinlikle ama kesinlikle bir psikoloğa görünmesi lazım” derken, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi de “Başbakan cumhuriyete savaş açtı, kin ve öfke saçtı” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu konuyla ilgili soruları yanıtlarken şunları söyledi: “Bir başbakanın görevi toplumda sevgiyi egemen kılmaktır. Toplumun kaynaşmasına katkı vermektir. Sayın Başbakan topluma kin ve nefret tohumları ekti. Çok ağır ifadeler. Ben kendisini dinlerken ’acaba Türkiye Cumhuriyetine düşman bir kişiyi mi dinliyorum?’diye kaygıya kapıldım. Nasıl olur da bir ülkenin başbakanı kendi yurttaşları arasında ayrım yapar. Kin ve nefret tohumları eker. Ben merak ediyorum. Bundan sonraki adımı ne olacak acaba. Sayın Başbakanının kesinlikle ama kesinlikle bilgilendirilmesi lazım, kesinlikle ama kesinlikle bir psikoloğa görünmesi lazım.”
Hamzaçebi ise “Başbakan Cumhuriyet’e savaş açmıştır, sıra Atatürk’e gelecektir.Bütün isyancılar Başbakan’ın gözünde mağdurdur. Başbakan ucuz siyaset yapıyor” diye konuştu. Hamzaçebi, bedelli tasarısını açıklayarak milletten tepki gören Erdoğan’ın bu lekeyi gölgelemek için Dersim çıkışı yaptığını ifade etti. Gürsel Tekin de “Başbakanı tebrik ediyorum. Dili, üslubu ve açıklamasıyla memleketimizin ve milletimizin birliğinin temeline dinamit koymuştur. Herkesi birbirine düşman etmeyi, birbirine düşürecek yolu açmayı başarmıştır. Sayesinde tarihimizi de öğrendik. Geriye söylenecek ne kaldı? Başbakanın bir sonraki adımı nedir? Bu kampanyanın nihai amacı nedir?” diye sordu.

Yeniçağ
Devamı..…

İktidar, İmralı'dan mesaj taşımalara göz yumdu

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

İmralı’dan mesaj taşımalarına göz yumulan avukatlar, iktidarın PKK ile sürdürdüğü müzakereler aksayınca, KCK operasyonuyla içeri alındı
YENİÇAĞ 1 yıl önce yazmıştı...
Teröristbaşı ile görüşen avukatların İmralı-Kandil hattında mesaj taşıdıkları, buna iktidarın göz yumduğu iddiaları YENİÇAĞ’da manşetten okuyuculara duyurulmuştu... Bu süreç içinde mesaj trafiğini sağlayan avukatlar hakkında soruşturma açılması talepleri görmezden gelinmiş, “Oslo müza-
kereleriyle” meşgul olan iktidar, kör, sağır ve dilsiz rolüne soyunmuştu...

İmaj operasyonu
TerÖrİstbaŞI Abdullah Öcalan’ın davalarını yakından takip eden Avukat Vural Ergül, terör örgütünün üst yapılanması olan KCK operasyonlarıyla ilgili şok bilgiler verdi.
Cihaz bile aldılar
Ergül, “Adalet Bakanlığı, teröristbaşının avukatlarıyla yaptığı görüşmelerin yazılı tutanak haline getirilerek kendilerine verilmesi için kayıt çözüm cihazı almıştı” dedi.
Canlı yayına çıktı
Terör örgütü yandaşı internet sitelerinde bu görüşmelerin çözümlerinin bulunabileceğini de vurgulayan Ergül, Öcalan’ın Roj TV’de canlı yayına katıldığını iddia etti.
Niye dava açılmadı
Avukat Ergül, KCK şemasında örgütün 1 numarası olarak teröristbaşı gösterildiği halde kendisine bugüne dek KCK’dan niye dava açılmadığını da sordu...


KCK operasyonları için tam 11 ay niye beklendi?
Yeniçağ Gazetesi’nin 14 Ocak’ta “İmralı sızıntısına Bakan onayı” başlığıyla duyurduğu terörist başı Öcalan’ın talimat trafiği, bir çok kez gündeme gelmesine rağmen dikkate alınmadı
Haber : Salim Yavaşoğlu
İstanbul ve Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılıklarınca PKK’nın gizli şehir yapılanması KCK’ya yönelik yürütülen operasyonda teröristbaşı Öcalan’ın avukatlarının göz altına alınması “Aklınız başına yeni mi geldi?” sorusunu da beraberinde getirdi. Yeniçağ Gazetesi’nin tam 11 ay önce 14 Ocak 2011’de “İmralı sızıntısına Bakan onayı” başlığıyla duyurduğu bebek katili Öcalan’ın, avukatları aracılığıyla Kandil’e talimat veriyor haberine rağmen her hangi bir işlem yapılmadı. Yeniçağ Gazetesi, bu haberden iki gün sonra 16 Ocak’ta “İmralı Risalesi” başlığıyla bir haber daha yayınladı. Haberde “Bebek katili Abdullah Öcalan’ın sözde mahkum olduğu İmralı’dan yaptığı resmi açıklamalar, Türkiye’yi görülmemiş bir hukuk garabetinin içine düşürdü. Tüm yasalar hiçe sayılarak konuşması sağlanan Öcalan, hızını alamadı ve tam 8 sayfalık açıklama yayınladı” denmesine rağmen Adalet Bakanlığı yine suskun kaldı.

Uyarılarımız devam etti
“Risale Sonrası Yoğun Trafik” manşetiyle yayınlanan 17 Ocak tarihli Yeniçağ’da ise Öcalan’ın 8 sayfalık açıklamasının ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Irak’a gidip, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Cumhurbaşkanı Talabani, Başbakan Maliki ile yaptığı görüşmelere dikkat çekildi. Davutoğlu, bu görüşmelerinin ardından “Türkiye ile Irak önümüzdeki dönemde çok daha fazla entegre olacak” şeklinde açıklama yapmıştı.

Apo’nun özel ofisi
Sorumlu gazetecilik görevini devam ettiren Yeniçağ Gazetesi, 20 Ocak’ta da “İmralı Apo’nun Özel Ofisi gibi” başlığıyla çıktı. Haberde, her türlü isteği yerine getirilen bebek katili Öcalan’ın, 2007’den beri avukatlarıyla gözlemci olmadan görüştüğüne vurgu yapılmasına rağımen, Adalet Bakanlığı yine herhangi bir işlem yapmadı. 23 Ocak tarihli Yeniçağ’da “İmralı Risalesi” nin 4. lahikası yayınlandı. Eli kanlı katil Öcalan, tehditler savurduğu açıklamasında “ABD ve İngiltere, PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanıyor. Devlet artık barışın yolunu açacak adımları atmasa ben çekileceğim” diyordu. Yeniçağ’da 8 Nisan’da Wikileaks belgelerine dayandırılarak yapılan haberde “Başmüzakereci ABD” başlığı kullanıldı. 1 Mayıs tarihli Yeniçağ’da ise “Bir tek canlı yayına çıkarılmadığı kaldı!” başlığıyla verilen haberde Öcalan yine zehir saçıyordu. BDP, DTK, Kandil’e seslenen bülücübaşı “Kendinize güveniyorsanız işte Yemen, Tunus örnekleri. Ben sizi tutmam” deyip, isyan çağrıları yapmasını da Adalet Bakanlığı yine görmezden gelmişti.

“TV’de canlı yayına bile çıkarıldı”
Teröristbaşı Öcalan’ın davalarını yakından takip eden Avukat Vural Ergül, “Bebek katilinin avukatlarına verdiği talimatlarından daha vahimi canlı yayına çıkartılmasıdır” dedi. Ergül, Mart 2010’da başlayan soruşturma sürdürülürken, 2010 Temmuz’undan itibaren tam bir yıl süre boyunca avukat-teröristbaşı görüşmeleri hı’larına, eeee’lerine kadar teröristbaşının ağzından çıktığı haliyle çözümlenip avukatlara verilmesinin nasıl izah edileceğini sorup, “Girin bakın terör örgütü yandaşı internet sitelerine... Görüşmelerin bire bir çözümlerini bulabilirsiniz! Hatta 2006 Aralık ayının son günlerinde açılım sürecinin hemen başında teröristbaşı 45 dakika süreyle Roj TV’de canlı yayına katılarak ateşkes sürecine ilişkin açıklamalarda bulunmuştu” şeklinde konuştu.
Ergül, “Bugüne kadar Yeniçağ Gazetesi bir çok kez konuyu gündeme getirmesine rağmen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un Avukat ve Noterle Görüşme Hakkı başlıklı 59. maddesinin 4. fıkrası hükmü bugüne kadar niçin teröristbaşı için işletilmedi? Bunun da cevabını yine MİT-PKK görüşmelerinden öğrendik! Meğer MİT’in PKK açılımı politikaymış! Şimdi şehitlerimizin dökülen kanının hesabını soracaksak, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un hükümlerini bugüne kadar hiç uygulamayan Mudanya Savcısı’nın, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin, hükümetin sorumluluğunu da ortaya koymak gerek! Yeniçağ Gazetesinin geçtiğimiz yıldan beri ısrarla dile getirdiği üzere KCK/TM ana dava iddianamesi örgüt şemasında örgütün 1 numarası olarak teröristbaşı gösterildiği halde kendisine bugüne dek ne KCK’dan ne de terör örgütü yöneticiliğinden başka bir dava açılmış değil” dedi.

