
Beyinler kazınıyor. Gözü fersiz, gönlü boş ve beyni unutmuş bir kuru kaba kalabalık toplum isteniyor. Meclis üstünlüğüne dayalı bugünkü sistemden vazgeçilecek ve “tek adamın” istediği yöne çekip götüreceği bir Türkiye olacak.
Bunun için beyinler kazınıyor.
Bunun için gözler fersizleştiriliyor.
Bunun için gönüller boşaltılıyor.
Bunun için beyinler salata.
Halk “yeniden yapılanmaya” sıcak baksın diye “başkanlık sistemi- yarı başkanlık sistemi- partili cumhurbaşkanı- dönsün artık gelsin Hocaefendi… ” laflarını, beyinleri salata yapmak için, gündem malzemesi diye sunmaktalar.
Anket yayınlandı.
Yüzde 70 “başkanlık” istemiyor.
Demek ki, halk şüphelendi.
Bir hinoğlu hinlik sezdi.
Uyanıyor mu ne!
Meclis, 90 yıl önce kendi yönettiği “istiklal savaşı” ile kuruldu. Meclis’in üstünlüğüne dayanan bugünkü sistem “istiklal savaşı” ile doğdu.
Meclis’i halk seçer.
Egemenlik halkındır.
Ülkeyi Meclis yönetir.
90 yıl boyunca darbeler yapıp, yeniden Meclis’in üstünlüğüne dönerek, düşe kalka Meclis üstünlüğüne dayalı sistemin dökülen, defolu, tıkanan yanlarını yenileyip tamir ederek bugünlere getirmiş halka şimdi “bırak bu sistemi” ve egemenliği “tek adama” ver diyorlar.
Halk da şüpheleniyor.
Yüzde 70 başkanlık istemiyor.
Xxx
Bu ülkede iyi bir halk var.
Bekler bekler, uyanır.
Beynini salata yapmak istemiyor.
Gönlünü boşaltmak istemiyor.
Aklını yitirmek de istemiyor.
Bu ülkede hukukçular da var.
Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ; “ Doğrudan doğruya yasamanın (Meclis’in) kimlerden oluşacağını karara bağlayan, kimlerin milletvekili seçileceğini, kimlerin hangi sırada yer alacağını bir siyasi partinin genel başkanı tayin ediyorsa, yargı bağımsızlığı tamamen ortadan kalkmışsa ve böyle bir ortamda “başkanlık sistemi” hayata geçirilmek isteniyorsa; bunun Türkiye’yi nereye götüreceği bellidir. Bunun adı asla ama asla “ileri demokrasi” olamaz. Bu nedenle tüm yurttaşların kendilerini bekleyen tehlikeyi çok iyi bilmesi lazım.”
Xxx
İyi hukukçular yol gösterici.
Onlara ihtiyacımız var.
Bir başka iyi hukukuçu olan Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk da şöyle uyarıyor: “Türkiye’de her gün demokrasi konuşulduğuna göre demek ki demokrasi sorunu var. Hitler de demokrasiden bahsederdi. Çünkü yönetiminde demokrasi yoktu. Ama Churchill bahsetmezdi çünkü yönetiminde demokrasi vardı… Demokrasimize bilimsel açıdan baktığımız zaman , “Demokrasi nefes darlığı” çekiyor. Bir yokuşa geldiği zaman durmak zorunda kalıyor.”
İyi hukukçular uyarıyor.
İyi halk da uyanıyor.
Anket yapılmış.
Yüzde 70 “başkanlık” istemiyor.
Halk Meclis’in “istiklal savaşını” yönettiğini unutmak istemiyor. Gönlünü boşaltmak istemiyor. Beyninin kazınıp salataya dönüştürülmesini de istemiyor.
KUTU
(uyan borusu)
Hocaefendi
Müslümanlara
güvenmiyor!
Gülen Hocaefendi, kapalı, örtülü, ambalajlı mesajlar veriyor. Kızım sana söylüyorum. Gelinim sen anla misali konuşuyor. Türkiye’ye dönmem. Türkiye emin ve güvenli bir yer değil. Dönersem başıma iş açarım demiş. Türkiye’yi Hocaefendi’nin dava arkadaşları Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç gibi “İslami referans” yapmış liderler 10 yıldan beri yönetiyorlar. Ordu ellerinde, MİT ellerinde, polis gücü ellerinde, Meclis ellerinde, Üniversite ellerinde, Diyanet ellerinde, büyük laik sermaye ve büyük İslamcı sermaye ellerinde. Basın ellerinde. ABD ve AB arkalarında. Halktan yüzde 50 destek arkalarında. Onlar Türkiye demek. Buna rağmen Hocaefendi, onlara güvenmiyor. Aslında Hocaefendi Müslümanlara güvenmiyor. Hiristiyan ABB’yi daha güvenli buluyor. Hocaefendi’yi anlamaya çalışmak lazım!