
Demokrasi sözlüğünde en az kullanılan, hatta hiç kullanılmayan sözcüklerden biri şudur:
Seçeneksizlik.
Böyle bir durum, her şeyden önce
demokrasinin ruhuna aykırıdır. Demokrasi bir bakıma seçenek üretme sanatıdır. Devlet kurumları da varlıklarını bu gerçek zemininde sürdürürler.
Geçmişteki kimi dönemsel çalkantılara, kesintilere karşın, “Seçimle gelen, seçimle gider” ilkesi Türkiye’de yerleşti. Yakın tarihimizde iktidarlar, “hiç gitmeyecekmiş gibi” hareket etmelerine karşın, değiştiler.
Yine öyle olacak.
Kim ne derse desin; seçmen, zamanı gelince iktidarı değiştirmenin tadına vardı.
Bir deyiş vardır; ağızdan çıkan söz, yaydan çıkan ok, geçen zaman geri gelmez.
Bu üç “geri gelmez”in yanına şunu da ekleyebiliriz:
Kaçan fırsat!
Bugünkü iktidar, aldığı oy oranı ne olursa olsun, Türkiye’nin tümünü kucaklama fırsatını kaçırdı.
Yakın tarihimizdeki hiçbir iktidarın eline bu kadar büyük bir fırsat geçmemişti.
***
Doğal gidiş solun, CHP’nin yükselişine işaret ediyor. Zaman zaman yaklaşıp uzaklaşsak da Avrupa’daki gidiş de o yönde. Fransa’daki büyük seçim, İngiltere ve Almanya’daki düşük çaplı seçimler hep solun zaferiyle sonuçlandı.
CHP, dünyadaki, Avrupa’daki, çevremizdeki, içimizdeki değişimi iyi okuyup kendi diline çevirme fırsatıyla karşı karşıya.
Dışımızdaki gelişmeler ayrı bir yazı konusu. İçimizdeki durumun fotoğrafını çekmek için önümüzde 4 kare var.
1 Mayıs emeğin bayramı, halkın 19 Mayıs’ı, mayıs sonundaki memur eylemleri, hazirana damgasını vuran kadın hareketi.
Birbirinden çok farklı gibi duran bu dört fotoğrafın ortak paydaşı şu:
Türkiye’nin bugünkü anlayışla yönetilmesini istemiyorlar.
O meydanlardaki pankartlar, haykırışlar bunu söylüyordu.
İşte bu haykırışları kucaklayabilen siyasi parti geleceğin iktidarı olacak. Zira, o dört fotoğrafın her biri kendi içinde de değişik renkler içeriyor.
Bu toplumsal arayış karşısında CHP’nin önüne “öğrenilmiş çaresizlik” konulmak isteniyor. Yani CHP’nin iktidar olamayacağını, oylarını arttıramayacağını CHP’lilerin kendisinin söylemesini sağlamak!
İktidarı desteklemenin yöntemlerinden biri de bu. O kadar ki, CHP’nin tarihinden gelen gücü adeta zaafıymış gibi önüne konuyor.
CHP’nin elinden alınmak istenen bir unsur daha var:
Değişim gücü.
CHP iktidarda olsun, muhalefette olsun Türkiye’nin değişimine, çağı yakalamasına öncülük etmiş bir partidir. Geçmiş bir yana, bugünkü iktidar bile 2000’lerin başında kendini yeniden tanımlamaya girişirken solun yerel ve evrensel değerlerinden yararlanmıştır. Sık sık “aslına dönük” hareket etse de iktidarı dışarıda “reformcu” gösteren bu politikalar olmuştur.
Şöyle bir tarif oluştursak, yeridir:
Türkiye’de değişimi sol yaratmıştır, sağ kullanmıştır.
***
CHP’nin en büyük gücü kuruluş değerlerindedir, Atatürkçülüğündedir.
Bir kişinin üniversiteyi başarıyla bitirerek aldığı diploma, ona yaşamı boyunca güç verir, sosyal kimliği olur.
İşte Atatürkçülük CHP’nin diplomasıdır.
Ama yaşamda başarılı olmak için sadece diploma yetmez. İnsanın kendisini o diplomayı hak ettiğini gösterecek dirilikte, yenilikte tutması gerekir. Yeryüzündeki tüm bilgilerin her 5 yılda bir ikiye katlandığı dünyamızda, bu ayrıca önemli.
Basit bir anlatımla özetlersek; Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda telgrafçılara çok önem verdi. Nutuk’ta onlardan ayrıca söz ediyor. Çünkü o dönemin en ileri, en ulaşılabilir iletişim aracı o. Bugün, “Atatürk telgrafla haberleşiyordu” diye o yöntemi mi kullanıyoruz? Elbette hayır.
O zaman yaşamın bütün alanlarında 21. yüzyılı yakalamalıyız. Toplumun bütün kesimlerine ulaşmanın yollarını bulmalıyız.
İç barışın, bu ülkenin kuruluş mayasıyla başarılabileceğini bu yolla kanıtlayabiliriz.
Atatürk’ün CHP’sine bunun mücadelesi yakışır.
Bu mücadele ile gelecek zafer yakışır.
18 Haziran 2012 - Cumhuriyet