Ortaklık bozuldu!
Ergül, son günlerde yandaş gazetelerde teröristbaşı Öcalan’ın 27 Temmuz 2011’de avukatlarıyla yaptığı görüşmede verdiği ‘savaşı başlatın’ talimatının ardından gerçekleşen terörist eylemlerde 132 şehit verildiği, 471 kişinin ise yaralandığı haberlerine yer verildiğine dikkat çekerek, “Ya öncesi? Mart 2010’da başlatıldığını öğrendiğimiz soruşturmada avukatların Öcalan’la yaptıkları görüşme içeriklerini örgütsel talimata dönüştürdükleri, bu yolla da PKK ve onun üst yapısı KCK’nın Öcalan tarafından yönetilmesini sağladıkları belirlenmiş. İyi de Öcalan ile yapılan görüşme içeriklerini zaten bizzat Adalet Bakanlığı avukatlara vermiyor muydu? Hükümet, şimdi Türk Milleti’ne unutturmaya çalışsa da Adalet Bakanlığı, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmelerine ilişkin kayıtların hatasız ve seri şekilde yazılı tutanak haline getirilerek kendilerine verilmesi için 2010 Temmuz ayında kayıt çözüm cihazı almıştı” diye konuştu. Ergül, şöyle devam etti: “Eğer MİT-PKK görüşmeleri ortaya saçılmasaydı, hükümet ile PKK’nın mutabakatıyla organize edilen Habur rezaleti tepki toplamasaydı yıllardır yapılmayan KCK operasyonları yapılır mıydı? Hükümet, PKK açılımını eline yüzüne bulaştırdıktan sonra şimdi yeni anayasa sürecinde ve bir sonraki seçimde MHP’nin tabanına oynuyor! Öküz öldü de ortaklık mı bozuldu!”

Çiçek, İmralı önergesini işleme koymadı
MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un Ağustos ayında Adalet Bakanı’nın cevaplaması istemiyle Meclis Başkanlı’ğına “Terör örgütü elebaşı Öcalan’ın İmralı’dan verdiği talimatlarla PKK’yı yönetiyor” şeklindeki soru önergesi işleme konulmadı. Önerge, Meclis Başkanı Cemil Çiçek tarafından, “Önerge, İçtüzük hükümlerinde belirtilen nitelikleri taşımıyor” gerekçesiyle geri çevrildi. Bulut soru önergesinde “Terör örgütü lideri, İmralı’da mahkum olarak yattığı cezaevinden yaklaşık 10 yıldır örgütü idare etmektedir. Yattığı cezaevinden Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı, askeri ve polisi tehdit etmektedir” ifadelerine yer vermişti. Soru önergesinde bu duruma göz yuman cezaevi görevlileri ve savcılar hakkında ne gibi işlemler yapıldığını soran Bulut, bu duruma daha ne kadar göz yumulacağı sorusuna da cevap istemişti.

Talimatlarla 132 can aldılar
Aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir’in de bulunduğu 16 ilde önceki gün, terör örgütü PKK’nın şehir yapılanması KCK’ya yönelik düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan avukatların KCK Sözleşmesi’ndeki “Önderlik Komitesi”ne bağlı olarak çalıştıkları iddia edildi. Avukatların, bebek katili Abdullah Öcalan’dan aldıkları talimatları Kandil’e ilettikleri ve bu talimatlar doğrultusunda 132 askerin şehit düştüğü saptandı. Gözaltına alınan avukatların hepsinin, İmralı Cezaevi’nde yatan teröristbaşı Öcalan ile zaman zaman haftalık olağan görüşmeleri yaptığı ve bu avukatların, Öcalan’ın talimatlarını örgüte iletmek suçlamasıyla gözaltına alındığı belirtildi. Öcalan’ın avukatı olan 50 kişiden Asrın Hukuk Bürosu’nda görevli 7 avukat ve 1 basın sorumlusunun “KCK Önderlik Komitesi yöneticisi oldukları”, diğer avukatların da “Önderlik Komitesi üyeliği” iddiasıyla gözaltına alındığı ifade edildi. Savcılık, soruşturmada iddiaya göre Önderlik Komitesi’ne bağlı avukatların, İmralı’da yaptıkları görüşmeleri örgütsel talimata dönüştürerek, PKK’nın Öcalan tarafından yönetilmesini sağladıkları ve kendilerinin de örgütü yönlendirdiklerini saptadı.

Adli Tıp’a getirildiler
Öte yandan, İstanbul’da düzenlenen operasyonda gözaltına alınan şüpheliler, Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçirildi. Şüpheliler, sabah saatlerinde Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’na getirildi. Burada sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, muayenelerinin ardından tekrar Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Yeniçağ
Devamı..…

Gerçek gündem; ‘Dersim’den Türk’e kefen biçmek!

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Tayyip Erdoğan, neden Atatürk döneminin hesabını, bugünkü CHP Genel Başkanı’ndan sorarak gündem değiştiriyor. Kendi döneminin hesabını vereceği günler yakın olduğu için mi yoksa böyle bir dönem hiç olmasın diye mi?
Açıkça görülüyor ki Dersim hesaplaşması ile Atatürk’ün şahsında hedef alınan Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri ve Türk kimliğidir.

***

Tayyip Erdoğan, kendisini bekleyen akıbetten ancak rejimi değiştirebilirse kurtulabileceğini zannediyor da olabilir.
Yeni bir Anayasa demek, yeni bir rejim, hatta yeni bir devlet demektir! Yeni devletin kurucuları da kendi rejimlerini yerleştirebilmek için eski rejimi kötüler. Erdoğan, “Kendi tarihiyle yüzleşemeyenler, o cesareti gösteremeyenler bir gelecek inşa edemez. Prangalarından, ağırlıklarından kurtulmayanlar gelecek adına proje üretemezler. Kendisini eleştirmeyenler, kendi tarihini sorgulamayanlar başkalarını eleştiremezler” diyerek işte onu yapıyor.
Fakat, milli futbol takımı dahil bütün kamu alanlarına hükmetmeye başladıkları halde halk arasında Cumhuriyet bilinci hâlâ ayaktadır. En azından, herkes mevcut Anayasa’ya uymak zorundadır. Anayasal rejimi ortadan kaldırmak isteyenler, ağır cezalık suç işlemiş olur.
Yani Tayyip Erdoğan, Dersim raporlarını açıklayıp Atatürk dönemini kötülerken, kendisinin de bıçak sırtında olduğunun bilincindedir.
Kaldı ki açıkladığı raporlarda bilinmeyen bir husus yoktur. Erdoğan, “Dersim’de 13 bin 806 kişinin öldürüldüğü resmi belgede ifade ediliyor. Aralık 1938; Tunceli’den 11 bin 683 kişinin sürüldüğünü belirten, iki bin kişinin daha sürülmesini karara bağlayan bakanlar kurulu kararı.. Burda da Başbakan kim biliyor musunuz? İsmet İnönü.. Pardon Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başbakan Celal Bayar” diyor..
İyi de Celal Bayar; kendisinin siyasi öncülü değil mi? Seçimlerde Adnan Menderes, Turgut Özal, Tayyip Erdoğan üçlüsünün resimleri bir arada kullanılmadı mı?
Bu durumda sadece CHP değil, CHP’den türeyen DP’liler de sorumluluğa ortak değil mi?
Bunlar bir tarafa, dokuz yıllık Tayyip Erdoğan döneminde terörle mücadelede kaç vatandaş öldürülmüştür, kaç vatandaş tutuklanmıştır, kaç vatandaş cezaevinde tedavi edilmediği için veya kötü şartlar yüzünden hayatını kaybetmiştir?
Nasıl kendisi bugün Dersim’in hesabını soruyorsa, yarın bir başka Başbakan da Tayyip Erdoğan döneminin hesabını sormaz mı? Tabii o zamana kadar kim öle kim kala diye düşünülebilir ama içinde bulunduğumuz dönemde 100 yılda bir gerçekleşebilecek olaylar bir yıl içinde birkaç defa yaşanıyor. Yani tarih çok hızlı akıyor..

***

Amerika’nın Büyük Orta Doğu Projesi’nin gereği olarak, Türkiye’nin Orta Doğu’da bir federasyona dönüştürülebilmesi için Türk kimliğine dayalı ulus devletin ortadan kaldırılması ve bunun için de gönüllerdeki Atatürk sevgisinin yıkılmasını gerekli görüyorlar. Kimse böyle bir işe cesaret edemeyeceği için devletin bütün kurum ve kuruluşlarını hizaya getiren Tayyip Erdoğan, Atatürk dönemi ile hesaplaşmaya soyunuyor; psikolojik harekât yapıyor..
Devlet kuruluş rayından çıkarılırsa, başına neler geleceğini bilen insanlar, hiç direnmez mi zannediliyor? Bir kişi bile dirense hesap bozulur! Tayyip Erdoğan, aslında bu kadar zayıf bir konumdadır!
Amerika’ya güvenerek, kendi devletinizin kurucuları ile hesaplaşmaya girerseniz, her türlü riski göze almışsınız demektir. Peki değer mi?
Burada insanın aklına Cüneyt Zapsu’nun Amerikalılara söylediği sözler geliyor. Zapsu, “Bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın” diyordu.
İşte, Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de Tayyip Erdoğan üzerinden Türkiye’yi kullandılar, kullanıyorlar.

***

Mehmet Bedri Gültekin’in yazdığı gibi bugün Türkiye’de kritik konumlardaki yetkililer, siyasiler, Amerika’nın emriyle “dört ayak üzerinde” yürüyor ama halkı daha fazla kandırmak mümkün değildir.
Yüksek Mühendis Burhan Savaş diyor ki, “Artık asıl amaçlarını gizleyemez durumdadırlar. Kozinoğlu’nun esaretteki şehadeti milâttır. Erdoğan , bedelli askerlik, şike, kanal İstanbul gibi hareketlerle kitleleri oyalayıp zaman kazanmaya çalışıyor.
Gerçek ise Türk’e kefen biçilmesi olayıdır!
Gerçek gündem budur.”

