İranlı öğrenciler İngiltere Büyükelçiliği'ni bastı

Salı, Kasım 29, 2011 |

İran'ın başkenti Tahran'da bir grup öğrenci İngiltere Büyükelçiliği'ne ait iki binayı bastı. Göstericileri dağıtmak isteyen polisle öğrenciler arasında çıkan çatışmada yaralananlar oldu. Altı büyükelçilik çalışanının rehin alındığı ancak güvenli bir şekilde serbest bırakıldığı bildirildi.

Tahran'ın merkezinde bulunan İngiltere Büyükelçiliği binası önünde, öğle saatlerinden itibaren toplanmaya başlayan öğrenciler, daha sonra binanın duvarlarına tırmandı. İngiltere bayrağını indirip yakan göstericiler, yerine İran bayrağı çekti.

Göstericiler, bir süre sonra, şehrin kuzeyinde bulunan İngiltere Büyükelçiliği'ne ait ikinci bir binaya daha saldırdı.

İran'ın yarı resmi haber ajansı Mehr, büyükelçilik çalışanlarının binanın arka kapısından kaçtığını duyurdu. Ancak ana bina mı yoksa kuzeydeki bina mı olduğunu belirtmedi.

REHİNELER KURTARILDI
Mehr, akşam üzeri geçtiği haberinde, kuzeydeki binada altı büyükelçilik çalışanının rehin alındığını bildirdi. Ancak bu haber, kısa bir süre sonra, herhangi bir açıklama yapılmaksızın, ajansın sitesinden kaldırıldı.

Fars haber ajansı, birkaç saat sonra, İran polisinin rehin alınan altı kişinin güvenli bir şekilde serbest bırakılmasını sağlamayı başardığını bildirdi.

Ajansın haberinde, "Polis, Kulhak Bahçesi'ndeki İngiltere Büyükelçiliği'nde çalışan altı kişiyi kurtardı" denildi.

"İNGİLTERE'YE ÖLÜM" SLOGANLARI
İran televizyonu büyükelçilik binası önünde eylem yapan bir grup göstericinin binaya taşlar attığı, bir göstericinin de duvardaki Kraliçe İkinci Elizabeth portresini indirdiği görüntüleri yayınladı.

Göstericiler, büyükelçilik bahçesindeki ofis binalarına girerek ve içerideki kağıtları camlardan dışarı attı. Ele geçirilen bazı belgelerin yakıldığı da öne sürüldü.

Bina çevresinde toplanan yüzlerce gösterici, "İngiltere'ye ölüm" sloganları atarak İngiltere Büyükelçisi'nin ülkeyi derhal terk etmesini talep etti.

POLİS MÜDAHALE ETTİ
Güvenlik güçleri, göstericilere müdahale ederek binaların önünü boşalttı. Göstericilere megafonla, "Yürüyüş bitti, dağılın!" çağrısı yapan polisin kuzey binasının kapısını kapatmayı başardı.

Polisle göstericiler arasında çatışma çıktığı, güvenlik güçlerinin kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandığı bildirildi.

Fars haber ajansının haberinde, "Güvenlik güçleri büyükelçilikteki öğrencileri dışarı çıkarmaya çalışıyor. Bazı öğrenciler yaralandı. Çatışmalarda güvenlik güçleri arasından da yaralananlar oldu" denildi.

Ancak, kısa bir süre sonra, çoğunluğu öğrencilerden oluşan bir grup gösterici, yeniden büyükelçilik binasına girdi. Tahran Valisi de öğrencileri sakinleştirmek için olay yerine geldi.

GÖSTERİ SONA ERDİ
Tahran'da öğrencilerin, İngiltere Büyükelçiliği ve büyükelçisi rezidansının bulunduğu yerleşkedeki protestoları sona erdi.
Öğrenciler elçilikten ayrılırken okudukları bildiride, direnişlerinin devam edeceğini ve diplomatik ilişkilerin düşürülmesini yeterli görmediğini ifade ederek, ilişkilerin sona erdirilmesini istediğini belirtti.

Gösteriler yaklaşık 6 saat sürdü. Elçilik binasının bulunduğu alan İran polisi tarafından korumaya alındı.

Tahran Valisi Murteza Temeddün de elçiliğin bulunduğu alana gelerek inceleme yaptı.

TAHRAN: ÜZÜNTÜ DUYUYORUZ
İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "az sayıda protestocu tarafından" büyükelçiliğe düzenlenen "kabul edilemez" saldırıdan duyulan üzüntü dile getirilirken diplomatların güvenliği için gerekenin yapılacağı belirtildi.

Açıklamada, "İlgili birimler derhal gerekli önlemleri alacak ve meseleyle ilgilenecektir" denildi.

Reuters'a konuşan İranlı bir yetkili ise büyükelçilik saldırısında Tahran hükümetinin kesinlikle bir rolü olmadığını söyledi.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, "Bu organize bir hareket değildi. Devletimizin bu olayda hiçbir rolü yoktur. Bu planlı bir hareket değildir" dedi.

LONDRA: ÇOK ÖFKELİYİZ
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise saldırıya tepki gösterdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, "Bu durumdan dolayı fazlasıyla öfkeliyiz. Bu saldırı kesinlikle kabul edilemez, kınıyoruz" denildi.

Açıklamada, İran hükümetinin Viyana Sözleşmesi gereğince ülkedeki diplomatları ve büyükelçilikleri korumakla yükümlü olduğu da vurgulanarak, "Kendilerinden acilen harekete geçerek durumu kontrol altına almaları ve çalışanlarımızın emniyetini ve mülkümüzün güvenliğini sağlamalarını bekliyoruz" ifadeleri kullanıldı.

Fransa ve Rusya da İngiltere Büyükelçiliği'ne düzenlenen saldırıyı kınadı.

YAPTIRIM KARARINA KARŞI BÜYÜKELÇİ HAMLESİ
İngiltere'nin, 14 Kasım'da ABD ve Kanada'yla birlikte İran'ın nükleer programının gelişimini önlemek amacıyla yeni bir yaptırım paketi uygulama kararı almasıyla Tahran, Londra'yla diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülmesi ve ülkedeki İngiltere Büyükelçisi Dominick Chilcott'un sınırdışı edilmesi için harekete geçmişti.

Hafta sonu mecliste yapılan oylamada ilişkilerin seviyesinin düşürülmesi kabul edildi. Dün de Anayasayı Koruma Konseyi, bu teklifi onayladı. Bu doğrultuda büyükelçinin iki hafta içinde İran'ı terk etmesi öngörülüyordu.

"YENİDEN 1979 OLUR"
İranlı bir milletvekili, yasanın kabul edilmesinin ardından İngiltere’yi tehdit eden açıklamalarda bulunmuş ve “Londra'nın İran’ı karalayan tavrı devam etmesi halinde 1979’da yaşanan ABD elçiliği baskınının aynısıyla karşı karşıya kalabileceğini” söylemişti.

İslam Devrimi'nin yaşandığı 1979 yılında, İranlı öğrenciler ABD Büyükelçiliği'ni basarak elçilik çalışanlarını 444 gün esir almıştı. ABD, o tarihten bu yana Tahran'da temsilcilik bulundurmuyor.


İranlı öğrenciler 1979'da ABD elçiliğini böyle basmıştı.
Hürriyet
Devamı..…

Bir günde 294 milyar e-mail gönderiliyor

Salı, Kasım 29, 2011 |
Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden biri olan HP, HP Discover EMEA etkinliğini bu yıl Viyana’da düzenledi. Toplantıda sadece bir günde 294 milyar e-mail’in gönderildiği açıklandı.

Dünya genelinde 7 bin kişi etkinliğe katılırken, şirketin Türkiye’deki 50 müşterisi ve 25 ortağı da etkinlikte hazır bulundu. HP’nin çiçeği burnunda CEO’su Meg Whitman, yaptığı konuşmasında “9 haftadır HP’nin başındayım, hala öğreniyorum” dedi.

KURUMLAR BİLGİYİ TAM OLARAK KULLANAMIYOR

HP Discover Viyana 2011’in açılış konuşmasını yapan HP EMEA Direktörü Yves De Talhouet, veri kullanımında son yıllarda adeta bir patlama yaşandığını dile getirirken, bilgiyi depolama ve analiz etme aşamasında geleneksel yöntemlerin demode kaldığına dikkat çekti. Video, ses, e-mail, metin, sosyal medya gibi alanların dünya genelindeki verilerin yüzde 85’ini kullandığını kaydeden Talhouet, kurumların en büyük problemlerinden birinin de kullanılmayan bilgiler olduğunu söyledi.

Kurumlardaki bilginin neredeyse yüzde 50’sinin kullanılmadığını ve işe yaramadığını belirten Talhouet, bir araştırmaya dayandırdığı sözlerini şöyle sürdürdü: “Neredeyse her iki yöneticiden biri, şirketlerinde etkili bir bilgi stratejisi kullanmıyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin sadece yüzde 2’si şirketlerinde doğru bilginin doğru zamanda doğru yere ulaştığını dile getirdi.”

BİR GÜNDE 294 MİLYAR E-POSTA GÖNDERİLİYOR

Dünya genelinde bilgi patlaması yaşandığını kaydeden Talhouet, çarpıcı bazı rakamlar verdi. Her saniye 97 bin twit atıldığını ve 12 milyon mesajın gönderildiğini belirten Talhouet, sadece bir günde 294 milyar e-mail’in gönderildiğinin altını çizdi.

BİR DAKİKADA 2 BİN 600 CEP TELEFONU SATILIYOR

Sahneye çıkan bir diğer isim ise HP’nin global satışlarından sorumlu ismi Jan Zadak’tı. Talhouet’in verdiği rakamlardan farklı olarak Zadak şunları söyledi: “Sadece bir dakikada 2 bin 600 cep telefonu satılıyor. Günümüzün vazgeçilmezi olan uygulamalar yine bu sürede 20 bin kez indirilirken, ortalama 300 bin dolarlık ödeme cep telefonu üzerinden yapılıyor.”

BT’NİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL

BT’nin (Bilgi Teknolojileri) önündeki en büyük engeli de oturumdakilerle paylaşan Zadak, kurumların bütçelerinin yüzde 70’ini mevcut operasyonları sürdürmek için harcadığını belirtirken, BT için yeni projelere ayrılan bütçenin sadece yüzde 30 olduğunu ve bu durumun BT’nin önündeki en büyük engel olduğunu vurguladı.

HP’NİN CEO’SU WHITMAN: “HALA ÖĞRENİYORUM”

Daha önce eBay’in başında olan ve HP’nin CEO’luğuna geçen Meg Whitman, HP’nin yapısını anlatarak söze başladı. HP’nin dünyanın en büyük teknolojik alt yapıyı sağlayan şirketi olduğunu söyleyen Whitman, alt yapılarının üzerine yazılımlarını inşa ettiklerini ve HP’nin çekirdeği olarak betimlediği teknolojik alt yapıyı yazılım ile genişlettiklerini, optimize ettiklerini ve yönettiklerini belirtti.

Daha sonra HP’nin servis ve çözümlerinden bahseden Whitman, eBay’de 15 sene çalıştığını ve orada kazandığı tecrübeyle kendisini gerçek bir teknoloji alıcısı olarak gördüğünü oturumdakilerle paylaştı. HP’nin başına geçtiği günden beri öğrenmeye devam ettiğini açıklayan Whitman, HP’nin CEO’luk koltuğuna yaklaşık 9 hafta önce oturmuş ve HP’nin bilgisayar pazarından çekilme ihtimalinin tartışıldığı o günlerde stratejik bir karar vererek bu alanda HP’nin varlığını sürdürmesi gerektiği görüşünü savunmuştu.


Hürriyet
Devamı..…

Başbakan evine geldi

Salı, Kasım 29, 2011 |
Başbakan taburcu oldu

26 Kasım cumartesi günü sindirim sistemi ameliyatı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pendik Eğitim ve araştırma Hastanesi’nden bu akşam taburcu oldu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sindirim sistemi ameliyatı olduğu Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanes'nden taburcu oldu. Erdoğan, 26 Kasım Cumartesi günü sindirim sistemi ameliyatı geçirdiği hastaneden saat 17.30'da, başbakanlığa ait ambulansla hastanenin otopark kapısından çıktı. Çıkış sırasında hastane çevresinde yoğun güvenlik önlemi dikkati çekti.

ERDOĞAN EVİNE GELDİ

Marmara Üniversitesi Pendik Araştırma Hastanesi'nde geçtiğimiz Cumartesi günü ameliyat olan Başbakan Erdoğan bugün saat 17:30'da taburcu oldu. Başbakan Erdoğan'ın konvoyunda sürekli görev yapan özel donanımlı ambulans, hastanenin otoparkına çekildi.

Başbakanın makam şoförü Ramazan Sarı ambulansın hazırlıklarıyla ilgilendi. Başbakan Erdoğan hastaneden ayrılmadan önce Başbakanlık korumaları otopark girişinde görüntü alan basın mensuplarını uzaklaştırdı. Basın mensupları hastanenin önündeki yola alındı. Başbakan Erdoğan siyah camlı ambulansa binerek hastaneden ayrıldı. Eskortlar eşliğinde hastaneden çıkan ambulansı makam şoförü Ramazan Sarı kullandı.

