Pakistan gezisinde garip basın toplantısı


Başbakan Erdoğan’ın Pakistan Başbakan’ı Gilani ile ortak yaptığı basın toplantısında söyledikleri diplomatik kuralların dışında ve yadırgatıcıydı.
Başbakanlar geleneksel olarak bu tip ortak basın toplantılarında iki ülke ilişkileri ve bölgesel sorunlarla ilgili konulara değinirler.
Ortak alınan kararlar konusunda açıklamalar yaparlar.
Ama bu kez bir garip durum ortaya çıktı. Başbakan konuşmasının önemli bölümünü Türkiye’deki muhalefete ayırdı.
Hatta uzun uzun Türkiye’deki muhalefeti şikayet edip eleştirdi:
“Pakistan’da ilk dönemlerde muhalefetin iktidarı desteklediğini biliyorum. Hatta o zamanlarda Sayın Gilani’ye, kardeşime ‘Böyle muhalefet bizim başımıza’ demiştim. Ama bizde böyle bir muhalefet ne yazık ki yoktu. Bugün yine aynı şekilde devam ediyor. (Tavanı işaret ederek) Biz buraya beyaz diyoruz değil mi? Görüyorsunuz beyaz. Onlar ‘Siyah’ derler. Böyle bir muhalefet anlayışı olmaz. Biz buna rağmen bu mücadelemizi sürdürüyoruz.”
Ben meslek yaşamımda böyle bir şey görmedim. Bugüne kadar gelmiş geçmiş hiçbir başbakanının yabancı bir ülkede, o ülkenin başbakanı ile yaptığı orktak basın toplantısında ülkesinin muhalefetini şikayet ettiğine tanık olmadım.
Sevgili okurlar siz oldunuz mu? Hiç duydunuz mu?
***
Bir başka gariplik de Başbakan’ın Haberal konusunda söyledikleri…
Pakistan’da bir grup doktor grubu, ki bunlar o ülkenin en saygın isimleri. Gazetelere verdikleri ilanla Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın cezaevinde tutulmasına tapki gösteriyorlar.
Prof. Haberal’ın dünya çapında bir biliadamı olduğunu ve böyle bir değerin uzun süre cezaevinde tutuklu kalmasını yanlış bulduklarını vurguluyorlar, serbest bırakılmasını istiyorlar.
Başbakan Erdoğan bakın bu insani isteğe nasıl yanıt veriyor:
“Bu yargının konusu… Ve yargı ile ilgili olan bu konu hakkında şu anda dışardan, içerden bazı aktivistlerin, şu veya bu kişilerin, bu tür temennileri bizi pek ilgilendirmiyor. Bizi alakadar etmiyor. Yargı bu konuda ne karar verirse herkes ona uymak durumundadır.”
Başbakan aktivistlerin yaptıklarını küçümsüyor ama dünyada yönetimler bu tip demokratik tepkileri ortaya koyan gruplara çok önem verirler. Çünkü bu tip tepkiler demokratik yaşamın önemli bir dinamiğidir ve yönetimlerin bir takım yanlışlardan dönmelerinde önemli roller oynar.
Bizim Başbakan’ın lugatında “yanlış” diye bir sözcük bulunmadığı için böyle aktivistmiş, maktivistmiş diye söylenenlere, tepkilere aldırmaz.
Ama bir gün bu aktivistlerin tepkileri kendisi ve arkadaşları için gerekli olabilir. Bugünden yarına kimin ne olacağı, hangi durumlara düşeceği belli olmaz.
Bunu hiçbir politikacı unutmamalı.
Koruma Polisi’nin belgesiz ifadesi
Haberal’dan açılmışken bu konuya yine bir başka gariplikle devam edelim.
Recai Birgün rahmetli Ecevit’in Koruma Polisiydi.
Prof. Mehmet Haberal’ın yargılandığı davada tanıklık yaptı.
Haberal, terörist olarak yargılandığı davada ayrıca Ecevit’i başbakanlıktan düşürmek için düzenlendiği iddia edilen bir operasyonda rol almakla da suçlanıyor.
Daha doğrusu davada teröst suçlamasından bir şey çıkmayacağı anlaşılınca savcılık tarafından ikinci bir suç icat ediliyor.
İddiaya göre, Haberal’ın yönetimindeki Başkent Hastanesi’nde Ecevit’e yanlış tedavi uygulanarak çalışamaz hale getirilip başbakanlık görevi yapamaz raporu verilmesi planlanıyor.
Recai Birgün mahkemede bu konu hakkında açıklamalar yapıyor. Ancak tanık, Haberal’ı suçlayan bu açıklamalarının tümünün duyumlara dayandığını söylüyor.
Düşünün bir tanık geliyor, sanık için ağır suçlamalar yapıyor. Sonra sorulunca elinde bir kanıt olmadığını ve bilgilerinin duyuma dayandığını söylüyor.
Şimdi bu tanığa sormak gerekir. Elinde delil yoksa niçin tanık olarak geliyorsun ve duyuma dayalı bu kadar ağır suçlamalarda nasıl bulunuyorsun?
Dürüst, vicdanı olan uygar bir insan böyle davranabilir mi?
Türkiye’de davranıyor çünkü Özel Yetkili Mahkemeler’in yürüttüğü davalar ağırlıklı olarak duyumlara veya düzenlenmiş sahte belgelere dayanıyor.
—————
Uludere ve Kürecik’teki çelişkiler
Uludere’de bombalama emrini kim verdi?
Başbakan “Ben olayı olduktan sonra öğrendim” diyor. Operasyonu askerlerin yerine getirdiğine işaret ediyor. Ama silahlı kuvvetlerin görevini samimi şekilde yaptığını özellikle belirtiyor.
Sonra da şöyle diyor: “Hata olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatsa tazminat… Resmi tazminattan fazlasını ödedik.”
Garip bir değerlendirme. Başbakan’ın konuyu geçiştirmeyi amaçladığı anlaşılıyor. Söylemleri kesin değil. Asker yaptı, ama doğru yaptı demek istiyor.
Ancak Başbakan’dan bir gün sonra bu kez içişleri bakanı bombalanan 34 kişinin PKK ile KCK’nin figuranları olduğunu onun için özür dilenmesine gerekmediği yolunda garip bir açıklama yapıyor.
Başbakan özür dilendiğini söylüyor, Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan Uludere’ye kadar giderek ölenlerin aileleriyle beraber oluyor.
AKP’li Hüseyin Çelik ise soruşturmanın sürdüğünü, olayın örtbas edilmeyeceğini ve sonuna kadar götürüleceğini söylüyor. İçişleri bakanı da özür dilenmesine gerek olmadığını belirtiyor.
Hükümetten Uludere olayında değişik ve çelişkili sesler yükseliyor.
***
Türkiye’yi hedef haline getiren Kürecik radarına gelince…
Biraz usulen de olsa radar NATO’ya devredildi. Hepimiz biliyoruz ki, o radarın yönetimi yine Amerikalı personelde olacak.
Kürecik radarı ister Amerika’nın, ister NATO’nun yönetiminde olsun hiç önemli değil. O radar bizim için büyük bir tehdittir.
Çünkü bir saldırıda ilk vurulacak hedeftir.
Bu yüzden de o radarın topraklarında konuşlanmasını hiçbir ülke istememiştir.
Buna bir tek Türkiye razı olmuştur. Üstelik AKP iktidarı TBMM’den izin almadan bu kararı vermiştir.
Yani anayasanın 92. maddesi çiğnenmiştir.


Tufan Türenç