Arslan Bulut
Yeniçağ
Devamı..…

Özcan Yeniçeri yazdı:"Dr. Nuri Dersimi anlatıyor!"

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
“1937-38 yıllarında 50 bin insan, çoluk çocuk, yaşlı demeden öldürüldü. Devlet önce bu bölgede isyan çıkarttı; sonra isyan bastırma bahanesi ile katliam yaptı. Amaç, devlet otoritesinin ulaşamadığı bir bölgeyi merkezi otoriteye bağlamaktı. Kullanılan yöntem Osmanlı’dan kalma bir siyasetti. Bir asayiş sorunu ortaya çıkartıyor. Sonra devlet, isyan bastırma bahanesi ile tankıyla, topuyla geliyor. İsyan edenleri şiddetle cezalandırıyor.../... Sorumlu ve suçlu o dönemin yönetimi, ’Atatürk’ün bu katliamdan haberi yoktu’ mazereti, akla ve mantığa uygun değil. Atatürk gibi bir lider devleti yönetirken, ondan habersiz planlı-programlı ve kapsamlı bir katliam yapmak nasıl mümkün olabilir?”
Yukarıdaki görüşler Mümtaz’er Türköne’ye aittir. Hazret, Zaman gazetesindeki köşesinde yazmış. İşin özü şu; gerçekte ortada bir isyan yokmuş, dolayısıyla da bir askeri harekata da gerek yokmuş. Devlet önce isyan çıkartıyor, sonra da bastırmak için katliam yapıyormuş! Türköne bunu söylüyor. Türköne’ye göre Osmanlı’dan Türkiye’ye miras kalan bu yöntem Cumhuriyet döneminde aynen uygulanmış.
Türköne böyle buyurmuş ! Ama o dönem resmi olmayan tarihin şahitleri de var. Onlardan birisi de Dr. Dersimi’dir. İsyanın nasıl olduğunu, ne yaptıklarını ve yapmaya çalıştıklarını bir güzel anlatmış. Onun öncelikle Osmanlı döneminde olup-biten isyanlarla ilgili yazdıklarına bir göz atalım da gerçeğin ne olduğuna yakından tanıklık edelim.
Baytar Nuri adıyla da meşhur olan Nuri Dersimi, Şeyh Sait isyanından Seyit Rıza’ya kadar uzanan bütün “aşiret” isyanlarında fiilen ve faal olarak görev almış bir zattır. Yaşadıklarını “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı kitabında anlatmıştır. Bu kitapta o dönemde yaşanan isyanları ayrıntılarıyla açıklamıştır.
Dersimi, 1877 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Osmanlı ordularının yenilgiye uğramasıyla birlikte, Osmanlı hükümeti’nin Dersimlilerden yardım istediklerini yazar. Dersimi’ye göre, Osmanlı orduları başkumandanı Mareşal Samih Paşa, Dersimlileri Ruslarla çarpışmaya davet eder.
“Şewsen Bey, Dersim Kürtlerinin Osmanlı ordularıyla iş birliği yapmayacaklarını ve sınır komşuları olan Rus Devletiyle, Osmanlılar yüzünden bozuşmak istemediklerini ileri sürerek, Samih Paşa’nın teklifini reddetmişti. Zaten o sırada Dersim aşiretleri Mezgert ve Xozat merkezlerinde Osmanlılar tarafından terk edilen kışlaları tamamen yakmışlardı” (Dersimi, 2004 ;92).
Dersimi’ye göre, 1907 yılında, Osmanlı idari merkezlerine Kureşan aşiret lideri Ali Çavuş baskın yapar. Bu olaylar üzerine Harput komutanı Neşet Paşa harekete geçer. Türk taburları Değirmendere mevkiinde Kürtler tarafından tamamen kuşatılıp imha edilirler.
1908 yılında Neşet Paşa harekete geçer. Bunun üzerine Karabal Aşiret lideri, Batı Dersim’in diğer aşiretleriyle ittifak yaparak genel bir ayaklanma başlatır. Ardından Hozat’taki Osmanlı askerlerine saldırır. Onların erzak ve cephanelerini ele geçirir. Bölgeden Türk memurları uzaklaştırarak yerlerine yerli Kürtlerden görevliler tayin eder.
Devam eden ayaklanma sürecinde yaşananlar Dersimi’nin kaleminden şöyle anlatılır: “Osmanlı’nın bütün saldırıları, Kürt yiğitlerinin çelik göğsü üzerinde parçalanmış ve Osmanlı ordusu Kürd’ün eğilmez başı önünde baş eğerek yenildiğini itiraf etmeye mecbur kalmıştı, Osmanlı askerleri bölük bölük teslim olmaya başlamıştı. Artık taburlar dağılmış, teslim olmayan askerler perişan bir halde Elaziz istikametinden geri çekiliyordu” (Dersimi, 2004 ;96)
Yaşanan isyan, “Kürd’ün zaferiyle sona ermiş ve yapılan savaşlarda Dersimliler’in eline yirmi bin mavzer, on iki top, üç yüz katır, beş yüz at, çok miktarda askeri malzeme ve cephane geçmişti” diye yazar Dersimi.
15 Mart 1909 tarihinde bu kez, Müşir İbrahim Paşa’nın harekete geçtiğini Nuri Dersimi şöyle anlatır: “Kürtler uyumuyordu, Düşmanın hilelerini sezmişlerdi, bu nedenle gelebilecek askeri hareketlerde Türk ordusunun üs oluşturması amacıyla muhtemel yörelere daha önce hücum ederek bu mıntıkalardaki Türk köylerini ortadan kaldırmaya başladılar”.

Özcan Yeniçeri
Yeniçağ
Devamı..…

Altemur Kılıç yazdı:"Bedelini kim ödeyecek?"

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Aylardır “Bedelli Askerlik” , seçim malzemesi, oy yemi olarak millet önünde sallandırılıyordu. Askerlikten kaçanlar ve kaytarmak isteyenler “bakaya”, adeta nefeslerini tutarak, Erdoğan’ın bu konudaki “müjdesini” bekliyorlardı... Erdoğan da zamanlama ustası politikacı veya film yönetmeni gibi heyecanı, beklentiyi doruk noktasına çıkardı ve nihayet partisinin grup toplantısında müjdeyi teatral bir şekilde açıkladı. Tasarı TBMM’de ilgili komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul’a gönderilecek ve hiç şüphesiz kabul edilecek. Ama asıl bedeli ne olacak ve bu bedeli neticede ne pahasına kim ödeyecek?..

***

Müjde, beklenenlerden de güzel...
Özetle: 30 bin TL’yi veren postal giymeden askerlik yapmış olacak.
30 bin TL’lik bedelli askerlik ücretinin yarısı başvuru sırasında peşin, diğer yarısı da 6 taksit olarak ödenecek. 30 yaş yeterli olacak. Bugüne kadar vatan görevinden kaçanlar da bu haktan yararlanacak...
Otuz yaştan gün almamış bakaya, 30 bini, hem de iki taksitte bastıranlar askerlikten muaf olacaklar ve hatta bir gün bile “kısa askerlik” yapmayacakları kışlaya girmeyecekler. Ayakları postal giymeyecek, elleri de tüfek tutmayacak!..
Yurt dışında çalışan gençler de Erdoğan’ın müjdesine göre, yeni tasarıyla, dövizli askerlik hakkı kazananlar için 38 yaş sınırı gözetilmeksizin 10 bin euro bedelle askerlik hizmetini yapmış sayılacaklar. 21 gün olarak aldıkları temel eğitimden muaf tutulacaklar.
Başbakanın oğlu Bilal de eski sisteme göre torunum Tolga ile aynı devrede 21 gün “askerlik” yapmıştı. Bu “angarya” da herhalde Erdoğan’ı rahatsız etmiş. Ben torunumun böyle döviz mukabili askerlik yapmasından çok rahatsız olmuştum ve Burdur’daki üstlerine rica etmiştim; “Aman o 21 günde hiç olmazsa doğru dürüst askerlik yapsın” diye!
Bedelini, taksitle ödeyenler kurtaracaklar; ya paraları çıkışmayanlar?.. Alavere dalavere Mehmetçik nöbete!

***

Erdoğan “acı” hapı tatlandırmış; bedeller, gazi ve şehit ailelerine yardım için harcanacakmış... Geçin bir kalem!..
Vatan hizmetinin, askerlik görevinin paraya bağlanması ne kadar acı!.. Fakat belli idi... Milletin ordusuna güveni en üst seviyedeydi; sistematik çabalarla bugün bakın nerelerde!.. Askerlikten para mukabili sıyrılarak, mübarek Türk milletinin, TSK’nın binlerce yıllık geleneğiyle oynanıyor... Ordu-millet olmak, milletimizden başka hiçbir millete nasip olmayan nimet ve ayrıcalık idi. Farkında mısınız; en önemli bir gücümüzü kaybetmekteyiz... Türk Ordusu’ndan her zaman korkanlar mutlu olsunlar!.. Ordu profesyonel olursa bir beladan kurtulurlar ve orduyu lejyoner olarak kullanabilirler...
Başbakan, “Vicdani ret olarak adlandırılan düzenleme hükümetimizin gündeminde asla olmamıştır. Konuya ilişkin çıkan haberler spekülasyondan öte bir anlam ifade etmiyor” demiş.
Bizleri sersem ve unutkan mı sanıyor nedir?! Kendilerinin Adalet Bakanı Ergin, Milli Savunma Bakanı Yılmaz, daha birkaç gün önce ’Vicdani Ret’hususunda çalışmalar yaptıklarını kameralara söylemişlerdi... Bu konuda da düzenleme yapılmazsa maazallah Avrupa Konseyi’nden atılacakmışız... Eyvah!..
“Bedelli Askerlik”, daha doğrusu bedel verince askerlikten kaçmak muhakkak şehitlerin kemiklerini sızlatıyordur...