Başbakan Erdoğan Kısıklı'daki evine geçerken, kendisini takip eden gazetecilerin önü kesildi. Yarım saat sonra eve ulaşan Başbakan Erdoğan'ın yarını da evinde dinlenerek geçirmesi bekleniyor.

Hürriyet
Devamı..…

El Cezire hedefte

Salı, Kasım 29, 2011 |

Suriye’de önceki gün silahlı grupların kurşunlarına hedef olan 9 askerin cenaze merasimi vardı. Hums şehrindeki törende özellikle Katar’dan yayın yapan El Cezire kanalı hedef alıdı. CIA ile işbirliği saptanan El Cezire, Suriye’de teröre destek vermekle suçlanıyor

Suriye’de Hums ve Hama illerinde vatani görevlerini yerine getirdikleri sırada silahlı grupların kurşunlarına hedef olarak hayatlarını kaybeden 9 Suriye askeri, Hums Askeri Hastanesinde düzenlenen resmi bir törenle son yolculuklarına uğurlandı. Suriyelilerin ‘şehit’ olarak adlandırdıkları askerlerin bayrağa sarılı cenazeleri çiçekler arasında ve avuç avuç serpilen pirinç yağmuru altında silah arkadaşlarının omuzlarında taşındığı törende ordu bandosu, şehit ve veda marşlarını çaldı.
Kimlik bilgilerine yer verilen şehitlerin isimleri ise şöyle: Süveyda’dan Astsubay Üstçavuş Hüsam Abdülgaffar Ebu Assaf, Hums’tan Polis Naci el-Ucci, Hums’tan Çavuş Yamen Abdülkerim Muhmmed, Halep’ten Çavuş Abdürrahman el-Ali, Hama’dan Uzman Çavuş Hasan Cuma Yunus, Hums’tan Onbaşı Cihat Cabir el-Curani, Lazkiye’den Onbaşı Mahmut Muhammed el-Hasan, İdlib’ten Asker Cuma el-Zeydi ve Hums’tan Polis Mustafa Yusuf Duman.

El Cezire’ye lanet
Bu arada ülkede bir başka tartışma konusunu ise Katar’dan yayın yapan El Cezire kanalının ‘dezenformasyonla” suçlanması teşkil ediyor. El Cezire, 9 yaşındaki Sari isimli çocuğun Hums şehrinde ordu tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Suriye televizyonuna konuşan çocuğun annesi, oğlunun bisküvit almak için bakkala giderken öldürüldüğünü dile getirerek, “Silahlı gruplar oğlumu hedef aldı. Askerler oarada olsaydı, oğlumu öldüremezlerdi. Asker mahallelerimizden çıktığında, bizi öldürüyorlar” dedi. Çocuğun amcası Şeyh Cemal ise doğrudan El Cezire’yi hedef alarak, “Kanalın dezenformasyon yaparak terörizmi desteklediğini, Suriye’de gençlerin akan kanının sorumlusu olduğunu, Arap Ligi’nin El Cezire’nin olayları çarpıtması ve silahlı grupların terörizmini görmesi gerektiğini” söyledi.

Esad yanlısı gösteriler sürüyor
Öte yandan, Suriye’nin içişlerine yapılan yabancı müdahaleleri ve Arap Liginin Suriye’ye ilişkin yaptırım kararlarını protesto etmek için önceki gün Haseke iline bağı Dirbasiye kentinde halk kitleleri tarafından geniş katılımlı bir miting düzenlendi.
Nüfus Dairesi önündeki meydanlara akın eden kalabalık halk kitleleri; Suriye’nin maruz kaldığı dış komployu kınadı ve bu komplonun sömürücü ellerin bölgeyi kontrollerine almayı hedeflediğini, mücadeleci Suriye’nin misyonunu baltalamak istediklerini ifade etti. Cumhurbaşkanı Esad’ın yönetimindeki kapsamlı reformlara desteklerini vurgulayan halk kitleleri, Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesini reddeden ve kınayan pankartlar taşıdı.

Türk bayrağını yakmayın
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, “Rica ediyorum Türk bayrağını yakmayın, çünkü Türk halkı ona çok değer veriyor” dedi. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, “Rica ediyorum Türk bayrağını yakmayın, çünkü Türk halkı ona çok değer veriyor” diye konuştu. Bir mülakatında Türkiye ile ilgili soruları cevaplayan Esad, Türkiye’de bazılarının Osmanlı İmparatorluğu hayalini kurduğunu, ancak bunun imkansız olduğunu söyledi. Suriye’deki ordudan ayrılmalar konusunda da ordudan onlarca kişinin firar ettiğinin ve bütün ordularda bunun gibi olayların olduğunun altını çizdi.

YeniMesaj
Devamı..…

İstanbul'da yıkıcı deprem ihtimali nedir?

Salı, Kasım 29, 2011 |

Uluslararası Yer Fiziği ve Sismoloji Birliği Başkanı Norveç Bergen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Jens Havskov, İstanbul’da 30 yıl içerisinde Richter ölçeğine göre 7 veya 8 büyüklüğünde deprem olasılığının yüzde 30 olduğunu söyledi.
Atatürk Üniversitesi’nin davetlisi olarak Erzurum’a gelen Prof. Dr. Jens Havskov, Van ve Erciş’i vuran depremin sürpriz olduğunu anlattı. Oldukça yüksek hasara yol açan depreme neden olan fayın bilinmediğini vurgulayan Prof. Dr. Jens Havskov şunları söyledi:
“Yüzeyde iz vermeyen bu fay şimdiye kadar bilinmiyordu. Eğer bölgede son 10-15 yıl içerisinde meydana gelen küçük depremler uzun süreli takip edilseydi belki bu fayın farkına varılırdı.”
Van’da 23 Ekim günü meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 büyüklüğündeki deprem ardından 9 Kasım’da merkez üssü Edremit olan 5.6 büyüklüğündeki depremin ayrı bir sarsıntı olamayacağını da söyleyen Prof. Dr. Jens Havskov şöyle devam etti:“Bu 10 kilometre yakınlarında meydana gelen deprem artçıdır. Parçalı fayın çok fazla olduğu bölgede 5 binden fazla artçı meydana gelmesi normal. Bölgede imkânsız olmamakla birlikte önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde bu büyüklükte ikinci bir deprem olması muhtemel değil. Fayların üçlü eklem oluşturduğu Karlıova bölgesi çok önemli. Burası çok parçalı bir yapı gösteriyor. Doğu Anadolu’nun kuzey doğusu ve doğu anadolu fayı da uzun zamandır hareket etmiyor. Buralara da dikkat etmek gerekiyor.”

YeniMesaj
Devamı..…

Yunanistan’a “Euro’dan çık” çağrısı

Salı, Kasım 29, 2011 |
Merkezi Almanya’nın Münih kentinde bulunan Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (İFO) Başkanı Hans-Werner Sinn, ekonomik darboğazda bulunan Yunanistan için yegane çözümün Euro Kuşağı’ndan çıkmak olduğunu söyledi.
Atina’da yayımlanan To Vima gazetesindeki demecinde Yunanistan’ın borç sorununa değinen Sinn, Yunanistan’ın Euro’da kalması durumunda, “Uzun yıllar ekonomik bir durgunluğun içine sürükleneceğini ve bunun da bir iç savaşa neden olabileceğini” belirtti. Sinn, Yunanistan’ın çok pahalı bir ülke olduğunu ve bütçede muazzam bir açık bulunduğunu, ülkenin rekabet edebilecek duruma gelebilmesi için fiyatların en az yüzde 30 oranında düşürülmesi gerektiğini ifade etti. Bu durumun zorluğuna işaret eden Sinn, bu durumda Yunanistan için en iyi çözümün eski para birimi Drahmi’ye dönüş olacağını belirtti.

Sinn, “Benim önerim borçlar Drahmiye çevrilsin. Böyle bir şey mümkün. Egemen Yunan devletinin bunları ödememe veya başka bir şekilde halletme yoluna gitme, ya da Drahmiye çevirme hakkı var. Sonuncu şık, şirketlerin bilançolarına dokunulmaması için yegane çözümdür. Bunun aksine, eğer ülke Euro’da kalarak, fiyatları düşürme yoluna giderse, bankalara ve dışa karşı olan borçlar Euro olarak kalacağı için, gerçek ekonominin bilançoları tamamen bozulacak ve bu da, devlet dahil tüm kurumları büyük miktarda borçlanmaya sürükleyecek” diye konuştu.

YeniMesaj
Devamı..…

Spekülatörler açlığı körüklüyor

Salı, Kasım 29, 2011 |

Dünyanın her yerinde gıda fiyatlarında patlama yaşanıyor. Uzmanlar, spekülasyonların fiyat artışında önemli bir rol oynadığını düşünüyor

İster tahıl ya da et, ister şeker ya da süt olsun, tüm önemli gıda ürünlerinin dünya pazarlarındaki fiyatı 2011 yılında, bundan on yıl öncesine oranla iki kat arttı. Fiyat artışına, kalkınmanın eşiğindeki ülkelerdeki tüketim ya da dünya genelindeki mahsul kaybının gerekçe gösterilmesi bu durumu açıklamaya yetmiyor. Washington’daki Uluslararası Tarım ve Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün (IFPRI) uzmanları, son tarımsal hammadde fiyatlarındaki artışın yaklaşık üçte birinden, borsada tahıl ya da pirinç gibi yükselen değerlere odaklanan spekülâtörleri sorumlu tutuyor.

1 milyar kişi açlık çekiyor
Gıda fiyatlarındaki artış da G20 ülkelerinin gündemindeki en önemli konuyu oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun verilerine göre, gıda fiyatlarındaki artış dünyada açlık çekenlerin sayısının bir milyara çıkmasına neden oldu. Ne var ki son iki yıldır vadeli işlem piyasasındaki durum değişmeye başladı. Üstünlük sanki spekülâtörlere geçti. Hammadde fiyatlarının artacağına oynayan, daha fazla para kazanıyor. İşte bu nedenle G20 ülkeleri, fiyat sıçramalarını kontrol altına almak istiyor. Fransa başkanlığındaki G20 grubu, bir uluslararası tarım piyasası bilgi sistemi kurulmasını kararlaştırdı. Bu sistemle vadeli işlem piyasalarının yeniden raylarına oturtulması hedefleniyor. Çünkü bu işlemlerin yaklaşık yüzde 90’ı şimdiye kadar resmi borsalar dışında yapılıyordu. Avrupa Birliği Komisyonu da, hammadde vadeli işlem sözleşmesi ile yapılan ticaretin sadece resmi borsalarda yapılmasına izin verilmesini öneriyor. Ayrıca, tüccara rapor sunma zorunluluğu getirmek ve denetim makamlarına da daha fazla müdahale yetkisi vermek suretiyle spekülasyonun bastırılması öngörülüyor.

YeniMesaj
Devamı..…

İşsizin parası Hazineye akmış

Salı, Kasım 29, 2011 |

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın soru önergesine verdiği cevap, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren 2 milyon 338 bin 649 kişiye toplam 4 milyar 341 milyon 444 bin 554,72 TL tutarında ödeme yapıldığını ancak Hazineye bunun iki katı para aktarıldığını ortaya koydu.
Çalışma Bakanı’nın verdiği cevap, İşsizlik Fonu’nda biriken kaynağın ne kadarının başka alanlara aktarıldığını da ortaya çıkardı. Fon nema gelirlerinden toplam 9 milyar 105 milyon 395 bin 592,77 TL’nin Hazine İç Ödemeler Muhasebe Birimi hesaplarına aktarıldığına işaret eden Bakan Çelik, şöyle dedi: “İşsizlik Sigortası Kanuna eklenen Geçici 6. madde ile 2008 yılına münhasır olmak üzere fonun nema gelirlerinden 1 milyar 300 milyon TL’nin, 2009 ve 2010 yıllarında fon tarafından tahsil edilecek nema gelirinin dörtte üçünün, 2011-2012 yıllarında dörtte birinin fon tarafından tahsil edilen ayı izleyen ayın 15’ine kadar Hazine İç Ödemeler Muhasebe Birimi hesaplarına aktarılacağı ve ilgili yıl genel bütçesinin (B) işaretli cetveline gelir kaydedileceği belirtilmiştir. ”

YeniMesaj
Devamı..…

Alavere, dalavere vatandaş Mehmet askere

Salı, Kasım 29, 2011 |

Hamzaçebi'den "bedelsiz" bedelli önerisi

TBMM Genel Kurulunda, bedelli ve dövizle askerlikle ilgili düzenlemeleri içeren, Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine başlandı. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, yıllık geliri 12 bin liranın altında olanların hiç bedel ödemeden bedelli askerlikten faydalanmasını istediklerini belirterek, “Parası olan askerlik yapmayacak, olmayan yapacak. Alavere, dalavere vatandaş Mehmet askere” dedi. Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçildi

Tasarıya ilişkin gruplar adına ilk sözü CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi aldı.

Tasarıya göre, 30 yaşından gün almayanlar, 30 bin TL karşılığında bedelli askerliği hak kazanacak ve 21 gün temel askerlik hizmetinden muaf tutulacak.

İşçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ve sanat sahibi olarak yurtdışında oturma ve çalışma iznine sahip olanlar, en az 3 yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde çalışmış olmaları şartıyla 10 bin Avro ödeyerek, 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak.

Ak Parti ise Önergesinde; "31 Aralık 1982'den önce doğanlar faydalanır" dedi.

