Sayın Apo!


Yargıtay 9. Dairesi Türkiye’deki “demokratik dönüşüme” uygun bir karar verdi ve katil Öcalan’a “Sayın” diye hitap edilmesini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdi ve suç unsuru bulmadı.
Bulamazdı zira bu durumda en başta yargılanması gereken kişi Başbakan olurdu.
Malumunuz Başbakan Erdoğan bir radyo konuşmasında Apo için sayın ifadesini kullandığı için hakkında açılan davada takipsizlik verilmişti. İtiraz üzerine dosya Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne geliyor ve mahkeme reisi Osman Kaçmaz takipsizlik kararını kaldırıyordu.
Bundan sonra da savcı Kaçmaz’ın anasından emdiğini burnundan getiren bir linç süreci başlıyordu.
Bir ülkede bebek katiline “sayın” diye hitap eden bir Başbakan varsa ve bu Başbakan bebek katilinin kadrosunun ayağına kendi kadrosuna bağlı (MİT) elemanları gönderip pazarlık yapıyorsa bu süreçte Apo’ya sayın denilmesinin serbest olması çok doğal bir hadisedir.
Ülkede çok köklü bir değişim vardır ve değişime de elbette yargı da ayak uyduracaktır.
Oysa sayın kelimesinin anlamına sözlükte baktığımızda şu ifadeleri görürüz: “Kendisine saygı gösterilen, seçkin, değerli kişi.”
Demek ki Öcalan, kendisine saygı gösterilmesi gereken seçkin bir kişi olarak karşımıza çıkıyor.
Ya da Apo’ya bu gözle bakıp saygı gösterenler “ifade özgürlüğü” gereği bu hitabı kullanıyorlar.
Başka söze hacet yok.

Suriye ve PKK
Hatay’da 3 subayımızın şehit olmasından sonra Sabah gazetesi anında suçluyu tespit etti: Suriye!
Sabah’ta yaptıkları ve diğer gazetelerin de kullandığı bu haberlerde Suriye sınırına yakın bölgelerde 3 PKK kampının bulunduğu ve PKK’ların buradan sızdığı iddia edildi.
Bana göre tamamen masa başı uydurma bir haber bu. Sınırımıza yakın PKK kampının tespit edilmesi halinde anında çarşaf çarşaf fotoğraflarını yayınlarlardı bu gazeteler. Suriye’yi karalama kampanyasının bir tezahürü bu.
Bugüne kadar Hatay’da onlarca defa PKK saldırısı oldu, karargâh basıldı, askerler öldü, Suriye bağlantısı yoktu da birdenbire nereden çıktı? Defalarca Amanosları temizledik diye hava atanların güvenlik politikasının iflas ettiğini gösteriyor bu saldırı.
Bundan sonra pek çok PKK baskınının anında Suriye ile irtibatlandırılacağı aşikâr.
Bakın Hatay Dörtyol’da 4 polisimizin şehit olduğu saldırıdan sonra, 2 Ağustos 2010 tarihinde bu köşede neler yazmıştık:
“PKK, Hatay Dörtyol’da 4 polisimizi şehit etti. Hatay’da Amanos Dağları’nı mesken tutan teröristler bir vatandaşın aracını gasp ederek Dörtyol’a sızdılar ve katliamı gerçekleştirdiler.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay şehitler için düzenlenen törende şöyle konuştu:
“Çevre illerin valileri, bölge komutanları burada, emniyet burada. Bu Amanoslar’ı temizleyin diyorum. Ne yaparsanız yapın!”
Ne diyor bakan?
“Temizleyin şu Amanosları!”
Emredersiniz!
4 şehidin naaşı ortada iken, terör 30 yıldan beri durmamışken, kendi devri iktidarlarında PKK hayli azıtmışken Sayın Bakan valilere, komutanlara, emniyetçilere sesleniyor:
“Temizleyin şu Amanosları!”
Amanos Dağlarında en fazla 5 - 10 terörist bulunuyor. Devletin istihbarat birimlerinin tahmini aşağı yukarı böyle.
PKK’nın toplam terörist sayısı 5 bin civarında.
Yani 5 bin teröristin sadece 5 tanesi Amanoslarda!
Binlerce askeri, polisi Amanoslara yığdık, operasyon yaptık teröristleri temizledik diyelim.
Ne olur biliyor musunuz?
Ertesi gün Kandil’den Amanoslara 5 PKK’lı daha gönderilir.
Yani sorun Amanoslarda değil.
Kandil’de.
İçişleri bakanı ne dediğini bilmiyor.
“Temizleyin “Amanosları!”
Emredersiniz!
Siz gidin önce Kandil’i temizleyin.
Kandil, ABD’nin kontrolünde.
İçişleri bakanı kendi hükümetine ve kendi başbakanına seslensin önce:
“Temizleyin şu Kandil’i, temizleyin şu Irak’ı, temizleyin şu ABD’yi!”
Yüreğiniz varsa deyin.”
Dolayısıyla değerli okurlar, ABD ile hesaplaşmaktan korkanlar, ABD’nin taşeronu olup Ortadoğu’yu kana bulayan Arap Baharı’nın bir parçası olanlar, kendi topraklarında akan kanı temizlemekten aciz duruma düşünce böyle sağa sola çamur atmakla oyalanıyorlar.



Muharrem Bayraktar
Yeni Mesaj