***

“Vicdani Redde” şiddetle karşı çıkan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “bedelli askerlik” konusunda toplumdaki beklentilerin yerine getirilmesine, politikacı olarak olumlu bakıyor. Askerlik, vatani görevimiz, milliyetçiliğimizin temellerinden biridir ve milliyetçi bir partinin “arzu-yu umumiye” üzerine bu konuda taviz vermesi de acıdır!!! “Arzu-yu umumi” bedelini vermek, askerlikten kaytarmak olmuşsa, vay halimize!.. Ayakta ölmüşüz de farkında değiliz...
“Her şeyin bedeli vardır” derler... Onurun, onursuzluğun bedeli ne kadar?..

Altemur Kılıç
Yeniçağ
Devamı..…

Yarın 24 Kasım Öğretmenler Günü

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

"Öğretmenlerimize duyduğumuz minnet ve şükran duygularımızı ifade ettiğimiz, onların ışığına ve rehberliğine duyduğumuz ihtiyacı bir kez daha güçlü bir şekilde dile getirdiğimiz 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde acımız sonsuzdur"

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, "Cumhuriyetimizin ideallerini gerçekleştirecek yeni nesiller yetiştirme misyonuyla her türlü imkandan mahrum köy ve kasabalarda mucizeler yaratan öğretmenlerimizle, bu depremde kaybettiğimiz öğretmenlerimizin aynı ideal etrafında buluştuklarını görmek, yaşadığımız kaybın büyüklüğünü ve bu acı tecrübeden toplum olarak çok büyük dersler çıkarmamız gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır" dedi.

Dinçer, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolasıyla yayımladığı mesajına, "Öğretmenlerimize duyduğumuz minnet ve şükran duygularımızı ifade ettiğimiz, onların ışığına ve rehberliğine duyduğumuz ihtiyacı bir kez daha güçlü bir şekilde dile getirdiğimiz 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde acımız sonsuzdur" ifadeleriyle başladı.

Eğitim ailesi olarak, meslek hayatların henüz çok başında olan gencecik öğretmenleri 23 Ekim günü Van’da meydana gelen depremde kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşadıklarını vurgulayan Dinçer, Millet Mektepleri’nin açılışı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başöğretmenliği kabul tarihi olan bu anlamlı günde yapılacak tüm etkinlikleri eğitim şehitleri anısına adadıklarını belirtti.

Tüm milletinin büyük bir acıya boğan depremde kaybedilen öğretmenlerin ve öğrencilerin eksikliğinin her zaman yüreklerde duyulacağını ifade eden Dinçer, şunları kaydetti:"Kısacık meslek yaşamlarına sığdırdıkları büyük fedakarlıkları, öğretmenlik mesleğinin onuru ve saygınlığı içinde yaşatarak her zaman hatırlayacağız. Evinde öğrencilerine gönüllü olarak ders verirken hayatını kaybeden, ilk maaşını Erciş’te yoksul insanlara dağıtacak kadar yüce bir gönül taşıyan, ’öğrencilerim yetim kalır’ diye tayin istemeyen ve daha bunun gibi öğretmenlik mesleğinin bir gönül işi olduğunu gösteren birçok hikayeyi bize bırakıp, vakitsiz bir şekilde aramızdan ayrılan sevgili öğretmenlerimize ve hayatını kaybeden öğrencilerimize Allah’tan rahmet, ailelerimize ve eğitim camiamıza sabırlar diliyorum.

Temenni ediyorum ki öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, ailelerimiz bir daha böyle acılar yaşamasınlar. Milli Eğitim Bakanlığı olarak bir taraftan şehit öğretmenlerimizin yakınlarının, depremde yaralanan öğretmenlerimizin yaralarını sarmaya çalışırken, diğer taraftan da yıkılmış veya hasar görmüş okullarımızı süratle tespit ederek, en ufak bir risk taşıyan okulların bile yıkılıp yeniden yapılması için çalışmalar başlatılmıştır. Kuşkusuz, içinde güvenle, mutlulukla, sağlıkla oturacağımız evler, binalar, okullar inşa etmek hepimizin ortak çaba ve sorumluluğunu gerektirmektedir. Bu ortak çabayı gösterdiğimizde, insan olmanın, insanca yaşamanın sorumluluklarını ve gereklerini yerine getirdiğimizde ülke olarak bir daha böyle büyük acılar yaşamayacağız. Kendilerini öğrencilerine adayan öğretmenlerimizin yeri doldurulmayacak kaybına değil, kıvancına ortak olacağız."

-Çalıkuşu’nu hatırlamak-
75 öğretmenin kaybedildiği depremde, Reşat Nuri Güntekin’in "Çalışkuşu" eserini ve Feride’nin şahsında öğretmenlik mesleğinin temsil ettiği kıymet biçilmez misyonu ve fedakarlığı hatırlamanın tesadüf olmadığına işaret eden Dinçer, mesajında şu ifadeleri kullandı: "Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda savaştan henüz çıkmış; bütün meslek sahibi ve aydın nüfusunu cephelerinde şehit vermiş, yoksulluk ve yoklukla mücadele eden bir ülkenin en önemli gücü öğretmenler olmuştu. Cumhuriyetimizin ideallerini gerçekleştirecek yeni nesiller yetiştirme misyonuyla her türlü imkandan mahrum köy ve kasabalarda mucizeler yaratan öğretmenlerimizle, bu depremde kaybettiğimiz öğretmenlerimizin aynı ideal etrafında buluştuklarını görmek, yaşadığımız kaybın büyüklüğünü ve bu acı tecrübeden toplum olarak çok büyük dersler çıkarmamız gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır.

Geçmişte olduğu gibi bugün de öğretmenlik mesleğine onurunu, itibarını, önemini kazandıran tüm değerleri aynı heyecan ve bilinçle sahiplenen çok değerli öğretmenlerimizi kaybetmiş olmanın acısını hep duyacağız ve değerli hatıralarını dersliklerimizde, okullarımızda ama her şeyden önemlisi kalbimizde yaşatacağız. Onlardan bize emanet kalan öğrencilere ise insan hayatına saygıyı, altında kalmayacağımız binalar yapmanın önemini, geniş ufuklu, bilgi ve beceri sahibi bireyler olmayı, bu meşaleyi devralan öğretmenlerimiz öğretecek.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nü bu duygularla kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimizi rahmetle, saygıyla ve şükranla anıyorum."

Milliyet
Devamı..…

İlköğretimde başörtüsü atağı

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |


Ve bu da oldu...

Kocaeli’de bir kişi ilköğretimde okuyan kızının okula başörtüsü ile alınmaması dolayısıyla İzmit İlçe Milli Eğitim Müdürü ve okul müdürü hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kocaeli Adliyesi önünde basın açıklaması yapan Abdülmecit Karaaslan, kızının okula başörtülü olarak gitmek istediğini fakat Nuh Çimento İlköğretim Okulu Müdürü Abdurrahman Öz ve İzmit İlçe Milli Eğitim Müdürü Sezgin Çuhadar tarafından okula alınmadığını söyledi.

Bir öğrencinin başörtüsü takması durumunda kamu hizmetini almasını engelleyen kişilerin suç işlediğini öne süren Karaaslan, "Bu kişiler 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmalıdır. TCK’nın 112. maddesine göre hukuka aykırı bir şekilde öğrencilerin kamu binalarına girmesine mani olmak, anayasadaki genel özgürlüklerden eğitim hakkını engellemek suçtur. Dolayısıyla bu 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi gerektiren bir suçtur" diye konuştu.

Öğrencinin başörtüsü ile okula girmek istemesi durumunda velisi ile ilgili yasal işlemlerin başlatılması, gerekli cezai müeyyidelerin yerine getirilmesi gerektiğini söyleyen Karaaslan, okul müdürünün ve ilçe milli eğitim müdürünün hukuki sürecin uzun sürmesinden korktuğunu ve yasal sürece başvurmadığını öne sürdü.

Okul müdürü ve ilçe milli eğitim müdürünün zor kullanarak öğrencinin eğitim hakkını elinden aldığını iddia eden Karaaslan açıklamasını şöyle tamamladı:"Ülkemiz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa Temel Haklar Bildirgesi, Avrupa Sosyal Şartı gibi üst hukuk belgelerine imza atmıştır. Kanun uygulayıcıları yasaların uygulanmasında bu belgelere göre hareket etmek zorundadırlar. Maalesef sırf bazı siyasi korkular ve mahkemelerdeki mücadele sürecini göze alamadıklarından, haklarımızı daha baştan adil olmayan bir şekilde engellemektedir."

Karaaslan, açıklamasının ardından Cumhuriyet Kocaeli Savcılığına suç duyurusu dilekçesini teslim etti.

Milliyet
Devamı..…

Türk üniversiteleri dünyanın en iyi üniversiteleri arasında

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

ODTÜ bünyesinde kurulan ve 6 eski rektörün danışma kurulunda yer aldığı ODTÜ Enformatik Enstitüsü URAP Laboratuvarı’nın açıkladığı "dünyanın en iyi 2 bin üniversitesi" listesine 67 Türk üniversitesi girdi.