GÜNDEM VE ÇALIŞMA SAATLERİNE İLİŞKİN GRUP ÖNERİSİ KABUL EDİLDİ

Ak Parti'nin, TBMM Genel Kurulunun gündem ve çalışma saatlerine ilişkin grup önerisi kabul edildi.

Ak Parti, TBMM Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine önerisini Genel Kurula taşıdı. Öneri üzerinde konuşan Ak Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, bedelli ve dövizle askerlik konusundaki yasa tasarısı ile TBMM Teşkilat Kanunu Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin ön sıralarına çekilmesi, MHP'nin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında verdiği gensoru önergesinin 1 Aralık Perşembe günü görüşülmesini istediklerini anlattı.

Genel Kurulun bugün bedelli askerlik, yarın ise TBMM Teşkilat Yasa teklifi yasalaşıncaya kadar çalışmasını önerdiklerini kaydeden Aydın, ayrıca 1 Aralık Perşembe günü gensorunun ardından bir uluslararası anlaşmanın görüşülmesini, bunun bitmemesi halinde ise Genel Kurulun 2 Aralık Cuma günü de çalışmasını istediklerini söyledi.

Aydın, “Cuma günü çalışmayabiliriz. Genel Kurulun performansı çok önemli. Meclisi yoğun günler bekliyor. Halkın gündeminde olan düzenlemeleri birlikte çıkarmayı umuyoruz” dedi.

"Sabaha kadar diye bir nöbet yok”

Öneri aleyhinde konuşan BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, bedelli askerlik nedeniyle Türkiye'nin gözünün Mecliste olduğunu belirterek, ancak düzenlemenin tartışılması gerektiğini ifade etti. Kaplan, “Niye zengin bedelli yapıyor, niye yoksul zor durumda. Bunun ortası yok mu konuşmalıyız” diye konuştu.

Mecliste milletvekillerinin yaş ortalamasının 50 yaşın üzerinde olduğunu hatırlatan Kaplan, “Yaşlı üyeleriniz var. 3 gün 24 saat çalışmak üzere önerge veriyorsunuz. Poliste, askerde nöbetin belli süresi var ama Mecliste nöbetin sınırı yok. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylayan bu Meclis değil mi? Sayın Rıza Türmen buradaysa söylesin, orada 'angarya yasak' deniyor. Sabaha kadar diye bir nöbet yoktur, zorla köleliği dayatıyorsunuz” diye konuştu.

Kaplan, TBMM Teşkilat yapısını yeniden düzenleyen teklif üzerinde de konuşulması gerektiğini belirterek, Meclisin bütün faaliyetlerini belirlemesi nedeniyle teklif üzerinde sağlıklı bir tartışma ortamının yaratılmasını istedi.

Yeni anayasa çalışmaları sırasında “yol temizliği yapılmasını” önerdiklerini anlatan Kaplan, “Bu Meclisin 8 milletvekili tutuklu. Herkesin dinlendiği, düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ülkede konuşuyoruz. Terörle Mücadele Kanunu, TCK, CMK varken sağlıklı Anayasa tartışması yapılabilir mi? Aykırı fikirleri sunanların hepsine savcılara mı ihbar edeceksiniz? Sizin gündeminiz Avro ve dolarlar üzerinden çalışıyor. Bunlar bir ülkeye tek taraflı selamet getirmez” dedi.

HAMZAÇEBİ'DEN BEDELSİZ BEDELLİ ÖNERİSİ

Hamzaçebi, askerlik süresinin uzun olmasının ana sorun olduğunu savundu.

Akif Hamzaçebi, bu sürenin mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye terörle mücadele ediyor. Böyle bir sorun var ama 15 ay askerliğe daha 2000'li yıllarda gelindi. Askerlik Kanununu, insanların ihtiyaçları ile devletin güvenlik ihtiyacı arasında denge kurarak yeniden ele almalıyız” diye konuştu.

Partisi tarafından verilen bedelli askerlik teklifi hakkında bilgi veren Hamzaçebi, şöyle devam etti:

“Sayın Başbakan, bizim projemizi beğenmedi, 'böyle bir proje olur mu?' dedi. Peki bu proje, proje midir? Diyor ki '21 günlük askerlik yok, 30 bin lirası olan, parayı veren kurtulur.' Aradan 8 ay geçmiş, bir proje açıklıyor Sayın Başbakan. Parası olan askerlik yapmayacak, olmayan yapacak. Alavere, dalavere vatandaş Mehmet askere. Biz bedelin makul bir seviyeye inmesini istiyoruz.

Biz diyoruz ki, yıllık geliri 12 bin liranın altında olan veya hiç geliri olmayan vatandaşımız, hiç bedel ödemeden bu olanaktan faydalansın. Parası olmayan benden değildir denilebilir mi? Bu düzenlemenin sizlerin içine sinmediğini ben tahmin ediyorum. 30 bin lira büyük para. Bizim rakamlarımızı beğenmeyebilirsiniz, başka bir rakam üzerinde tartışalım.”

Vatandaşların bundan yararlanmak için 5 yıl vadeli kredi aldıklarında bunun geri ödemesinin faiziyle birlikte 50 bin liraya yükseleceğini kaydeden Hamzaçebi, 30 yaş sınırının da biraz daha aşağı çekilebileceğini ifade etti.

Bedelli uygulamasında 21 günlük askerliğin kaldırılmasını da eleştiren Akif Hamzaçebi, bedelli askerlik yapmak isteyen gençlerin üniforma giyme arzularını kendilerine ilettiklerini anlattı. Hamzaçebi, şehitlerin çocuklarının yaş ve bedel kaygısı olmadan kapsama alınmasını, gazilerin çocukları için de bir kolaylık yapılmasını istedi.

“Gelin bu kanun tasarısını iyileştirelim” diyen Hamzaçebi, bu şekliyle tasarıya destek vermelerinin mümkün olmadığını belirtti.

“TSK tartışmaların dışında tutulmalı”

Tasarının tümü üzerinde MHP Grubu adına söz alan Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ise, bedelliye ilişkin düzenlemenin zamanlamasının çok geç olduğunu ifade etti.

Bedelli askerliğe ihtiyaç olduğuna inandıkları için destek verdiklerini ifade eden Kutluata, şöyle konuştu:

“Bedelli askerlik konusu son yıllarda sık sık gündeme gelmiş ancak hem Başbakan hem de Bakanlar tarafından net olarak reddedilmiştir. Süreç şu veya bu şekilde işlemiş ve tasarı Genel Kurula gelmiştir. Tasarının, adaletsiz hüküm ihtiva eden maddelerinin düzeltilmesini istiyoruz. Parası olanın bedelli askerlik yapabileceği, olmayanın da yapamayacağı konusu netlik kazanıyor. Vicdanları sızlatan bu tablonun düzeltilip, rakamın aşağı çekilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz.”

TSK'nın personel rejiminin sağlam ve güvenilir esaslara bağlanması gerektiğini vurgulayan Kutluata, TSK'nın artık tartışmaların dışında tutulması gerektiğini söyledi.

Kutluata, askerlik görevinin eşitlik kavramı içerisinde gerçekleştirilmesi gereken milli bir yükümlülük olarak algılanması gerektiğini belirterek, askerlik süresinin kısaltılması talebinde bulundu.

“Her Türk vatandaşının temel askerlik hizmetine tabi tutulması gerekir” diyen Kutluata, tasarının “adaletsiz hükümlerinin değiştirilmesi için” alt komisyon talebinde bulunduklarını ancak bunun kabul edilmediğini ifade etti.

Kutluata, bedelli ücretinin 15 bin liraya düşürülmesi konusunda önerge vereceklerini belirterek, diğer siyasi partilerin desteğini istedi. Kutluata, yaş sınırının da 27'ye kadar çekilmesi gerektiğini savundu.

BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu da, tasarının komisyondaki görüşmelerinde muhalefet ve iktidar partili milletvekillerinin görüşlerinin dikkate alınmadığını iddia ederek, “Sadece bir kişinin talebi ile yapıldı. Peki demokrasi bunun neresinde?” dedi.

Yoksulların ve Van depreminde öksüz kalanların da bu yasadan yararlanması gerektiğini belirten Zenderlioğlu, “30 yaş ve 30 bin TL'nin” yüksek olduğunu, aşağıya çekilmesi gerektiğini söyledi.

“Kimse gocunmasın”

Ak Parti Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, önerge lehinde konuşurken, “Biz bu millet için gerekirse angarya oluruz. Buraya gelirken çalışacağız dedik. Bundan kimse gocunmasın. TBMM, gerekirse gece gündüz çalışacak' görüşünü ifade etti.

CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, “Dersim” tartışmalarını hatırlatarak, “Dersim ile hedef Mustafa Kemal, üniter yapı ve ay yıldızdır” dedi.

Konuşmaların ardından Ak Parti'nin grup önerisi kabul edildi.

Bedelli görüşülüyor

TBMM Genel Kurulunda, bedelli ve dövizle askerlikle ilgili düzenlemeleri içeren, Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine başlandı.

Tasarıya göre, 30 yaşından gün alanlar, 30 bin TL karşılığında bedelli askerliği hak kazanacak ve 21 gün temel askerlik hizmetinden muaf tutulacak.

İşçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ve sanat sahibi olarak yurtdışında oturma ve çalışma iznine sahip olanlar, en az 3 yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde çalışmış olmaları şartıyla 10 bin Avro ödeyerek, 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak.

AA
Devamı..…

Rusya'dan füze kalkanına karşı ilk adım

Salı, Kasım 29, 2011 |

Rusya, Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'nin de katılımını öngören füze kalkanı projesine karşı ilk adımını attı.

Yetkililer, ülkenin en uç batısındaki yeni erken uyarı füze sisteminin aktif hale getirildiğini söylüyor.

Bu yöndeki talimatı, Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev, Avrupa Birliği sınırındaki Baltık bölgesinde bulunan Kaliningrad kentindeki radar üssünü ziyareti sırasında verdi.

Medvedev, füze kalkanının uygulamaya geçirilmesi durumunda Rusya'nın da füzelerini Avrupa Birliği sınırına sevkedeceği uyarısında bulunuyor.

George Bush'un ABD Başkanlığı döneminde Washington füze kalkanı projesini Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde yaşama geçirmeye çalışmış, ancak Moskova'nın sert muhalefeti ardından geri adım atmıştı.

Plan, şimdiki Başkan Barack Obama tarafından kapsamı daraltılarak ve Polonya ve Çek Cumhuriyeti yerine projeye Türkiye dahil edilerek yeniden gündeme getirilmişti.

ABD, füze kalkanının 2020 yılına kadar uygulamaya girmesini istiyor ve sistemin İran gibi ülkelerin oluşturduğu füze tehdidine karşı planlandığını öne sürüyor.

Rusya'daki resmi haber ajanslarında yer alan açıklamasında Medvedev, ''Attığımız adımın, muhataplarımız tarafından füze kalkanının stratejik nükleer güçlerimize karşı oluşturduğu tehdide karşı, ülkemizin gerekli yanıtı vermeye hazır olduğuna ilişkin ilk işaret olarak görülmesini bekliyorum.'' dedi.

Medvedev, Interfax ajansındaki açıklamasında, eğer işaret dikkate alınmazsa diğer savunma araçlarını, karşı önlemleri ve vuruş kapasitesini devreye sokacaklarını da söyledi.

Rusya lideri, Batılı ortaklarının yeni füze savunma sistemi önerilerini dinlemeye hazır olduklarını, ancak verilen güvencelerin yeterli olmadığını da vurguladı.

Medvedev, ''Sarfedilen sözler, ne yazık ki, çıkarlarımızın savunulmasını garanti altına almıyor'' dedi.

Rusya liderinin aktif hale getirilmesi talimatını verdiği ve bu yıl Kaliningrad'da Pionerskoye'de inşa edilen füze savunma sisteminin Ukrayna ve Belarus'taki eski sistemlerin yerini alması hedefleniyor.

Yeni sistemlerin operasyonel kapasitesi 6 bin kilometrelik bir menzili içeriyor.

BBC Türkçe
Devamı..…

Sabahattin Önkibar yazdı:"Erdoğan halife, Davutoğlu Başbakan!"