Açıklanan ilk 500 listesine ise İstanbul, Hacettepe, Ankara, Ege ve ODTÜ olmak üzere toplam 5 Türk üniversitesi girdi. Bu yılki listeye Türkiye’den 4 yeni üniversite dahil oldu.

URAP Başkanı ODTÜ eski Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, geçen yıl Türkiye’de ilk kez yapılan bir araştırmayla akademik performanslarına göre Türk ve dünya üniversiteler sıralamasını duyurduklarını anımsattı.

ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde oluşturulan University Ranking by Academic Performance (URAP) laboratuvarlarında yürütülen çalışma, ODTÜ eski Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut’un koordinatörlüğünde yürütülüyor. Çalışmada eski rektörler Prof. Dr. Nusret Aras, Prof. Dr. Tunçalp Özgen, Prof. Dr. Engin Ataç, Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Prof. Dr. Atilla Askar, Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz danışma kurulunda görev yaptı.

Araştırmanın sonuçları URAP’ın www.urapcenter.org sitesinden duyuruldu.

Sonuçlara ilişkin bilgi veren URAP Başkanı Prof. Dr. Ural Akbulut, üniversitelerin bugüne kadar Türkiye kaynaklı herhangi bir kurum tarafından akademik performans açısından daha önce sıralanmadığını ifade etti.

Prof. Dr. Ural Akbulut, "dünyanın en iyi 2 bin üniversitesi" sıralamasının, 20 bin dolayındaki üniversiteye ait milyonlarca verinin 180 bilgisayara eşdeğer 18 serverde toplandığını ve 24 saat bu verilerin işlendiği "siber oda" adını verdikleri merkezde ileri teknolojik imkanlarla yapıldığını söyledi.

Akbulut, sıralamada, üniversitelerin ISI’ca taranan makale sayısı, son 5 yılda yayımlanan makalelere 2010’da gelen atıflar, üniversitelerin çıkardığı makalelerin etki değerleri, üniversitelerin yayımladığı makalelere gelen atıfların etki değerleri ve son olarak üniversitenin diğer üniversitelerle ortaklaşa bilimsel eser çıkarabilme yetenekleri gibi kriterlere bakıldığını bildirdi.

Sosyal yönü ağır olan üniversiteler için sadece makalelere değil, tebliğ, konferans ve tez gibi diğer dokümanlarına da bakıldığını bildiren Akbulut, geçen yıl ODTÜ’de yapılan sempozyumda dünyanın en iyi üniversitelerini sıralayan kuruluşlarla birlikte URAP’ın yaptığı "dünyanın en iyi 2 bin üniversitesi" listesini duyurduklarını anımsattı. Akbulut, bu yıl ise listeye ek olarak üniversiteleri alan bazında da sıraladıklarını bildirdi.

-İşte merak edilen liste-
Geçen yılki ilk 2 bin listesine Türkiye’den 63 üniversitenin girdiğini dile getiren Akbulut, bu yılki sıralamaya ise 4 yeni üniversitenin daha katıldığını belirtti.

Prof. Dr. Akbulut’un verdiği bilgiye göre, Ahi Evran Üniversitesi 1966. sıradan listeye girerken, Rize Üniversitesi 1979., İzmir Ekonomi Üniversitesi 1991. ve Aksaray Üniversitesi de 1996. sıradan listeye dahil oldu. Böylece dünyanın en iyi ilk 2 bin üniversitesi arasına 67 Türk üniversitesi girmiş oldu.

Listede Türk üniversiteleri arasında zirveye 383. sıradan listeye giren İstanbul Üniversitesi yerleşti. Sıralamaya Hacettepe Üniversitesi 400. sıradan girerken, Ankara Üniversitesi 464. Ege Üniversitesi 486. ve ODTÜ 495. oldu. Listeye Gazi Üniversitesi 501., İstanbul Teknik Üniversitesi 633. Atatürk Üniversitesi 715. Erciyes 731. ve 9 Eylül 735. sıradan girdi.

-Tıp alanında Türk üniversiteleri zirveye yaklaştı-
URAP, bu yıl ilk kez dünya üniversitelerini bilim alanlarına göre de sıraladı. Tıp alanında 20 bin üniversite arasından seçilen ilk bin üniversite arasına İstanbul Üniversitesi en yüksek puanla yerleşti. Buna göre, listeye 156. sıradan giren İstanbul Üniversitesini, Hacettepe Üniversitesi 184. sıra ile takip etti. Bu iki Türk Üniversitesi tıp alanında dünyanın en iyi ilk 200 üniversitesi arasına yerleşti.

Tıp alanında yapılan ilk 500 sıralamasına ise 13 Türk üniversitesi girdi. Bu üniversiteler derecelerine göre, İstanbul, Hacettepe, Ankara, Ege, Gazi, Başkent, Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Marmara, Dokuz Eylül, Erciyes, Selçuk, Akdeniz ve Atatürk Üniversitesi oldu. Akbulut, bu sıralamada özellikle ilk 200 listesi arasında iki Türk üniversitesinin yer almasının büyük bir başarı olduğunu söyledi.

-Diğer alanlarda Türk üniversitelerinin durumu-
"Ziraat ve Çevre" alanında yapılan dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye’den 10 üniversite girdi. Türkiye’de de birinci sırada bulunan Ankara Üniversitesi 208., Ege 232., Atatürk 315. sıradan listede yer aldı. İlk 500 arasına ayrıca Selçuk, İstanbul, Erciyes, Çukurova, Uludağ, 19 Mayıs ve Süleyman Demirel Üniversiteleri de girdi.

Mühendislik alanında ilk 500’de 6 Türk üniversitesi yer aldı. Mühendislik alanında listeye ODTÜ 192., İTÜ 205., Gazi 306., Ege 407., Yıldız Teknik 464. ve Dokuz Eylül 480. sıradan girdi.

"Yaşam Bilimleri" alanında 3 Türk üniversitesi ilk 500 arasına girebildi. Hacettepe 402., İstanbul 404. Ankara Üniversitesi de 473. sıradan listeye girdi. "Fen bilimleri" alanında ise Türk üniversiteleri diğer alanlar kadar başarı gösteremedi. İlk 500 sıralamasına sadece ODTÜ 416. sıradan girdi. ODTÜ’yü, İTÜ 565., Hacettepe 610., Gazi Üniversitesi 621., Ankara Üniversitesi 652., Ege Üniversitesi 684., İstanbul 711. sıradan takip etti.

"Sosyal bilimler" alanında da ilginç sonuçlar ortaya çıktı. İlk 500’e sadece 4 Türk üniversitesinin girdiği listede en iyi dereceyi ODTÜ 328. sırada alırken, Bilkent 373., Hacettepe 393 ve Gazi Üniversitesi de 442. sırada yer buldu.

-"Yükselme memnuniyet verici"-
Prof. Dr. Akbulut, Türk üniversitelerinin yavaş yavaş dünya sıralamalarında yükselmesinin memnuniyet verici olduğunu ifade ederek, "1966 yılında tüm Türk üniversiteleri biraraya gelmiş ve sadece 7 makale, 1970’de 13 makale, 1973’de 147 makale çıkarmış. Türkiye’de bir yılda artık 26 bin makale çıkarılıyor. Bu büyük bir başarıdır" dedi. Akbulut, bundan sonra artık Türküniversitelerinin makalelerin yayımlandığı dergilerin kalitesine bakması gerektiğini vurguladı.

-Her kurum farklı kriterlere göre üniversiteleri sıralıyor-
Akbulut, İngiltere, Çin, Hollanda gibi farklı ülkelerdeki kurumlar tarafından yapılan dünya üniversiteler listesinde Türk üniversitelerinin farklı sıralarda olmasına ilişkin de şunları kaydetti:"Farklı listelerde farklı sıralamalarda bulunan bazı üniversiteler, bu sıralamalara eleştiriler getiriyor. Bu sıralamayı dünyada URAP’la birlikte 8 kurum ciddi olarak yapıyor. Hepsinin kriterleri farklı. Örneğin Times dergisi toplam puanın yüzde 30’unu yayın başına atıf olmak üzere geri kalanları da üniversitelerden alınan doğrudan bilgilere, anketlere verilen cevaplarla sıralama yapıyor. Çin sıralamasında ise 39 ülke ilk 500’e girebiliyor. Çünkü Çin’in yaptığı sıralamanın en etkili kriteri Nobel ödülü almak. Webometrics ise sadece elektronik ortamdaki dokümanlara göre sıralama yapıyor. Yani her sıralama yapan kurum birbirinden farklı kriterler kullandığı için farklı sıralamalar ortaya çıkabiliyor. Ancak biz oldukça objektif kriterlere göre sıralama yapıyoruz."

URAP’ın yaptığı sıralamada toplam makale sayısı ve o makalelere gelen atıf sayısı gibi kaliteyi ölçen kriterlerin oranlarının dengeli olduğunu bildiren Akbulut, ancak gelecek yıldan itibaren kaliteyi ölçen kriterlerin puanını daha yüksek tutacaklarını açıkladı. Bu kriterlerle hedeflerinin ise öğretim üyelerinin etki değeri yüksek dergilerde yayın yapmaya yöneltmek olduğunu söyleyen Akbulut, "Rektörlerimiz kaliteyi teşvik ederse Türk üniversiteleri ilk 200’e hızla yükselecektir bu sıralamalarda" dedi.

Dünya üniversiteler sıralamasının URAP’ın web sitesi urapcenter.org.tr adresinden tüm dünyaya Türkçe ve İngilizce olarak açıklandığını duyuran Akbulut, böylece pek çok ülkenin kendi üniversitelerinin durumunu bu siteden takip edip, yetkililerle paylaştığını söyledi.