Salı, Kasım 29, 2011 |
Basit sorular soracağım:
Dünyada görev süresini bilmeyen yegane Cumhurbaşkanı kim?
Abdullah Gül!
Sadece Sayın Gül değil, bu ülkenin Yüksek Seçim Kurulu bile bu sorunun cevabını bilmediğini iki gün önce açıkladı.
Peki bu muğlaklık niye mi?
Tayyip Erdoğan’ın kurduğu oyun pardon geliştirdiği strateji onu gerektiriyor da ondan!
Bir şey artık çok nettir:
Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması kesindir. Net olmayan husus bunun Cumhurbaşkanı olarak mı yoksa Başkan olarak mı olacağıdır!
Erdoğan’ın gönlünde yatan aslan ise tartışmasız olarak Başkan olmaktır lakin Tayyip bey böyle bir rejime geçişin iç ve dış zorluklarını biliyor ve ona göre oynuyor!
Tayyip bey başkanlık için içerde yeni Anayasa ve referandum manivelasını kullanmayı düşünürken dışarıda da ABD’nin onayını almayı hedefliyor.
Erdoğan’ın son süreçte ABD’ye kara sevdayı andıran bağlılığında diğer unsurların yanı sıra böyle bir hesap da olabilir.
Peki Türkiye’nin üniterlikten vazgeçip federatif bir modele geçmesi ve bir başkan tarafından idare edilmesi Washington’un işine gelir mi diye sorarsanız bunun cevabı kesin evettir çünkü ABD zaten Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek ve İslam ülkelerine yeni bir şekil vermek istediğini ortaya koymuştu!
ABD’ye göre bugünün konjonktüründe İran’a karşı kurulacak Sünni cephenin önderi Suudiler ya da Mısır değil Türkiye ve Tayyip Erdoğan olabilir!
Buradan hareketle ABD, İngiltere ve Fransa nükleer güce erişme sınırında olan İran’a karşı Türkiye’yi siyasi olarak arkalamaları ve İslam halifeliğinin yeniden ihdası ve de onun Tayyip Erdoğan’a bahşedilmesi için perde gerisinde destek vermeleri de muhtemeldir ki mesela Arap Birliğini bunun için kullanabilirler.
Kuşkusuz başkanlık rejimine geçiş eşyanın tabiatı gereği Türkiye’nin ırklara (!) göre eyaletlere bölünmesi demek olacaktır ki bu önemli boyut Batılı Emperyalistlerin en çok arzuladığı şeydir. Batı aslında bir taşla iki kuş vuracak ve güya mini bir Osmanlı’yı ihya ambalajı ile Türkiye’nin temellerine dinamit koyacaktır!
Diyeceksiniz ki, Türkiye’nin halkı, iç kamuoyu ve askeri buna izin vermez!
Güldürmeyin beni!
Hangi halktan, hangi iç kamuoyundan ve hangi askerden bahsediyorsunuz!
Ayrıca bu CHP ve bu Devlet Bahçeli ile Tayyip Erdoğan bin kere referanduma gitse konusu ne olursa olsun halktan vize alır!
Düşünün Suriye’nin Halep’i ile Musul ve Kerkük’ün petrolleri Eyalet Modeline geçilirse, Türkiye pardon Anadolu Birleşik Devletlerine verilecek denilirse bu ahali değil rey, her şeyini verir yani söylemek istediğim toplum uydurulacak kahramanlık hikayeleri ile hipnotize edilir !
Şaka yapmıyorum Tayyip beyin halifeliği ve Davutoğlu’nun Başbakanlığı bu aralar Ankara’daki Sisler Bulvarının en önemli spekülasyon malzemesidir!

Aselsan cinayetinde onlar var
Hüseyin Başbilen, Evrim Yançeken, Halim Ünsal ve Burhanettin Volkan.
ODTÜ mezunu 4 Türk mühendisi.
Milli Tank Projesi ve savaş uçaklarımız için dost - düşman tanıma projeleri üzerinde çalışıyorlardı.
Derken 4’ünün de ardı ardına ölüm haberleri geldi!
Tamamına intihar denildi.
Ancak...
Uzman bilirkişi 2 gün önce uzun araştırmalar sonucu bu ölümlerin intihar ile değil cinayetle olduğunu ortaya koydu!
Peki bu cinayetlerin failleri kimler mi?
Türkiye’yi silah satan Batılıların istihbarat örgütleri!
Tayyip Bey bu işe bir el atsa diyoruz. Ne dersiniz atar mı?

MİT out, Talabani in!
PKK ile müzakerede MİT’in yerini Talabani almışa benziyor! Baksanıza Irak’ın Cumhurbaşkanı başka işi yokmuş gibi PKK’yı ikna etmekle ve şartlarını Ankara’ya iletmekle meşgul!
Dramatik olan hiçbir devlet yetkilisi “Kimsin sen, kendi kendine haltlar karıştırıyorsun” demiyor! Eh bu denmediğine göre belli ki Talabani bu işleri el altından birileri ile beraber götürüyor!
Tersi mümkün değil zira adam komşu bir ülkenin Cumhurbaşkanı, kendine kendine nasıl böyle davranır!
Manzara PKK ile müzakerede MİT’in yerine Talabani’nin devreye alınması şeklindedir!
İyi de şimdi Başbakanımız “PKK ile biz görüşmedik devlet görüştü yerine biz görüşmedik bizim adımıza Talabani görüştü mü “ diyecek!
Ah Türkiyem vah Türkiyem!

Ebussuud’u övüyor, Dersim için özür diliyor!
Ebusuud kim?
Binlerce Türkmen Alevinin katline emir veren malum şeyhülislam!
Başbakan Erdoğan bu Ebusuud’u Çorum meydanında övgülerle yad etmişti!
İyi de aynı Tayyip Bey’in Dersim’e ağıtlar yakmasına ne demeli peki?
İki tutum arasında korkunç bir tezat yok mu?
Elbette var ama Erdoğan’ın derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek yani Alevi kardeşlerimizi üniter Atatürk Cumhuriyetine karşı ajite etmektir!
Başbakan konuşmasında rahmetli Necip Fazıl üstadın kitabını referans gösterdi. Rahmetli üstadı vefatı öncesinde üniversite öğrencisi iken tanıma ve sohbetinde bulunma şansım oldu. Onun o günlerde Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu MSP ve Milli Görüş tayfası için ne menem benzetmeler yaptığını ve de hedef aldığını önümüzdeki günlerde aktar

Sabahattin Önkibar
YeniMesaj
Devamı..…

77 kişiyi öldürdü ama "cezai ehliyeti yok"

Salı, Kasım 29, 2011 |

Norveç'te 22 Haziran'da 77 kişinin öldüğü saldırıların zanlısı Behring Breivik'in akıl sağlığıyla ilgili raporda, Breivik'in saldırılardan sorumlu tutulamayacağı belirtildi.

Raporla ilgili yapılan basın toplantısında konuşan savcı Svein Holden, davada görev yapan psikiyatrların, Anders Behring Breivik hakkında "cezai ehliyeti yoktur" kararı verdiğini açıkladı.

Breivik'in "kendi hezeyanlı dünyasında yaşayan bir paranoyak şizofren" olduğu sonucuna varıldığını dile getiren Holden, 22 Haziran'daki eylemleri de bilinçli gerçekleştirmediğini söyledi.

Bu durumda, 77 kişiyi öldüren Norveçli aşırı sağcı Breivik, büyük ihtimalle müebbet hapis cezasına çarptırılmayacak, ancak bir psikiyatri hastanesine yatırılacak. Yetkililerin bildirdiğine göre, Breivik'in tedavisi ömür boyu sürebilir.

243 sayfalık rapor, Norveç Adli Tıp Heyeti'nin yapacağı bir panelde yeniden ele alınacak. Heyetin ek bilgiler talep etme ve kendi görüşlerini rapora ekleme hakkı bulunuyor.

Norveçli aşırı sağcı ile ilgili son kararı, genellikle uzmanların tavsiyelerini izleyen mahkeme verecek. 16 Nisan 2012'de başlayacak mahkemenin 10 hafta sürmesi bekleniyor.

UTOYA SALDIRISINDAN SONRA ÇEKİLEN İLK GÖRÜNTÜLER

NORVEÇLİ CANİ BREİVİK İLK KEZ MAHKEMEDE

YÜZEREK KAÇMAYA ÇALIŞTILAR

NORVEÇLİ CANİNİN YOUTUBE'A KOYDUĞU VİDEO

Hürriyet
Devamı..…

Depremzede ihtiyaçları yandı

Salı, Kasım 29, 2011 |

Depremin vurduğu Van'da depremzedelere dağıtılmak üzere getirilen yardım malzemelerinin bulunduğu Kara yolları deposunda büyük bir yangın çıktı. Yangın devam ediyor. Deponun depremden sonra İl Afet Kriz Merkezi'ne tahsis edildiği öğrenildi.

İpekyolu Caddesi'nde, Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü bahçesinde yer alan, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gönderilen battaniye, halı ve giysilerin bulunduğu bildirilen depoda, henüz belirlenemeyen bir nedenle çıkan yangın, kısa sürede büyüdü.

Yangına itfaiye ve Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı ekipler ile Van Emniyet Müdürlüğüne ait toplumsal olaylara müdahale araçlarıyla (TOMA) müdahale ediliyor.

Ekipler, alevleri kontrol altına almaya çalışıyor.

Yetkililer, buradaki depoya 8 tır dolusu malzeme konulduğu belirtildi.

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.



DEPO İL AFET KRİZ MERKEZİ'NE AİT

Yangınla ilgili Kızılay'dan yapılan açıklamada, deponun İl Afet Kriz Merkezi'ne ait olduğunu belirtildi.Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Yıkıcı depremlerle sarsılan Van'da, Karayolları'na ait bir depoda yangın çıktı. Yardım malzemelerinin bulunduğu depo, İl Afet Kriz Merkezi tarafından, yardım malzemelerinin depolanması amacıyla kullanılıyordu.

Van Valisinden Açıklamayı izlemek için tıklayınız
Devamı..…

Tokmak yazdı:"Apo'nun Postacıları!"

Salı, Kasım 29, 2011 |
Terör örgütü PKK‘nın kent yapılanması olan KCK’ya yönelik operasyonlar bölücülerin ve entel geçinen bazı ahmakların tepkilerine yol açtı.
Oysa devletin yaptığı nefsi müdafadır. Her devlet kendisini koruma hakkına sahiptir.
Ülkeyi bölmek isteyenlere göz yuman bir devlet, devlet olmaktan çıkar!
KCK operasyonlarını aynen destekleyen Başbakan Erdoğan:
“Milli birliğimiz ve kardeşliğimiz için yapılan operasyonlarda, işte bakın, etrafa birçok şeyler dökülüyor…Nelerin nereden taşındıkları ortada… Bu ülkenin beraberliğini bozmanın gayreti içindeler. Böyle illegal bir yapılanmaya bir hukuk devletinin müsade etmesi düşünülebilir mi? Bu konuyla ilgili bizim bütün güvenlik güçlerimiz manen bir destek bekliyor. Beklerdim ki medya da desteği versin. Ama bazıları hala farklı havada dolaşıyorlar!” diyerek bir kısım yayın organını eleştiriyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Fikret Seçen de, bazı avukatların Öcalan ile yaptıkları görüşmeleri talimat olarak örgütün dağ kadrosuna ulaştırdıkları belirtiyor.
İstanbul başta olmak üzere 16 ilde gözaltına alınan 46 kişiden 42′si avukat… Bunların görevlerini kötüye kullanarak avukatlık değil, Teröristbaşı Abdullah Öcalan‘a postacılık yaptığı anlaşılıyor.
KCK operasyonları devletin kendisini savunma harekatlarıdır.
Ülkemizin bütünlüğü konusunda tüm ulusun birlik ve beraberlik içinde olması gerekir. Aksi halde adım adım bölünmeye doğru gideriz!

TOKMAK – SÖZCÜ
Devamı..…

Saygı Öztürk yazdı:"Cezaevleri Öğrencilerle Doldu"

Salı, Kasım 29, 2011 |
Avrupalı Sosyal Demokrat Liderlerin Brüksel zirvesinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dağıttırdığı İngilizce metinde Türkiye ile ilgili hayli çarpıcı bilgiler var. Bunları okuyan ister istemez, “Türkiye’de neler oluyor?” diye soracaktır. Çünkü, ülkede olup bitenleri yansıtacak yayın organlarının yüzde 80’ine yakınının iktidarın denetimi altında olduğu açıkça ortaya konuluyor.
Meslektaşımız Mustafa Balbay’ın tutukluğunun üzerinden 1000 gün geçmesine rağmen davası sonuçlanmadı. Aynı davanın diğer sanıkları arasında tutukluluğu 4,5 yılı aşanlar olduğunu da hatırlatalım. Halen 64 gazeteci tutuklu. Devam eden davalar nedeniyle 700-1000 gazetecinin daha cezaevine girme olasılığının bulunduğunu da CHP raporundan öğreniyoruz.
Çarpıcı Türkiye tablosu
CHP’nin dağıttığı İngilizce metinden Türkiye tablosunu okumaya devam edelim:
-600′den fazla öğrenci tutuklu bulunuyor. Birçoğu Başbakan ve iktidarı protesto etmek, eleştirmekten tutuklu.
-Basın Özgürlüğünde Türkiye 16 basamak gerileyerek 138 sıraya indi. ATV ve Sabah grupları kamu bankalarından kredilendirilerek satılmış ve başına Başbakan’ın damadı etik olmayan biçimde getirilmiştir. Medyada doğrudan ve dolaylı iktidar kontrolü yüzde 80′lere ulaşmıştır. Hükümet yanlısı olmayan gazeteciler işten çıkarılmış veya programlarına son verilmektedir. Seçim sonrası bu hızlanarak artmıştır.
-Özellikle 2011 yılında ortaya çıkan gelişmeler ışığında internet kullanımı ve sosyal medyanın gelişimi dünyada tüm otoriter yönetimleri rahatsız etmiş ve kontrol altına alınması gereken bir alan olarak görülmüştür. Türkiye’de bu konuda sansür düzeyinde düzenlemeler yapılıyor..
-Kadına karşı şiddet vakaları geride bıraktığımız yedi yılda yüzde 1400 arttı. Türkiye’de 4,7 milyon olan okuma yazma bilmeyen vatandaşın 3,8 milyonu kadındır.
- Anayasa değişikliği sonrası HSYK’nın ilk uygulaması yüksek yargıda kadın temsilini yüzde 2′ ye indirmek oldu ve üyeleri, kadının tecavüzcüsüyle evlenmesini önerdi.
-Her 4 kişiden biri ihtiyacı olan hizmeti alabilmek için rüşvet veriyor. Rüşvet verilen ülkeler arasında Türkiye 6. oldu. Avrupa’da ilk sırada yer aldı.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki 139 bin davadan 15 bininin Türk vatandaşları tarafından açıldı..
Kılıçdaroğlu, raporunda “baskı altındaki” hakim ve yargıçlardan, dinlenen telefonlardan, özel hayatın ihlalinden, bilime ve üniversitelere karşı yapılan saldırılardan, kuruluşların mali, idari baskılarla siyasi etki altına alınmak istenmesinden, siyasi atamalardan da söz ediyor.