Milliyet
Devamı..…

İngiltere mi ABD mi gülecek?

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Araştırmacı yazar Aytunç Altındal, Abdullah Gül’ün Kraliçe 2. Elizabeth’e yapacağı ziyareti İngiltere ve ABD çekişmesi olarak değerlendirdi.
Değişiklik bekleniyor
Abdullan Gül’ün Kraliçe ile iki görüşme yapacağını belirten Altındal, “Bunlar bilinen tarafları işin. Şimdi buradan baktığımız zaman İngiltere’ye niçin gider? Erdoğan da her dakika Obama’ya gider. 2013’ten itibaren Türkiye’nin Orta Doğu’daki konumunda çok büyük değişiklikler bekleniyor” dedi.
Zaman gösterecek
Ziyaretin 2013’le doğrudan ilişkili olduğunu belirten Altındal, “İngiltere çıkarlarını korumak için Gül’le birlikte hareket ediyor. Amerikalılar ise cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ı istiyor. Dolayısıyla Amerikalıların isteği mi yerine gelecek yoksa İngilizlerin mi? Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz” diye konuştu.

İngiltere mi yoksa ABD mi gülecek?
Araştırmacı yazar Aytunç Altındal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kraliçe 2. Elizabeth’e yapacağı ziyareti İngiltere ve ABD çekişmesi olarak değerlendirdi. “Ortada garip bir durum var” yorumunda bulunan Altındal “Öncelikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere’de eğitim gördü. Sussex Üniversitesi’nde. Orası İslami bir bölge. Kendisine de Grand Order (Knight Grand Cross ofthe Order of the Bath) nişanı verildi. Yani ‘Büyük Tarikat’ nişanı. İngiltere’nin en büyük iki tarikatından birinin nişanı… Şimdi bir nişan daha verilecek. Kraliçe II. Elizabeth ile başbaşa önce 1 saat, ikinci günde 1.5 saat olmak üzere iki görüşme yapacak. Şimdi buradan baktığımız zaman İngiltere’ye niçin gider? Tayyip Erdoğan da her dakika Amerika’ya Oboma’ya gider. Ortada garip bir durumu var. 2013 yılından itibaren Türkiye’nin Orta Doğu’daki konumunda ve kendi içindeki durumunda çok büyük değişiklikler bekleniyor” dedi.
Fransa örneği
Yaşananların 2013 yılıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Altındal, “Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nın devamı ile Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmak isteği var ortada. Bu ikisi şu anda çok fazlasıyla tartışma konusu olmakla birlekte çok fazla dışarıya aksettiriliyor. Dolayısıyla şunu söylemek mümkün. İngiltere, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlıgı’ndaki görev süresinin bitiminden sonra yeniden Başbakanlığını istiyor. Tayyip Erdoğan ise ‘Ben kesinlikle Cumhurbaşkanı olmak istiyorum’ diyor. Burada arada bir katalizör var. Dolayısıyla Amerikalıların isteği mi yerine gelecek yoksa İngilizlerin mi? Ya da Amerikalılar ile İngilizler anlaşacaklar mı? Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz” diye konuştu. İngiltere, Türkiye’de kendi çıkarlarını korumak için Gül’le birlikte hareket ettiğine dukat Çeken Altındal şunları söyledi: “Amerika ise bu anlmamda Tayyip Erdoğan’ı tercih ediyor. Amerikalılar, Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan’ı istiyorlar. Abdullah Gül’ün de parti başkanı olmasını istiyorlar. Başbakan değil. ‘Tıpkı Valery Giscard D’estaing örneğinde olduğu gibi. Fransa’da D’estaing, Cumhurbaşkanlığı’nı bıraktı, partinin başına geçti. Kendisi başbakan adayı çıkardı. Türkiye’de de bu Fransız modelinin uygulanmasında yanalar.”

İlk kurşun
Devamı..…

Gırgır, Erdoğan'a Time Gazı...

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Time dergisinin Avrupa baskısında kapak dosyasının Başbakan Erdoğan’a ayrılması ve Erdoğan’ın da beğenmediği bir görselin kapak fotoğrafı olarak kullanılmasının yankıları sürüyor.
Başbakan Erdoğan’ı kapak yapan dergi, haftalık mizah dergisi Gırgır’ın da gündemindeydi.

Devamı..…

Bilgisayarınız konuşsun

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Konuşan bilgisayarlar sadece bilim kurgu filmlerine özel değil, sizin bilgisayarınız da konuşabilir.

Konuşan bilgisayarlar bilim kurgu filmlerinin çoğunda özel bir yere sahiptirler. Henüz teknoloji onların kendi başlarına ne söyleyeceklerine karar vermeleri ve yapay zeka ile karşılıklı bir sohbet için tam olarak istenen seviyede değil. Ama o zamana kadar bilgisayarınız sessiz bir şekilde köşesinde durmasına da gerek yok. eSpeak adlı ücretsiz bir yazılım sayesinde bilgisayarınızın konuşmasını sağlayabilirsiniz.

Programı kullanmak son derece basit. Tek yapmanız gereken programın okumasını istediğiniz metni girmek ve "Play" tuşuna tıklamak. Bundan sonra eSpeak adım adım kelimeleri okuyacak ve siz de dilerseniz o anda bilgisayarınızın hangi kelimeyi okuduğunu takip edebilirsiniz.

20'nin üzerinde dil desteği bulunan programı farklı dillerdeki kelime telaffuzlarını öğrenmek için kullanabileceğiniz gibi, okumak yerine dinlemeyi tercih ettiğiniz metinleri girerek siz başka bir işle meşgul olurken bilgisayarınızın size konuyu okuması için de kullanabilirsiniz.


Hürriyet
Devamı..…

Rusya, Suriye'ye üç savaş gemisi gönderdi

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen Debka sitesinin iddiasına göre, Rusya üç savaş gemisini Suriye karasularına gönderdi.

Suriye Devlet Başkanlığı'na yakın kaynakların Debka'ya verdiği bilgiye göre, Tartus limanı açıklarında koruma amaçlı devriye gezen Rus gemileri, Suriye'ye olası bir dış müdahaleye karşı koymak için görevlendirildi.

Suriyeli kaynaklar, buna karşın gemilerin Tartus limanına demirlemeyeceğinin altını çizdi.

Rus basını geçtiğimiz Eylül ayının sonunda, Moskova'nın, elindeki tek uçak gemisi olan Amiral Kuznetsov'un öncülüğündeki Kuzey Filosu'nu Kasım ayında Akdeniz'e göndereceğini bildirmişti.

Rus Kuzey Filosu'ndan “Severomorsk” isimli muhrip, Eylül ayı ortalarında Aden Körfezi'nden dönüşte Suriye'nin Tartus limanına uğramıştı. "Amiral Kuznetsov" ise Akdeniz'e son olarak 2008-2009 kış aylarında açılmış, Türkiye ve Suriye'deki limanlara da uğramıştı.

Hürriyet
Devamı..…

BAE İran saldırısına hazırlık yapıyor

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

Birleşik Arap Emirlikleri Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakan bir petrol boru hattının yapımını tamamladı. Hattın İran’a yönelik olası bir saldırıda Batı’ya petrol sevkiyatının kesintiye uğramamasını sağlamak üzere yapıldığı belirtiliyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Basra Körfezi ile Umman Körfezi’ni birbirine bağlayan stratejik bir suyolu olan Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakan bir petrol boru hattının yapımını tamamladı. Reuters’in konuyla ilgili haberinde boru hattının İran’a yönelik olası bir askeri müdahalede BAE petrolünün Batı’ya kesintisiz bir biçimde akışını devam ettirmek üzere açıldığı belirtildi.

Son dönemde ABD’den, aralarında “sığınak delen bombalar” ya da müşterek doğrudan taarruz mühimmatı da olan büyük miktarda silah ithal etmesiyle gündeme gelen BAE, bu kez petrol sevkiyatı konusunda attığı bu adımla İran’a yönelik bir saldırıda stratejik bir rol oynayacağının işaretini vermiş oldu.

480 kilometre uzunluğundaki Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı’nın (ADCOP) günlük 2,5 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olduğu ve projenin tamamlanmış bulunduğu ifade ediliyor. Boru hattı Umman Körfezi’nde bulunan Fujayra terminalinden gerçekleştirilen petrol sevkiyatının Hürmüz Boğazı’na uğramaksızın yapılmasını mümkün kılacak.

Reuters’in görüşüne başvurduğu, ismini vermeyen bir sektör uzmanı, “İran’a yönelik saldırıyla ilgili gürültü arttıkça boru hattının devreye sokulması konusu daha fazla aciliyet kazandı” diyor. Uzman sözlerini “Aralık sonunda boru hattından, başlangıçta günlük 1 milyon varil, daha sonra ise 2 milyon varil olacak şekilde petrol akışı başlayabilir” diye sürdürüyor.

ABD’nin savaş gemilerinin sürekli devriye gezdiği ve günlük 15,5 milyon varil ham petrolün taşındığı Hürmüz Boğazı’ndan geçmeyen ADCOP boru hattının inşaatını ise Çin Petrol Mühendisliği ve İnşaat Şirketi’nin gerçekleştirdiği bildiriliyor. Çinli şirketin 2016 ortasına kadar Fujayra’da bir petrol rafinerisi kuracağı da aktarılan bilgiler arasında.

Yeterince büyük değil ama…

Reuters’in görüşüne başvurduğu sektör uzmanı ADCOP için “henüz Körfez’deki Arap ülkelerinin ham petrolünü taşıyacak kadar büyük değil, ama BAE petrolünün büyük bölümünü taşımak için yeterli” diyor.

Başlangıçta ADCOP boru hattının Abu Dabi Kıyıberisi Petrol İşletmeleri (ADCO) tarafından işletileceği aktarılırken, söz konusu şirketin hisselerinin yüzde 60’ının BAE devletine ait Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’ne, yüzde 40’ının ise BP, Shell, Total, Exxon Mobil ve Partex Petrol ve Gaz Şirketi’ne ait olduğu biliniyor.

(soL – Dış Haberler)
Devamı..…

Tekin, 'Emniyet'in kozmik odaları açılsın'

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

Tekin 'Dersim' tartışmasına yeni bir boyut getirdi.

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün başlattığı 'Dersim' tartışmasına CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin yeni bir boyut getirdi. Tekin özetle şunları söyledi:

- 'Dersim arşivlerini açalım' deniyor. Bunu diyenlerin kendisi iktidar, yetki de onlarda. Ben mi açağım, tabii ki siz açacaksınız.

- Sadece Dersim arşivleri yetmez, Emniyet'in tüm kozmik odalarını da açalım, işlenmiş 17 bin faili meçhulün dosyasını da açalım.

- O cinayetlerde emirleri kim verdi? Uğur Mumcu'ları, Bahriye Üçok'ları kim öldürdü.

- Üzerinden 80 yıl geçmiş olayların üzerine gitmenin bir faydası olmaz. Sorumluları hayatta değil ki.

- Ancak yakın geçmişin tüm sorumluları hala aramızda dolaşıyor.

- Aylarca bir Başbakan Yardımcısına (Arınç) yönelik suikast olayı konuşuldu. Kozmik odalara girildi. Peki, sonuç ne?

Haberinyeri
Devamı..…

Savcı Özdemir'in Cemevlerini kapattırma ısrarı

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ali Özdemir, Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkındaki kapatma davasının reddedilmesine ilişkin kararın bozulması için Yargıtay’a başvurdu.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ali Özdemir, Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açılan kapatma davasının reddedilmesine ilişkin kararın bozulması için Yargıtay’a başvurdu. Temyiz dilekçesinde hükümetin “Alevi açılımını” öven Özdemir, “Cemevleri ibadethane değildir. Yeni bir ibadethane, yeni bir din tesisi söz konusu olamaz. Bunun insan haklarıyla ilgisi yok” dedi. Cemevlerinin “menfaatlenme ve siyasi amaçlı” olduğu iddiasında bulunan Savcı Özdemir, “Aksine (Cemevi) Alevilik anlayışına, yaşamına ve tarihi sürecine, ayrıca insan haklarına aykırıdır” iddiasında bulundu. Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği, tüzüğünde “Alevi inancının ibadet merkezi olan cemevlerini yapmak” yazdığı gerekçesiyle Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan alınan görüş kapsamında kapatılmak istenmişti. Mahkeme kapatma istemini reddetmişti. Kararı veren Yargıç Yaşar Eren gerekçesinde, “Cemevleri, yüzyıllardır Alevilerin ibadet yeri olarak bilinmiş ve kabul görmüştür. Derneğin tüzüğünde yazılı bulunan ‘cemevleri ibadethanedir’ hükmü anayasanın 2. maddesine aykırılık taşımadığı gibi kanunlarla da yasaklanmamıştır” demişti.

Cumhuriyet
Devamı..…

Bedelli kararıyla şok olan il

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı yeni bedelli askerlik uygulaması en çok o ili vurdu.

Ekonomisi büyük ölçüde dövizli ve bedelli askerliğe bağlı olan Burdur, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı yeni bedelli askerlik uygulamasında temel eğitimin kaldırılmasıyla, büyük bir ekonomik kayıp yaşayacak.

Dövizle askerlik yapanların yurt dışından 21 günlük temel eğitim için yılda 4 dönem geldiği Burdur'da, yeni dövizli ve bedelli uygulamasında bu temel eğitimin kaldırılması kentte şok etkisi yaptı.

Burdur ekonomisinin ticaret ve hizmet sektörüne dayanan tarafında, bedelli askerliğin önemli bir yer tuttuğunu belirten Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Başkanı Yusuf Keyik, kent ekonomisinin can damarını Mehmet Akir Ersoy Üniversitesi'nin ve bedelli askerliği oluşturduğunu söyledi.

Burdur merkezde 80 bin kişinin yaşadığını hatırlatan Keyik, 21 günlük temel eğitimin kaldırılmasını beklemediklerini söyledi. Keyik şöyle dedi: “Dövizli askerlikle ilgili temel eğitimin kaldırılmasını üzüntüyle öğrendik. Burdur’un ekonomisi için bedelli askerlik önemli bir yer tutuyordu. Yılda 4 dönem gelen askerler otel, restoran, kafe gibi sektörlerde önemli bir rol oynuyordu. Bunun kaldırılması Burdur ekonomisi için ciddi bir kayıp olarak değerlendiriyoruz. Bu tabii ki Burdur’dan bedelli askerliğin kaldırılması, alayın kapatılması anlamına gelmiyor. Belki bedellilerin yerine normal askerler gelecek. Normal askerlerden beklentilerimizle bedelli askerlerden beklentimiz aynı değil, ekonomik anlamda. Askerlikle ilgili çalışmalar ülke adına yapılması gereken çalışmalardır."

Esnaf ne diyor?

Bedelli askerliğin kent ekonomisinin can damarını oluşturduğunu belirten esnaf, kararın bu kent için yıkım olacağını söyledi.

Burdur'da şekerci Mustafa Kemal Bilgiç, "Burada asker olmadığı zaman esnaf açısından bir yıkım olacak. Esnaf odaları, milletvekilleri, boşluğu doldurmaları için çalışma yapması gerekiyor. Çarşı esnafı mağdur olacak. Ben yıllık yüzde 25 kayıp yaşayacağıma inanıyorum. Dövizli askerlik kaldırıldığı zaman bur çok esnaf kepenk kapatacaktır" diye konuştu.

Fotoğrafçılık yapan Göksel Ediz ise "Burdur’da fotoğrafçıyım. Bizim için şok edici bir karar. En azında bedelli olarak 21 gün askerlik yapsın. Yeşil elbiseyi giysin. Bütün esnaf zarar edecek. Sadece fotoğrafçılar için değil. Asker gelmediği zaman dükkana kilit vurup iş aramaya başlayacağız" dedi.

Diğer bir fotoğrafçı Sadık Duman ise “Dövizli askerlerin Burdur’a gelememesi en çok fotoğrafçıları etkileyecek. Bütün esnaf etkilenecek, ayakkabı boyacısına kadar. Burdur bir yılda 25 milyon liralık ekonomik kayıp yaşayacak. Türk vatandaşının askerlik yapması gerektiğine inanıyorum. O elbiseyi giyip tüfeği eline alması gerekiyor" diye konuştu.

Askeri giyim ve diğer malzemeleri satan Doğan Kızılkaya ise, "Bedelli askerliğin kaldırılması esnafa çok zarar verecek. Ekonomik yönden çok sıkıntı yaşacağız. Askerliğin devam etmesini diliyorum" dedi.

Lokanta işleten Turgay İnce şunları söyledi: "Bedelli askeriliğin kaldırılması bizi çok üzdü. Esnafımızın tek gelir kaynağı. Taksicimizi, otelcimizi, bakkallarımızın kısacası esnafımızın geçim kaynağı asker. Lokantacı bugün 30 kişi çalıştırıyorsa asker gittiğinde bu 15’e düşecek. İstihdam sorunu yaşanacak. Esnafın yarısı kepenk kapatacak. Maddi açıdan büyük kaybımız olacak. Para verip askerin yurda gelmemesi yanlış olur. Bir dönemde ortalama 6 bin asker Burdur’a geliyor. Ailesiyle geldiği zaman 12 bin kişi yapar. Bu da Burdur’un tek geçim kaynağı anlamına geliyor."

Dilenciler dahi Burdur'a geliyor

Türkiye'de döviz karşılığı bedelli askerlik yapılan tek il olan Burdur'da, bedelli erler 21 gün askerlik hizmetleri sırasında çarşı izinlerini, özellikle kamera karşısında geçiriyor. Vatani görevini 3 haftada tamamlayan bedelli erler, fotoğrafçılardaki komando kıyafetleri ve oyuncak silahlarla poz veriyor.

Bedelliler, 21 gün içinde fotoğraflar için ortalama 200 lira harcıyor. Bedelli askerler, vatani görevleri sırasında Burdur ekonomisine kişi başına ortalama 750 lira kazandırıyor. Bedelliler, Burdur ekonomisine 21 günlük bir dönemde, toplam 2 milyon 500 bin lira kazandırıyor. Özellikle fotoğrafçılar, lokantalar, oteller, hediyelik eşya satanlar, bedelli askerlerin yolunu gözlüyor. Bedelli döneminde çevre illerden dilenciler de Burdur'a akın ediyor.

Ünlülerin adresi Burdur

Yurtdışında yaşayan ve vatani görevlerini Burdur'da bedelli olarak yerine getirenler arasında milli futbolcular, milli basketbolcular, sanatçılar ve kamuoyunun yakından tanıdığı ünlülerin çocukları da yer alıyor. Bu isimlerin başında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, damadı Berat Albayrak ile milli futbolcu Emre Belözoğlu, Nihat Kahveci, milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu, sanatçılardan Mehmet Ali Erbil, Rafet El Roman ve Kubat gibi isimler de yer aldı.