Kayseri’ye giden HSYK Üyesi konuştu
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na, Türkiye’ye dönüş yolunda, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile ilgili rüşvet iddialarını ve soruşturma aşamasını sorduğumuzda, soruşturmanın kapatılması için iki HSYK Üyesinin dosya kapatılana kadar Kayseri’de kaldıklarını, bunlar hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.
Araştırdığımda HSYK üyelerinden Prof.Dr. Bülent Çiçekli ile eski Kayseri Barosu Başkanı, Mazlum-Der’in eski Genel Başkan Yardımcısı Ali Aydın’ın Kayseri’ye gittiklerini öğrendim ve dün bu isimleri da açıkladım.
HSYK Üyesi Bülent Çiçekli’yle konuştum. “Adliye Haftası” nedeniyle HSYK Üyelerinin 11 il’e gittiğini, hafta içinde yargı-halk ilişkileri konularında toplantılar yapıldığını belirtti. Çiçekli, İstanbul’daki programdan sonra HSYK Üyesi Ali Aydın ile birlikte, hafta nedeniyle Kayseri Başsavcılığı’nın davetlisi olarak 26 Ekim gecesi Kayseri’ye gittiklerini belirtti ve şunları söyledi:
“27 Ekim’de Kayseri Adliyesini ziyaret ettik. Duruşması olmayan hakim ve savcılarla görüştük. Öğle vakti yeni adliye inşaatını gezdik. Üniversitede öğrenci, öğretim üyeleri, hakim, savcı ve avukatların da bulunduğu, yaklaşık 3 saat süren panele katıldık. Ardından halı saha maçı yaptık. Akşam da valinin verdiği yemeğe katıldık. İnanın, bu süreçte hiçbir dava ve soruşturmayla alakamız olmadı. Operasyonel konulardan uzak durmaya ve bu konuda alabildiğine hassas davranıyoruz. Görevimiz, hakim ve savcılar arasında adaleti tesis etmektir. Onlara ‘şöyle-böyle davranın’ demeyiz. Siyasetin, yargıyı çekişmelerin içi ne çekmek istemesi üzücüdür. Yargı mensupları, siyasi çekişmelerin hep dışında tutulmalıdır.”
CHP’nin hukukçu milletvekili Atilla Kart’la dün konuştuğumda, soruşturmayı yürüten 3 C.Savcısı hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti. Ya HSYK üyeleri. Onlarla ilgili sadece “kuşku” olduğunu ekledi.

Saygı Öztürk
SÖZCÜ
Devamı..…

Genç, Dersim için belki özür dileyecek bir şey yok

Salı, Kasım 29, 2011 |

Genç'in Dersim sözleri çok konuşulacak

Dersim katliamı tartışmasında Başbakan Erdoğan, "gerekirse özür dilerim" demiş, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da "özür yetmez, arşivleri aç" demişti. CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'ten ise bambaşka bir açıklama geldi: "Özür dilemek bir şey ifade etmiyor. Önce araştıralım, belki özür dileyecek bir şey yok"

BDP, Dersim ile ilgili araştırma önergesinin bugün görüşülmesi önerisini Genel Kurul gündemine getirdi.

Önerinin lehinde söz alan BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, 1937-1938 yıllarında Tunceli'de yaşanan olaylar ve uygulamaları Meclisin araştırmasını istediklerini söyledi.

Kaplan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dersim konusunda "özür dilediğini" anımsatarak, "Sözlü olarak yapılan özür dilemenin anlamını bulması için, birtakım adımların atılması gerekiyor" dedi.

Önerinin aleyhinde konuşan AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, "kendi tarihiyle yüzleşemeyenlerin iyi bir gelecek inşa edemeyeceğine" inanan AK Parti iktidarında hiç bir şeyin üzerinin örtülmediğini söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın Dersim ile ilgili belgeleri açıkladığını anımsatan Tunç, "Binlerce insanın katletildiği, binlerce insanın batıya göç ettirildiği bu acı olay ile ilgili belgeler ortadadır. Bu belgelerden rahatsız olmadan, yüzleşmekten kimsenin kaçmaması gerekir. Katliamda görev almış kişilerin kimler olduğunu biliyoruz. Bu kişilerin isimleri şimdi parklara verilmektedir. Bunun faili AK Parti değil, o dönem iktidarda olanlardır" dedi.

Tunç, bu konunun TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda araştırılmasının daha doğru olacağını belirtti.

"Kılıçdaroğlu'na vurulmaya çalışılıyor"

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç de önerinin lehinde yaptığı konuşmada, "Bu iş çok acı bir olay. Geçmişte birtakım olaylar olmuş ama bu olayları gündemde tutmak kimseye fayda kazandırmaz" dedi.

O dönem devleti yönetenlerin zafiyetinden dolayı birtakım sıkıntılar yaşandığını ancak bir isyanın sözkonusu olmadığını ifade eden Genç, "Bir isyanın liderinin olması lazım. Seyit Rıza lider deniliyor. Orada 91 aşiret vardı ve Seyit Rıza da o aşiretlerden birisinin lideriydi, Dersim'in lideri değildir" diye konuştu.

Genç, bu olay üzerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na "vurulmaya çalışıldığını" ileri sürerek, "Cumhuriyetten rahatsızlar, Atatürk'ü yıkmak istiyorlar, 1937-1938 de tek parti vardı ve Atatürk de Cumhurbaşkanı idi. Cumhuriyetin kuruluşu ile hesaplaşmaya çalışıyor Tayyip bey. Özür dilemek bir şey ifade etmiyor. Önce araştıralım, belki özür dileyecek bir şey yok" ifadelerini kullandı.

Dersim ile ilgili açıklamalar yapan İhsan Sabri Çağlayangil'in Atatürk ve İnönü düşmanı olduğunu iddia eden Genç, AK Parti'lilere, "CHP o zaman tek parti idi. Peki sizin babalarınız da CHP'li değil miydi? Adnan Menderes CHP'nin müfettişi, Celal Bayar da Başbakanı idi. Bunu CHP'ye bağlamanın mantığı yok" dedi.

"Devletler tövbe ederler"

Önerinin aleyhinde söz alan AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, herkesin geçmişi ile yüzleşmesinin zorunluluk olduğunu söyledi.

Metiner, şöyle konuştu: "Dersimliler, Kürtlük temelli bir anlayışla isyan etmediler. Dersim isyanı ile PKK kalkışmasını birbirine benzetirsek yanlış yapmış oluruz. İnsanlar nasıl günah işlediklerinde tövbe ederler, kendilerini arındırırlar, devletler de günah işlemişlerse, vatandaşlarına karşı vahşet boyutuna varan uygulamalar içine girmişlerse tövbe ederler ve özür dilerler.

Dersim'de isyan yoktu ama korkunç bir vahşet vardı. Dersim 20. yüzyılın Kerbela'sıdır. Orada insanlar katledilmiştir. Bir raporda, 'Dersim gittikçe Kürtleşiyor, tehlike büyüyor, Cumhuriyet için çıbandır, bir ameliyat gerekiyor. Yüksek memurlara koloni yönetimindeki yetkiler verilmelidir.' deniliyor. Sayın Başbakan'ın özür dilemesini, yanlış yere çekerek, Atatürk düşmanlığı ve
Cumhuriyet ile hesaplaşma biçimine dönüştürmek sadece bir çarpıtmadır."

"Kininizi bu Mecliste kustunuz, yazıklar olsun size"

MHP ve BDP'li milletvekilleri Metiner'e büyük tepki gösterdi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da Metiner'i, Türk milletine "katliamcı" diyebilmesinden dolayı kınadığını söyledi.

Metiner'in Meclisten ve Türk milletinden özür dilemesi gerektiğini savunan Vural, "bu ifadelerin, Ermeni soykırımı yapanlardan bir farkı olmamıştır. Sizi kınıyorum, yazıktır, günahtır, elinizde bir belge yok. Katliam yaptı diyorsun. Kimin elinde, ne silah var. Kininizi bu Mecliste kustunuz,
yazıklar olsun size" dedi.

Tekrar kürsüye gelen Metiner, "Bu öneri Meclis'te tartışılmasın" demediğini belirtti.

Dün Dersim sürgünlerini savunan bir milletvekilinin, "İyi ki Dersim'den sürüldüler, iyi eğitim aldılar, medenileştiler adam oldular" dediğini kaydeden Metiner, "Bu büyük bir zulümdür, cinayettir, faşizmin ta kendisidir" dedi.

Metiner, MHP'lilerin laf atması üzerine, "Dersimde masum halka yönelik katliam olduğunu" söylediğini "PKK olayı ile Dersim olayını BDP ile MHP yan yana getiriyor. Çünkü ikisi de bu olaydan nemalanmaya çalışıyor" diye konuştu.

MHP'li ve BDP'li milletvekilleri, Metiner'in bu sözlerine de yoğun tepki gösterdi. Bu sırada bazı muhalefet milletvekilleri ile iktidar milletvekillerinin karşılıklı tartıştığı gözlendi.

Kaplan da Başbakan Erdoğan'ın, bu kürsüye gelip Dersim ile ilgili özür dilemesi gerektiğini söyledi.

"Bunları nerede konuşacaksınız? Kapalı kapılar ardında, MGK'da mı konuşacaksınız? Samimiyseniz...'Allah birdir' diye öneri getirsem, ona da karşı çıkarsınız" diyen Kaplan, AK Parti'nin samimi ise önerilerine evet oyu vermesi gerektiğini kaydetti.

MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ise "Oradaki harekat kararını veren TBMM'dir. Demokrat Partide yer alan insanlar orada karar vermiştir. Menderes de Celal Bayar da işin içinde vardır" dedi.

Görüşmelerin ardından BDP'nin önerisi kabul edilmedi.

Vatan
Devamı..…

Bedelli’de son dakika düzenlemesi

Salı, Kasım 29, 2011 |
AKP’nin önergesine göre 31 Aralık 1982’den önce doğanlar bedelli askerlikten yararlanacak. Böylelikle 82 doğumluların tümü bedelli hakkı kazandı
Bedelli askerlikle ilgili yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü. AK Parti, TBMM Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine önerisini Genel Kurul’a taşıdı. Öneri üzerinde konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, bedelli ve dövizle askerlik konusundaki yasa tasarısı ile TBMM Teşkilat Kanunu Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin ön sıralarına çekilmesi, MHP’nin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında verdiği gensoru önergesinin 1 Aralık Perşembe günü görüşülmesini istediklerini söyledi.

Gündeme alındı

Konuşmaların ardından AK Parti’nin grup önerisi kabul edildi ve TBMM Genel Kurulunda, bedelli ve dövizle askerlikle ilgili düzenlemeleri içeren, Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine geçildi. Muhalefet partileri ise görüşmelerde Başbakan Erdoğan’ın daha önceki sözlerini hatırlatarak hükümetin bu konudaki çelişkili tutumunu eleştirdi.

Bu arada AK Parti ‘Bedelli’ askerlikle ilgili yeni bir önerge verdi. Önergeye göre 31 Aralık 1982’den önce doğanlar ‘Bedelli’ askerlikten yararlanacak. Düzenlemede, Resmi Gazete’de yayımlandığı gün baz alınarak, ‘30 yaşından gün alanlar’ ifadesi yer alıyordu. Bu nedenle bedelliden gün farkıyla yararlanamayacak kişiler olacaktı.

Vatan
Devamı..…

Seni Özleyeceğiz Gizem

Salı, Kasım 29, 2011 |

Gizem Bera Yüksel hayatını kaybetti.

Bursa'nın Orhangazi ilçesinde yaşayan ve geçen yıl öğretmeninin sınıfta arkadaşlarına öğüt verirken çektiği görüntüleri internette tıklanma rekorları kırılan 11 yaşındaki Gizem Bera Yüksel, 12 yaşındaki ablası İrem Sılay Yüksel ile banyo yaparken şofbenden sızan gazdan zehirlendi. Gizem hayatını kaybederken durumu ağır olan ablası yaşam mücadelesi veriyor.

Ailesi tarafından Bursa"ya sevk edilen ancak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi"nde gerekli ekipman ve yatak olmadığı gerekçesiyle kabul edilmeyen Gizem, Şevket Yılmaz Çocuk Hastanesi yoğun bakım ünitesi"nde yaşam destek cihazına bağlandı. Televizyonlardaki konuşmaları ile milyonları kahkahaya boğan Gizem"in acı haberi ailesi ve yakınlarını gözyaşına boğdu.

Olay, dün akşam saat 22.00 sıralarında Yüksel ailesinin Arapzade Mahallesi Barış Caddesi 4 Nolu Sokaktaki evinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre , Yüksel ailesinin 6 çocuğundan olan 12 yaşındaki İrem Sılay Yüksel ile 11 yaşındaki Gizem Bera Yüksel akşam yıkanmak için banyoya girdi. Baba Salih Yüksek yaklaşık 15 dakika seslerini duymadığı çocuklarını merak edince anne Ayla Yüksel"den banyoya bakmasını istedi. İrem ve Gizem"in yerde hareketsiz yattığını gören baba 112 Acil Servis"ten yardım istedi. Olay yerine gelen ambulansla Orhangazi Devlet Hastanesi"ne kaldırılan İrem ve Gizem Yüksel kardeşlere ilk müdahale burada yapıldı. Gizem doktorların tüm çabasına rağmen kurtarılamadı. İrem ise ilk müdahalenin ardından Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi"ne sevk edildi. Hayati tehlikesi devam eden İrem"i yaşama döndürmek için yapılan müdahale devam ediyor.

- YAKINLARI GÖZYAŞLARINA BOĞULDU -

İrem ve Gizem"in şofben gazından zehirlendiğini haber alan yakınları hastaneye akın etti. Gözyaşlarına boğulan 6 çocuk annesi Ayla Yüksel yakınlarının yardımı ile ayakta kalabildi. İrem"in Bursa"ya sevk edilmesinden sonra çocuğunun peşinden Bursa"ya götürülen anne Yüksel güçlükle ayakta kaldı. Bir süre sonra ise doktorlar baba Salih Yüksel ve yakınlarına Gizem"in tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığını söyledi. Acı haber duyulunca hastanede çığlıklar atan yakınları baygınlık geçirdi.

- ABLAYI ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ KABUL ETMEDİ -

Durumu kritik olan İrem, 112 Acil Servis Ambulansıyla Orhangazi Devlet Hastanesi"ne ardından Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi"ne sevk edildi. Amcası Ahmet Yüksel, "Çocuğu ambulans ile Uludağ Üniversitesi"ne getirdik. Bir saat müdahale ettiler ardından gerekli donanımlı cihazımız ve yatak yok gerekçesiyle hastaneye kabul etmediler. Tekrar ambulansa koyup Şevket Yılmaz Çocuk Hastanesi"ne getirdiler. Durumu ağır olan bu çocuğu hastane hastane dolaştırdılar. Şimdi yoğun bakım ünitesinde yaşam destek cihazına bağlı olarak yaşam mücadelesi veriyor diye konuştu.

-TÜRKİYE GİZEM'İ ZEKASI İLE TANIMIŞTI -

Türkiye, Orhangazi"de Atatürk İlköğretim Okulu"nda 4. sınıf öğrencisi olan Gizem Bera Yüksel"i geçtiğimiz yıl sosyal paylaşım siteleri ve internette tıklanma rekorları kıran görüntüleriyle tanıdı. Bu görüntülerde arkadaşlarına ders çalışmaları ve uslu durmaları için öğütler veren Gizem televizyon kanallarında da haber oldu. Babası inşaat işçisi, annesi ev hanımı 6 çocuklu bir ailenin kızı olan Gizem"in haberlerden sonra Beyaz Show"daki konuşmaları ise Türkiye"yi kahkahaya boğmuştu. Programda Bursa Valisi"ne sitem eden Gizem daha sonra da Vali Şehabettin Harput"un konuğu olmuştu.
Gizem, polis olmak istiyordu

Bursa'nın Orhangazi ilçesinde, şofbenden sızan gazdan zehirlenen 11 yaşındaki Gizem Bera Yüksel, polis olmak istiyordu. Sınıf başkanı seçilmesinin ardından, arkadaşlarına verdiği nasihat öğretmeni tarafından kaydedildikten sonra internet siteleri ve bazı televizyonlarda yayınlanan Gizem, Vali Şahabettin Harput tarafından da kabul edilmişti. Katıldığı bir televizyon kanalında Vali Harput'a sitem eden Gizem, 9 Şubat 2010'da Vali Harput'u ziyaretinde polis olmak istediğini dile getirmişti. Vali Harput, ziyarette yaptığı konuşmada, şunları söylemişti: "Sizi çok beğendim, yani ikiniz o kadar çok pratik zekalı ve kabiliyetlisiniz ki hayran olmamak mümkün değil. Sizi görünce bu çocuklar herhalde geleceğin çok büyük insanı olacaklar dedim. Hocalarınızla da konuştum, sizin arkadaşlarınızla çok iyi geçinen, başarılı, terbiyeli ve çalışkan olduğunuzu söyledi. Sizleri tebrik ediyorum." Vali Harput'un, 'ne olmak istiyorsun?' şeklindeki sorusu karşısında Gizem, "Ülkeme faydalı bir meslek seçmek istiyorum. Polis olmak istiyorum." karşılığını vermişti. Vali Harput ise Gizem ve arkadaşı Hava'ya "İnşallah çok iyi yerlere geleceksiniz. Size desteğim üniversiteye kadar devam edecek. Hep önünüze bakın, insanlığa, memlekete ve ailenize çok faydalı insanlar olacaksınız." demişti.

Bursa"nın Orhangazi ilçesinde şofbenden sızan gazdan zehirlenen 11 yaşındaki Gizem Bera Yüksel'in cenazesi toprağa verildi.

Bursa Adli Tıp Kurumu"nda yapılan incelemenin ardından Arapzade Mahallesi"ndeki evine getirilen Gizem"in cenazesine sarılan annesi Ayla ve babası Salih Yüksel ile kardeşleri ve akrabaları gözyaşı döktü.
Tabuttaki kızının yüzüne bakan acılı anneyi çevredekiler güçlükle sakinleştirdi.

Gizem"in cenazesi daha sonra Gazi Orhan Bey Camii'ne getirildi. Namaza Gizem"in yakınları ve komşuları katıldı. Cenaze, kılınan namazın ardından Orhangazi Mezarlığı'nda toprağa verildi.



Bursa Valisi Şahabettin Harput,'Evladımı kaybetmiş gibi üzüldüm!'



Bursa Valisi Şahabettin Harput, Bursa'da 2 kız kardeşin şofbenden zehirlenmesiyle ilgili olarak, Gizem'e eğitim güvencesi verdiğini belirterek üzüntüsünü dile getirdi.

Orhangazi Kaymakamı Mustafa Selman Yurdaer'i ziyaret eden Vali Harput, Gizem Bera Yüksel'in, şofbenden sızan gazdan zehirlenerek hayatını kaybetmesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

ZEHİRLENEREK HAYATINI KAYBETTİ

Küçük Gizem'in gösterdiği medeni cesaret nedeniyle herkesin sevgisini kazandığını belirten Harput, 'Küçük kızımız zehirlenerek hayatını kaybetti' diye konuştu.

Adeta bir evladını kaybetmiş gibi çok üzüldüklerini dile getiren Harput, 'Hepimizin başı sağ olsun. Olayda hayatını kaybeden Gizem'e üniversite eğitimi için güvence vermiştim. Maalesef bu olay oldu ve içimiz çok yandı' ifadelerini kullandı.

TÜM MÜDAHALELERE RAĞMEN KURTARILAMADI

Dün akşam saat 22.00 sıralarında Arapzade Mahallesi'ndeki evlerinde aile fertleri tarafından banyoda baygın halde bulunan kardeşlerden İrem Silay Yüksel (12), Orhangazi Devlet Hastanesindeki ilk müdahalenin ardından Bursa'ya götürülerek Şevket Yılmaz Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Gizem Bera Yüksel (11) ise Orhangazi Devlet Hastanesindeki müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.

GİZEM, VALİ HAKKINDA NE DEMİŞTİ?

İnternette yayınlanan videoları ile tıklanma rekorları kıran sınıf başkanlarını dün akşam Beyaz'da konuk olarak ağırladı. Tam bir kahkaha tufanı yaşanan programda sınıf başkanı yardımcısı olan küçük kızın sözleri ise Beyaz'a zor anlar yaşattı. Öğretmeninin canlı yayına çıkmasına izin vermeyen valiliğiğe sitem etti. 'Öğretmenimin canlı yayına çıkmasına izin vermeyen valinin kalıbına tüküreyim' sözlerini sarf edince Beyaz küçük kızın ağzını eli ile kapatmak zorunda kaldı. Küçük kızın yaşadıklarını anlatırken gülen stüdyodakileri 'Gülmeyin ha!!!' diyerek de azarladı.

SözcüHaber
Devamı..…

Böyle Dans Yarışması Olur mu?

Salı, Kasım 29, 2011 |

Yok böyle dans!.. Güney Afrika`da gerçekleştirilen 2010 Dünya Kupası`yla şöhreti yakalayan Larissa Riquelme, yarışma programında yaptığı dansla nefesleri kesti!..Paraguaylı modelin striptiz yaptığı dans, sanal alemde de tıklanma rekorları kırdı.



Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

Devamı..…

Mustafa Aslan yazdı:"Türk'e Baş Olamaz Türk'üm Demeyen"

Salı, Kasım 29, 2011 |
Sayın Mustafa Aslan’dan Başbakan'a
Sayın Başbakan;
Biliyoruz imam-hatiplisiniz. Kur'an tilâvetinizin de maşallahı var. Rahmetli Anneniz'e ikrâm ederken seven-sevmeyen herkesin yürek tellerini titrettiniz! Allah kabul etsin. İfrât derecesinde sevenleriniz size dokunmayı ibâdetten sayıyorlar! Ûlema değilsiniz belki ama dînî bilgilerinizin olmadığını kimse söyleyemez.
Sevgili Kasımpaşalı'mız; bildiğiniz bir uyarıyı hatırlatmış olalım; En'âm Suresi-108'de Kur'an; "Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyiniz; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler." diye uyarmaz mı?
Siz; büyük bir çoğunluğun sevdiklerine, şu anda oturduğunuz makamı, O'nun kurduğu Devlet ve sisteme borçlu olduğunuz, rahmet ve şükranla anılmayı fazlasıyla hak eden bir Millî Kişi'den, Atatürk'ten intikama heveslenenler varken, O'nun İstiklâl Harbi silah arkadaşlarına hakâret ederseniz; onları sevenler de sizin kıymet verdiklerinize hakâret etmezler mi? Bu gereksiz kutuplaşmanın, kime veya toplum düzenine ne yararı olur?
Siz, bir kişiyi tâciz ve tahrîk ederek kamuoyu oluşturmak için "Cambaza bak!" anonsu yaparken Millî vicdânı incittiğinizin farkında mısınız?
Siz, yıllarca süren ve PKK'dan önceki en uzun Kürt isyanlarından birinin elebaşını aklamak adına, Gâzi Meclis'teki 550 mebusun ikbâlini borçlu olduğu Cumhuriyet'le hesaplaşmaya niyetlenirken kaç ölüyü rahatsız ettiğinizin, ettirdiğinizin farkında mısınız?
Sizin milleti cambaza baktırırken yönlendirildiğiniz asıl mes'eleye örtü etmek istediğiniz sûni gündemle dünyalarını değişmiş kişileri seven, kaç milyon kişiyi de tahrîk ettiğinizin farkında mısınız?
İsmet İnönü'yü, Celal Bayar'ı, Adnan Menderes'i, Fevzi Çakmak'ı, Mehmet Âkif'i, ölmüşleri, öldürülmüşleri, idam edilmişleri hatta kaynak gösterdiğiniz Necip Fazıl'ı niye dile düşürdünüz?
Siz, devrin imkânsızlıkları yüzünden yüzlerce yıl civar illeri yağmalayıp Tunceli'nin yol geçmez, kuş konmaz dağlarına saklanarak Osmanlı'ya vergi vermemiş, askerlik yapmamış âsi, şımarık, işbirlikçi feodallerin, Türkiye Cumhuriyeti'ne de baş kaldırarak İngiliz ve Fransızların kucağında semiren bir şâki ve suç ortaklarının idamlarına üzülmüş olabilirsiniz!
Adâletin idam ettiği, Kolluk Güçlerinin çatışmada öldürdüğü kişilerden bazılarına ağlayanlar da olabilir! Tarihte de, günümüzde de ve dünyanın her yerinde devlete isyanın bedeli, kelledir!
Unutulmasın ki Türk Devleti'ni kurup Gençliğe emânet edenler; "İktidara sahip olanlar gaflet, dalâlet ve hatta hıyânet içinde olabilirler. Hatta bu iktidâr sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlîlerin siyâsi emelleriyle tevhîd edebilirler." diye varislerini uyarmıştır!
Her okuyanı elektrik gibi çarpan, kehânetvari bu uyarının, kamu vicdânındaki karşılığının farkında mısınız?
Sayın Kasımpaşalı Başbakan;
Kavlamış, kapanmış yaraları kaşıyıp kanatarak yanlış yaptınız!
Size yanlış yaptırdılar! Bir anlık öfkenizle kamu vicdânını bir kere daha çok ağır yaraladınız!
Meselâ Necip Fazıl'ın bütün hayatını, defalarca tekrarladığı siyâsi dönekliklerini, süflî yaşantısını ve Adnan Menderes devrinde kalemini kiraya vererek örtülü ödenekten kumar borçlarını ödediğini yani dolma kalemliğini bilmelerine rağmen; "Ölüden şeytan da el çeker" öğretisiyle lânetlemeyen ne kadar kişinin, öfkesini kabarttığınızın farkında mısınız?
Haçlı istiyor diye, "geceyarısı yasaları"yla toplam nüfusları bir kaç bin kişi olan azınlık vatandaşa tavizlerinizle milyonlarca Alevî Türkmeni, milyonlarca Şia-Caferî Türk'ü, milyonlarca Türk Milliyetçisini, milyonlarca Atatürk seveni incitişiniz kıyaslanınca hiç te ma'kul görünmüyor!
Sayın Başbakan; sizi, yüzlerce yıl teb'amız olmuş din kardeşlerimizin, akrabalarımızın üzerine pohpohlayarak yönlendirenler, sizin sonunuzu da size yaptırdıkları bu tahrîklerle hazırlıyorlar, dikkatli olun!
Karşınızda her zaman sizin oluşturduğunuz gündemi takip eden, beceriksiz siyâsiler olmaz!
Millî duruşlu bir millet evlâdı çıkar; sizin de, size akıldânelik eden dolma kalemlerin de, sizin sâyenizde Cumhuriyetten intikama heveslenen hainlerin torunlarının da hesaplarınızı bozar!
Mazisine ve suçlu da olsa geçmişine sâdık sâdece kendinizi görürseniz, NATO ve ABD desteği ile He-Man (hi-men)liğe devam ederseniz, karşınıza bir millet evlâdı mutlaka çıkar!
Bu milletin Millî karakterli Kasımpaşalıları da vardır ve nöbettedirler vesselâm...
"TÜRK'E BAŞ OLAMAZ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, dua...