Haberinyeri
Devamı..…

Ali Eralp yazdı:"İzmir Kuşatıldı, İzmir Saldırı Altındadır"

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
İzmir Belediyesi gözaltına alınmıştır.

İzmir saldırı altındadır. İzmir işgal edilmiştir.

Bu kez sevgili İzmir’imiz dışarıdan değil, içeriden saldırıya uğramıştır.

Bu bir öç alma operasyonudur. Bu bir sindirme operasyonudur. Hakkından gelemedikleri, baş edemedikleri, bükemedikleri bileği 1.inci dalga, 2.inci dalga operasyonlarla, tutuklamalarla, göz altılarla bükmeye, kırmaya çalışıyorlar.

Aslında bu operasyonlar sadece İzmir Belediyesine değil, tüm İzmir halkına, tüm Türkiye’ye yapılmış bir eylemdir. Çünkü İzmir Belediyesi halkın oylarıyla seçilmiş bir Türkiye Cumhuriyeti kurumudur..

Bu bir korkutma ve gözdağı verme operasyonudur.

Bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti’ne “Hastir…” çeken belediyelere bu muamele yapılmamıştı.

Türkiye’yi yağmalayanların, Türkiye’yi yoksullaştıranların, milli servetleri yabancılara peşkeş çekenlerin yüreklerine korku düşmüştür. Halkın gerçekleri görmesinden, olayları sorgulamasından, direncinden korkmaktadırlar. Şimdiden önlem alma çabasındadırlar.

Düzmece belgelerle yapılan yargılamaların, tertiplerin temelsizliği gün ışığına çıkmaya başlamıştır. Düşünen, bilinçli halk, komutanların, yurtseverlerin yıllardan beri niçin dört duvar arasında esir tutulduğunu sorgulamaktadır artık.

Siyasal cinayetler işlenmektedir.

Tutuklular, hastanelerden tekerlikli sandalyelerle, serumlarla, ağzı maskeli olarak mahkeme salonlarına taşınmaktadır. Bu şekilde getirilen emekli tuğgeneral Ersöz, yargıçlara şöyle seslenmiştir:

“Ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum. Bu ucu açık davanın sonunu görmek istiyorum. Bize kötülük yapanların sonunu görmek istiyorum. Sonum Kâşif Kozinoğlu ve Kuddusi Okkır gibi olmasın…”

Tuncay Özkan tutuklandığında kızı Nazlıcan Özkan 15 yaşındaydı, şimdi 19 yaşında, “Bu hukuktan utanıyorum” diyor. Çocuklar hukuk, adalet duygusunu yitirmeye başladılar.

Üst düzey MİT görevlisi Kâşif Kozinoğlu’nun yazdığı belgeler, yapılan pislikleri, ihanetleri kirli çamaşırlar gibi ortaya dökmüştür. Kirli çamaşırlar dağlar gibi yığılmıştır.

Artık mızrak çuvala sığmamaktadır.

Suçlular, suçluluk telaşı içindedirler. Korku içindedirler.

ABD emretti diye, hiçbir sorunumuz olmayan komşumuz Suriye’ye saldırmak için bahaneler aramaktadırlar. Dikkatleri başka alanlara çekmek için belediyelere baskınlar düzenlemektedirler. Ama özellikle CHP’li belediyelere…

Yolsuzluk çamuruna batmış AKP belediyelerine baskın yapıldığını gördünüz mü siz hiç?

Onlar, gitsinler, önce, suç dosyası hazır olan Kayseri Belediyesine baksınlar. “Deniz Fenerleri”ne baksınlar.

Korkunun ecele faydası yoktur.

Günü geldiğinde yapılan tüm yolsuzlukların, haksızlıkların, adaletsizliklerin, işkencelerin, cinayetlerin hesabı sorulacaktır. O gün hızla yaklaşmaktadır.

Ey halkım, siz onların bağırmalarına, çağırmalarına, kuru gürültülerine bakmayın. Bu görünüş, mezarlıktan geçen bir kişinin korkusunu yenmek için yüksek sesle türkü söylemesine benzemektedir.

Ey ulusum, ey yurtsever halkım demokratik haklarımızı sonuna dek kullanalım. Haksızlıklara, hukuksuzluklara, yolsuzluklara direnelim. Karşı koyalım.

Öncümüz, liderimiz, komutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

AKP’LİSİ DE, BDP’LİSİ DE, DERSİM’Lİ CHP’LİSİ DE BUNU BÖYLE BİLSİN…

Bu ulus ne karanlık dönemler, ne zorbalar görmüştür. Ama hepsinin hakkından gelmesini bilmiştir…

Ali ERALP
Kemalistler
Devamı..…

Mehmet Ali Güller yazdı:"Oluşturulmuş Gazeteci"

Çarşamba, Kasım 23, 2011 |
ABD’nin Irak’a harekâtı sırasında “iliştirilmiş gazeteci” kavramı ortaya atılmıştı. Bu gazetecilerin görevi özetle, savaşa Pentagon’un gözünden bakmaktı… Biz de bir kavram ortaya atıyoruz: Oluşturulmuş gazeteci. Onlar da olaylara AKP’nin gözünden bakmakla görevliler.
Bugün bu türün nadide bir örneğini anlatacağız, Nagehan Alçı’yı.
AKP döneminin “oluşturulan” bu örneği, bir başka oluşturulmuş gazeteci Rasim Ozan Kütahyalı ile evlenerek geniş kitleler tarafından tanındı. İkilinin evliliği, ikiliyi de büyüttü. Rasim Ozan Kütahyalı, Deniz Gezmişlere Taraf gazetesinde küfrederek başladığı gazetecilik yolculuğunu, aynı anda iki gazetede köşe ve dört televizyonda program yaparak geliştirdi. Nagehan Alçı da bu evlilikten sonra iki televizyonda birden program yapmaya başladı.
ATATÜRK DİKTATÖR, ERDOĞAN DEMOKRAT
Nagehan Alçı, geçenlerde Atatürk’e diktatör diyerek ününe ün kattı. AKP’nin yarattığı siyasi iklimde cüret bulan bu tür gazeteciler, Atatürk’ü diktatör ilan ederken, Erdoğan’ı da demokrat buluyorlar kuşkusuz.
Nagehan Alçı, faşizm olarak adlandırılacak tüm dönem uygulamalarını “demokratikleşme” olarak görüyor. Ne de olsa, bu iklim ona ve türdeşlerine – şimdilik – demokrat, gerçek gazetecilere ise faşistçe davranıyor. (Bu “şimdilik” lafımı lütfen not ediniz ve günü gelince anımsayınız).
REZİLLİK
Nagehan Alçı konuşulmayı çok sevmiş olmalı ki, yeniden gündeme gelecek bir “rezilliğe” imza attı. Boyalı gazetelerde mutlaka görmüşsünüzdür, haber şöyleydi: “Nagehan Alçı, Adnan Hoca’nın iltifatları karşısında ne yapacağını şaşırdı.”
İçiniz kaldırır ve haberin devamını okursanız, oluşturulmuş gazetecimizin kendine yakışır bir pasla bu “iltifatları” başlattığını görürsünüz.
Beyaz TV’de “İslam ve cinselliğin” konuşulduğu programda Negahan Alçı, Adnan Oktar’a şu çok “önemli” soruyu yöneltiyor: “Neden hep sizi güzel kadınlarla sohbet ederken görüyoruz?”
Cemaatini hep genç ve yakışıklı erkeklerle dolduran Adnan Oktar bu soru karşısında durur mu, almış pası ne de olsa. Yüzünü beğenmediği kadınlarla da “zeki olmaları” koşuluyla sohbet ettiğini belirten Oktar, bu konuda seçici davrandığını söylüyor.
Yanıttaki pespayeliğe mi yanarsınız, İslam’ın hangi çapsızlar tarafından ekranlarda anlatıldığına mı yanarsınız, yoksa bu ülkede bu adamın arkasından gidilebilmesine mi?
HOCA’NIN TATLI KEDİSİ
Oktar aldığı pası “gol” yapmaya niyetli; Nagehan Alçı’ya da izleyicilerin gözü önünde “iltifat” yapmaya kararlı. Adnan Oktar Nagehan Alçı’yı “Türkiye’nin en akıllı gazetecilerinden birisiniz” diye pohpohlayarak ceza sahasına giriyor, gole hazırlanıyor ve şutu çekiyor: “Tatlı bir kediye benziyorsunuz aslında…”
Adnan Oktar, canlı yayında Nagehan Alçı’nın gözlerinde bir tepki görememiş olmalı ki, gollerine devam ediyor. Şimdi burada sıralamaya gerek olmayan cümlelerle, Nagehan Alçı’yı uzun uzun ne kadar güzel bulduğunu anlatıyor.
O cümleleri dinlerken, aklıma Rasim Ozan Kütahyalı geliyor… Bir başka oluşturulmaya çalışılmış ama becerilememiş gazeteci Helin Avşar’a verdiği röportajdaki fotoğraflar canlanıyor belleğimde. Türk röportajına yeni bir soluk diye sunulan o pespaye görüntülerde Helin Avşar, Kütahyalı’nın düğmelerini teker teker açıyor ve şuh bir şekilde konuğuna sokuluyordu, yapışıyordu…
Kim bilir, bu da AKP türü yeni dönem evliliğidir belki de…
Şimdi siz mutlaka Adnan Oktar’nın bu iltifatları karşısında Nagehan Alçı’nın ne dediğini merak etmişsinizdir. O cümleyi de aktaralım: “Aman hocam şimdi yazarlar, çizerler”
Kısacası sistem çürüdü, artık kokuyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
21 Kasım 2011
Devamı..…

Arşiv