Mustafa Aslan
Hakimiyetimilliye
Devamı..…

Gündüz Akgül yazdı:"Yüzleşelim mi?... "

Salı, Kasım 29, 2011 |

YÜZLEŞELİM Mİ?...
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır.” Sözleri, yıllardır büyük öndere ve devrimlerine karşı duranları bir anda ayni cephede birleştirmiş ve en ağır eleştirileriyle arkadan dolanarak ATATÜRK’Ü hedef almaya başlamışlardır.
Takke düştü kel görünmeye başladı. Hiç sağa sola kaçmaya, laf ebeliğiyle kıvırmaya gerek yoktur.
Amacınız, Dersim isyanı sonrasında meydana gelen olaylardan ötürü oradaki insanları, diğer bir deyişle Alevileri savunmak değildir.
Tek amacınız, yavaş yavaş dillendirmeye başladığınız, ATATÜRK’Ü ve onun aydınlık dönemini karalamak, mahkûm etmek ve rövanş almaktır.
Tüm tarihçiler ve araştırmacılar Dersimde bir isyan olduğunu ve bu isyan bastırılırken, harekâtta yer alanların yanlış uygulamaları sonucunda orantısız güç kullanıldığını kabul etmektedirler.
Ulusunu seven, Alevilere sempati duyan, diktatör olma olanakları varken bunu elinin tersi ile iterek çok partili parlamenter düzene geçişin alt yapısını oluşturan ATATÜRK gibi devrimci ve hümanist bir liderin, Dersim olayında katlim emrini verdiğini söylemek büyük bir iftira ve öç alma kastını taşımaktadır.
Büyük önderi hedef alanlar, ısrarla Dersim olayı nedeniyle yüzleşme talep etmektedirler.
Bir yurttaş olarak benimde yüzleşmek istediğim, çoğu yakın zamanda olmuş olaylar vardır.
-Dersim olayını bahane ederek Aleviler sahip çıktığı savında bulunanlar, Alevilerin katlı vaciptir fetvası veren Yavuz Sultan Selimin Şeyhülislamı Ebussuut Efendi ile kurtuluş savaşında, Mustafa Kemal’in isyankâr olduğunu, Yunan askerleri, padişahımız efendimizin daveti üzerine geldiğini söyleyen İskilipli Atıf Hoca’yı kutsayan ve Çorumluların bunlarla gurur duymasını söyleyenlerin bu söylemi ile yüzleşmeye var mısınız?
--Menemen’de Kubilay’ı şehit eden Derviş Mehmet’in kimin nesi olduğu konusunda yüzleşmeye var mısınız?
-Kahramanmaraş’ta, Çorum’da yüzlerce Alevi yurttaşımızı katleden vahşetle yüzleşmeye var mısınız?
-Sivas’ta 35 aydınımızı Madımak otelinde diri diri yakan, alevler yükseldikçe tekbir sesleriyle sevinç naraları atanların vahşetiyle yüzleşmeye var mısınız?
-Sivas olayı canilerinin Avukatlığını yapan ve onları cezaevinde ziyaret eden Adalet Bakanının hangi siyasi partinin Bakanı olduğu konusunda yüzleşmeye var mısınız?
- Yurt dışında yakalanan Sivas katliamı sanığını zamanında getirtmemek ve serbest bırakılmasına neden olmak, yurt içinde ise ölene kadar yakalanmayan sanığı yakalamamak ne ile açıklanabilir? Yüzleşmeye var mısınız?
-“Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkelerin zayıfladığını ve işlevini kaybettiğini, yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum.” Diyen birine, büyük önderin, “Türk genci devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bütün ümidim gençliktedir.” Dediği gençlerin geleceğini teslim ederek Milli Eğitim Bakanı yapılmasının nedenleri üzerinde yüzleşmeye var mısınız?
-Yıllardır dostane ilişkiler içinde yaşadığımız tüm komşularımızla kavgalı hale gelişimizi, birinci hedefi komşumuz İran olan Kürecikteki füze kalkanı için İran’ın, “herhangi bir saldırı halinde ilk hedefimiz Malatya/Kürecikte kurulan füze kalkanıdır.” Demesinin Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atıp atmadığı konusunda yüzleşmeye var mısınız?
Yüzleşme gereği duyduğumuz konular bir yazıya sığmayacak kadar çok olduğundan bu kadarı ile yetiniyorum.
Emperyalizme teslim olmuş bir imparatorluğun enkazı üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kurulurken binlerce olumlu işler yanında elbette ki bir takım sıkıntılar olmuş, istenmeyen bazı hatalar yapılmıştır. Kabuk bağlayan bu durumları kaşıyarak yaratılacak bahane ile Mustafa Kemal ATATÜRK’E dil uzatmanın iyi niyetli olmadığını söylemek zorundayım.
Eğer o büyük insan olmasaydı, bu gün laik Türkiye cumhuriyeti ve Türk ulusu olmayacak, camilerde ezan sesi duyulmayacaktı.
Kabuk bağlayan dünün olaylarını gündeme taşıyıp, bu gün yapılan olumsuz uygulamaları perdeleyerek tartışma dışına çıkarmak yanlıştır, iyi niyetli değildir.
Dünü yargılayacak olan tarihtir. Siyasi iktidarlar değildir.
Dün ile değil, yaşadığımız bu günle yüzleşmek, hem daha doğru hem de halkımız için en hayırlısıdır.
Kemalistler ve laik Cumhuriyet Sevdalıları bu yüzleşmeye hazır.
Siz, var mısınız? 27.11.2011

Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı
Devamı..…

Mine Kırıkkanat yazdı: "Hangi Dersim'den özür dileniyor"

Salı, Kasım 29, 2011 |

1930-35 yılları arasında yaşananlarla 1937-38 yılları arasındaki süreçlere göndermelerde bulunan Kırıkkanat, 'Başbakan hangi Dersim'den özür diliyor?' sorusunu yöneltti.

O dönem Dersim'de babasının subay olduğunu açıklayan Cumhuriyet yazarı, yazısında babasının ilginç bir anısına da yer verdi.

İşte Mine Kırıkkanat'ın o yazısı;

Kazım oğlu Kazım, sonuncu erkek kardeşi pilot teğmen Nizamettin'in uçağı Kadifekale'ye çakılalı, dolayısıyla Kırıkkanat soyadını alalı 1 yıl olmuştu. Kendisi de incecik, gencecik, çakır gözlü bir teğmendi.



Dersim'e gönderildiğinde takvimler 1935 yılını gösteriyor ve beş yıl önce başlayan Kürt ayaklanması devam ediyor, teğmen Kazım savaşa gidiyordu.

Bekârdı. Gözü arkada kalmamıştı, hele kardeşinin ölümünden sonra çoluk çocuğa karışmamaya kararlıydı. Cesur muydu bilmem ama, korkmadığını biliyorum. Ölümü yaşamın bir parçası sayar ve dinlere inançsız olmasına karşın, tanrısal bir kaderciliği vardı.

KÜRT DELİKANLISI BABAMIN EMİR ERİYDİ
Günümüzde belki düşük yoğunluklu savaş denir, belki denmezdi, ama 1930'da Ağrı'da biri bitip diğeri başlayan ayaklanmalara karşı süren Dersim harekâtında, 1935'te irtibat subayı olarak görevliydi, Kazım Kırıkkanat.

Çatışmalarda hasım Kürt aşiretleriydi, ama Türk ordusunda aşiretlere karşı savaşan çok sayıda Kürt askeri de vardı ve onlardan biri, dağ gibi haşmetli bir Kürt delikanlısı, babamın emir eriydi.

Bir gün, Türk mevzileri arasında mekik dokuyan irtibat subayı Teğmen Kazım ve Kürt emir eri, çıplak vadinin ortasında iki ateş arasında kaldılar. Çam yarması yağız Kürt delikanlısı, "Komutanım yat!" diye naralanarak cılız teğmeni yere devirdi ve ufacık tefecik babamın üstüne kapandı.

GÖVDESİNİ BABAMA SİPER ETTİ
Başlarının üstünden vızır vızır kurşunlar uçuşurken ve makineli tarakaları arasında, "Senin evde çoluk çocuğun var" diye bağırdı babam, "Benim kimsem yok, kendini koru!" Kürt delikanlısı: "Senin anan bir oğlunu kaybetmiş, tek sen kalmışsın. Bizde çok oğul var komutanım..." deyip kıpırdamadı gövdesini siper ettiği babamın üstünden. İkisi de sağ çıktılar o gün, o çapraz ateşten.

Dersim 1935'ten öteye, sadakat ve fedakârlık deyince, "Kürt" derdi babam. Rütbesi yükseliyor, ama en yakınında, en güvendiği, yıllar sonraki manevralara, yurtdışı görevlere annemi ve ablamı emanet edip gittiği askerlerin kimliği değişmiyordu: Hepsi Kürt'tü.

Onları sevdi, saydı, ezmedi ve ezdirmedi. Çünkü ezildiklerini, ezilmişliklerini biliyordu. Anlamıştı.

HANGİ DERSİM'DEN ÖZÜR DİLİYORSUNUZ?
Babamın Dersim'de yaşadığı bu olayı, ilk kez 2002 yılında yazdım ve yayımladım. Ama 1935 yılında Dersim'de görüp tanık olduğu her şeyi henüz anlatmadım...

O günlerin tanığı Kazım Kırıkkanat bugün sağ olsaydı ve Başbakan Erdoğan'ın Dersim katliamına dair devlet adına özür dilediğini duysaydı, kalemini kuşanır, "Hangi Dersim'den özür diliyorsunuz?" diye sorardı.

1930'dan 1935'e PKK bugün ne yapıyorsa onu yapanların, devlete karşı ayaklananların, karakol basıp okul yakanların Dersim'inden mi, yoksa 1937'den 1938'e devletin kurunun yanında yaşı da yaktığı, orantısız bir şiddet ve kan dökerek cezalandırdığı Dersim'den mi?

DEVLET 1935'TE KATLİAM YAPMAYA BAŞLIYOR
Fransa'nın Hatay'ı vermemek için Suriye'de beslediği Ermeni Hoytur (ya da Hoydun) örgütü, Ermeni Zilan (Ardeşir Muradyan) gibilerinin isyana kışkırttığı Kürt aşiretlerden mi, yoksa Türk ordusuyla birlikte bölgede devlet otoritesini savunan Kürt ve Alevilerden mi?

Sayın Başbakan, Dersim'in isyan tarihini, sanki adına özür dilediği devlet bir sabah kalkmış, hadi bugün Dersim'de katliam yapalım, demiş gibi 1937'de başlatıyor. Oysa Dersim'de 1930'dan öteye ilgaya çalışılan devlet, daha 1935'te katliam yapmaya başlıyor.

1937'den ötesi için dilenen özür, neyi kapsamaktadır? Sonuncu isyanı başlatan cumhuriyet düşmanı, dini lider Seyit Rıza'nın idamını mı? Yoksa CHP'nin özür dilemesi gerektiğini bahane edip, laik Kemal Kılıçdaroğlu'nun dinini imanını sorgulamaya mı? Hangi hakla?

NE İÇİN PKK'YA KARŞI SAVAŞTIRIYOR ORDUYU?
1937'deki Dersim isyanı, Alevi değil, Kürtçü bir isyandır. Başbakan Erdoğan o zaman katledilen Kürtçülerden özür diliyorsa, niçin bugün PKK'ye karşı savaştırıyor orduyu?

Yok Dersim'de kurunun yanında yanan yaşlardan, Aleviler ve Alevi Kürtlerden özür diliyorsa, niçin Osmanlı'nın tehcir ve katlettiği Ermenilerden dilemiyor?

Ulusal ve uluslararası platformlarda "Sözde Ermeni soykırımını politikacıların değil, tarihçilerin tartışması gerekir!" derken; Dersim'in kanlı tarihini siyasal tartışmaya açmak için tarihçi olmayan Necip Fazıl Kısakürek'in "Son Devrin Din Mazlumları"nı okuması yetmiş. Çünkü içinde "din" var, "mazlum" var.

Oysa bugün, AKP'nin yasadığı "özel yetkilerle" hapislerde çürütülen ve teker teker kahrından ölenler din mazlumu değil.

Dolayısıyla ne düzeltme, ne özür; zulüm devam edebilir.

'G' NOKTASI
Babam Kazım 1908, annem Şadiye 1912 doğumluydu. Osmanlı İmparatorluğu'nda doğup Cumhuriyet'in kuruluşunu gören bir anne babanın "tekne kazıntısı" olmak, zaman zaman şaşırttı, ama hiç canımı sıkmadı benim. Tam tersine. Arkadaşlarımın anne babaları gencecik, benimkiler yaşlıydı; çoğu kez ablamı ve eniştemi anam babam sanıyordu herkes. Ne gam. Onlar iki devletin tarihine tanık olmuşlardı, iki yaşamlık anıları vardı ve öyle tatlı tatlı anlatırlardı ki...

Ruhları yürekleri kadar aydınlık, dosdoğru insanlardı. Direnmeyi öğrettiler bana. Hiçbir baskıya ve kimseye boyun eğmemeyi. Onlara layık olmaya çalışıyorum.

"Yazar soyluluğu, baskıya direnmek ve yalnızlığa boyun eğmektir."

Mine Kırıkkanat
Cumhuriyet
Devamı..…

Suriye'ye elektrik yaptırımı yapılmayacak

Salı, Kasım 29, 2011 |

Enerji Bakanı Taner Yıldız açıkladı: Suriye'ye elektrik konusunda bir yaptırım uygulamayacağız..

Arap Birliği'nin Suriye için aldığı yaptırım kararı sonrası Türkiye'nin Suriye'ye ne gibi yaptırımlar uygulayacağı da merak konusu oldu.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Türkiye'den giden elektriğin kesilmeyeceğini açıkladı.

Ensonhaber
Devamı..…

Esad'ın Türkiye'deki hesaplarına el konulacak

Salı, Kasım 29, 2011 |

Esad yönetiminin Türk bankalarındaki hesaplarına da el konulacak.

Cumhuriyet Gazetesi'nden Bahadır Selim Dilek'in haberine göre, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başkanlığında Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik Dışişleri Bakanlığı’nda önceki gece bir araya geldi.

Gece 01.30’a kadar devam eden toplantıda Arap Birliği’nin aldığı ekonomik yaptırım kararları masaya yatırıldı. Toplantıda kararların Türkiye ekonomisini ve Suriye halkını etkilemeyecek şekilde uygulanması kararlaştırdı. Türkiye’nin masaya yatırdığı önlemler şöyle:

6 MADDELİK YAPTIRIM KARARI
• İki ülke merkez bankaları arasındaki ilişki Suriye’ye para transferi yapılmaması için askıya alınacak. Ancak bu aşamada büyükelçilik hesaplarına dokunulmayacak.

• Esad yönetiminin Türk bankalarındaki hesaplarına el konulacak.

• Yönetimdeki kişilerin mal varlıkları dondurulacak.

• Sivil uçuşlar devam edecek. Ülkeden ayrılmak isteyenler için THY’nin Şam yolcularının azalması durumunda sefer sayısı azaltılacak.

• Suriye devletine resmi mal satımı durdurulacak.

• Esad ve ailesinin seyahatine yasak konacak.

• Türkiye ve Arap dünyası arasındaki ticaretin ana güzergâhlarından olan Suriye’den geçen 46 bin kamyonun ticareti sürdürmesi için ulaştırma alanında önlem alınmayacak.

Cumhuriyet
Devamı..…

Faili meçhul cinayetin olmadığı tek il Konya

Salı, Kasım 29, 2011 |
8 yıldır faili meçhul cinayetin olmadığı Konya'da 11 ayda 23 cinayet işlendi.

Konya İl Emniyet Müdürlüğü tarafından şehirde meydana gelebilecek cinayet, yaralama, yağma ve benzeri suçların önüne geçebilmek için önleyici tedbirler alınması, olayların düşmesinde önemli bir rol oynuyor. Konya kent merkezinde 2003 yılında 42, 2004'te 30, 2005'te 27, 2006'da 25, 2007'de 29, 2008'de 21, 2009'da 18, 2010 yılında 20 cinayet işlenmişti.

11 AYDA 23 CİNAYET İŞLENDİ
2011 yılının 11 ayında ise şehir merkezinde 23 cinayet işlendi. 2003 yılından bu tarafa bütün cinayetlerin çözüldüğü gibi 2011 yılının ilk 11 ayında meydana gelen 23 cinayet de cinayet bürosu dedektifleri tarafından aydınlatıldı.

EN SON KATİL ANNE VE KIZ
22 Temmuz 2011 tarihinde merkez Meram ilçesi Uluırmak Mahallesi Maraş Caddesi'ne yakın bir yerdeki boş arazide kafasına vurulduktan sonra boğularak öldürülen 26 yaşındaki Yakup Kamacihan'ın çıplak halde cesedi bulunmuş ve Konya Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri araştırmalara başlamıştı. 4 ay süren araştırma sonunda Konya'daki evlerini satarak Ankara'ya yerleşen anne Muazzez K. (54) ile kızı Gülcan K. (21) cinayeti işledikleri gerekçesiyle, 3 kadın ise olayı bilerek gizledikleri iddiasıyla yakalanmıştı. Mahkemeye sevk edilen şüphelilerden anne ve kız cinayetten tutuklanmıştı.

MAKYAJLA CİNAYET AYDINLATILDI
25 Aralık 2010 tarihinde merkez Selçuklu ilçesi Ardıçlı Mahallesi Ardıçlı Göleti'nin kenarında avcılar, yanmış bir ceset bularak durumu polise haber vermişti. Polis 3 ay süren araştırmasında yanmış cesedin kimliğine cesede uyguladığı makyaj ve photoshop ile ulaşmıştı. Cesedin Fatma Yazan'a ait olduğunun ortaya çıkmasının ardından 30 Mart 2011 tarihinde cinayeti işlediği belirlenen zanlılar Ramazan A. ile Halil T. dedektifler tarafından yakalanmıştı.

HİJYEN MASKELİ SERİ KATİLİ YAKALADILAR
25 Ağustos 2011 tarihinde Konya'nın Akşehir ilçesine bağlı kasabalarla Afyonkarahisar'ın Sultandağı ilçesine bağlı kasabalarda peş peşe işlenen cinayetlerin ardından, Konya Cinayet Bürosu dedektifleri harekete geçmişti. Dedektifler, Hatay'ın İskenderun ilçesinden Konya'nın Akşehir ilçesine 2 ay önce gelen 30 yaşındaki Erhan G'nin yüzüne hijyen maskesi takarak cinayetleri işlediğini belirlemişti. Dedektifler tarafından yakalanan zanlı, Hacer Rahimova, Yakup Okumuş, Türkan Sorgun ile Gökhan Keser'i öldürdüğünü kabul etmiş, Arife Korkmaz'ı öldürmediğini söylemişti.

YAŞLI KADIN CİNAYETİNİN KATİLİ TEMİZLİKÇİ ÇIKTI
14 Haziran 2010 tarihinde Seydişehir ilçesi Seyit Harun Mahallesi 10607 Sokak'taki iki katlı evin birinci katında yalnız yaşayan 73 yaşındaki Saliha Uçar, elleri ve ayakları başörtüsü ile bağlandıktan sonra boğularak öldürülmüştü. Olaydan sonra Konya Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu Amirliği ekipleri 1,5 yıl süren bir çalışma yaptı. Çalışmalar sonrasında Uçar'ın katil zanlısının eve gelen temizlikçi Kamile Ç. ile sevgilisi Orhan Ö. ile Ömer U'nun olduğunu tespit etmişti. 1 Ekim 2011 tarihinde çalışmasını tamamlayan ekipler, 3 şüpheliyi de yakalayarak adalete teslim etmişti.

Konya kent merkezinin yanı sıra Akşehir, Seydişehir ve Beyşehir gibi ilçelerinde yaşanan faili meçhul cinayetler ve kayıp başvurularını da inceleyen dedektifler, 8 kayıp olayının cinayet olduğunu da ortaya çıkartmıştı. 22 polis memurunun görev yaptığı Konya Cinayet Büro Amirliği'ni Emniyet Amiri Talat Aslan yönetirken, yardımcılığını Komiser Ali Akan yapıyor.

Ensonhaber
Devamı..…

Türk yatırımcıya ABD'de ücretsiz fabrika

Salı, Kasım 29, 2011 |

Amerika yatırım yapmak isteyen Türk girişimcilere bedava arsa ve fabrika verilmeye hazır.

Amerikan Türk Ticaret Odası (ATCOM) Başkanı Prof. Dr. İhsan Işık, Amerikan ve Türk KOBİ'leri arasında ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirerek küresel pazarda rekabet güçlerinin artırılmasına destek olmak amacıyla KOSGEB ile işbirliği protokolü imzaladıklarını belirtti. Türkiye'nin Amerika ile az olan ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi amaçladıklarını ifade eden Işık, ''1950'den beri birçok alanda ilişkileri olan Türkiye ile Amerika arasındaki ticari hacmimiz 16 milyar dolar. 4 milyar dolar ihracat, 12 milyar dolarlık ithalat yapıyoruz.

Bu bir de bizim aleyhimize gelişiyor'' dedi. Türkiye'nin 2023 vizyonunda dünyanın ilk 10 ekonomisine girme hedefini anımsatan Işık, ''Türkiye'nin bu hedefini gerçekleştirmesi Amerika ile ticari ilişkileri geliştirmesinden geçiyor. Çin ekonomisine baktığımızda, Amerika ile ticari ilişkilerinin artmasıyla büyük bir güç haline geldi. Kore, Çin, Japonya gibi ülkelerin en büyük pazarının Amerika olduğunu görüyoruz'' diye konuştu.

AMERİKA PAZARLINA GİRİŞ ZOR
Amerika pazarının çeşitli nedenlerle girilmesi zor olan bir pazar olduğunu anlatan Işık, Amerikan ve Türk KOBİ'leri arasında ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirerek küresel pazarda rekabet güçlerinin artırılmasına destek olmak amacıyla İşbirliği Protokolü'nü imzaladıklarını söyledi. Protokolle, tarafların KOBİ'lerin gelişmesini sağlamaya yönelik olarak, kurumsal altyapıları ve destek mekanizmalarını geliştirmek için sahip oldukları bilgi ve deneyimlerinin paylaşılacağını ifade eden Işık, şöyle konuştu: ''KOSGEB ile ATCOM, protokol çerçevesinde, KOBİ'lerin dış ilişkiler, dış ticaret ve yatırımlarla ilgili konulardaki bilgi birikimlerinin arttırılması amacıyla eğitim programları, toplantı ve organizasyonları düzenleyecek.

Ayrıca, iki ülke arasında ticaret hacmini geliştirmek, KOBİ'lerin ticari ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak ve ortaklıkların oluşmasına yönelik olarak karşılıklı organizasyonlar ile eşleştirme faaliyetleri ve iş gezileri gerçekleştirecek. Bunların yanında, ulusal ve uluslararası fonlardan yararlanabilmek için, ortak projelerin hazırlanması desteklenecek.'' Amerika'da iş kurmak isteyen Türk girişimcilere hukuki, mali danışmanlığın yanı sıra, ilgili firmalarla görüştürerek, ortaklık kurulmasına öncü olacaklarını anlatan Işık, Türkiye'deki büyük firmaların da Amerika'daki Türk işletmelerle birlikte iş yapmalarını istediklerini de söyledi.

'EYALETLER TÜRK YATIRIMCILARI BEKLİYOR'
ATCOM Başkanı Işık, Dünya-Türk İş Konseyi'ne katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye gelecekleri bilgisini alan New Jersey Eyaleti Valisinin kendileriyle görüşme talebinde bulunduğunu anlatarak, ''Vali Chris Christie, bize, 'Türkiye'ye gidiyorsunuz, bizim eyaletimizin gücünü, sağladığı teşvikleri, iş ortamını Türklere anlatın, biz Türklerle iş yapmaya hazırız' dedi. Dünya ülkeleri ekonomik krizle boğuşurken, Türkiye'nin en hızlı büyüyen ülkelerden biri olması dikkat çekiyor'' diye konuştu. Kendi başına yettiği için kapalı bir ekonomisi olan ihracata fazla önem vermeyen bir ülke olan Amerika'nın, ekonomik kriz nedeniyle ihracata ve yabancı yatırımcılara daha fazla önem vermeye başladığını bildiren Işık, ''Indiana, Ohio ve New Jersey eyaletleri, heyetler oluşturarak, Türklerin eyaletlerinde yatırım yapması için görüşmeler yaptılar. Hatta bedava arsa ve fabrika vermeye hazır olduklarını söylediler. Çünkü çoğu fabrika boş zaten. Ama bunlar iş yapacağınızı gösterdiğinizde gerçekleştirilecek'' dedi.

Ensonhaber
Devamı..…

Arşiv