
Erdoğan Aydın’ın “Osmanlı’nın Son Savaşı” adlı kitabı Birinci Dünya Savaşı’na sürüklenişimizi ve tek adam Enver’in bu süreçteki baş rolünü anlatan enfes bir araştırma (Kırmızı Yayınları)...
Saray Damadı, Harbiye Nazırı ve Başkumandan olan Enver, içerde kesin bir diktatörlük oluşturmuş, tüm Türk ve İslam dünyasını kendi bayrağı altında toplayan bir imparatorluk hayaliyle yola çıkmıştı.
Napolyon’a özeniyor, kaşındaki beyazlığa bakarak Tanrı’nın ona görev verdiğini düşünüyordu.
Osmanlı’yı bu hayallerle Meclisinden, hükümetinden, padişahından habersiz, Alman Büyükelçiliği ile kafa kafaya vererek savaşa sürükledi.
Orduyu Alman subaylar yönetiyordu. Enver müthiş bir Alman hayranıydı.
İşte bu hayranlığın ve bağlılığın derecesi:
“Mareşal Hindenburg’un Enver Paşa’da övdüğü yön Türk ordusunu Alman ihtiyaçlarına göre kullandırmaya hazır olmasıdır... Osmanlı sınırları birer birer delinirken o, en seçkin birliklerini Alman ve Avusturya birliklerinin yerini alsın, onların yerine ölsün diye Avrupa cephelerine yollayacaktı...”
Yasaları ihlal ettiği eleştirisine karşı:
“Kanuna en çok uyan bakanlık Harbiye Bakanlığıdır. Çünkü ne yapmak istiyorsam onun için bir yasa yaptırırım” diyordu...
Mustafa Kemal, Enver henüz ülkeyi savaşa sokmadan şöyle diyor:
“İhtiras, cehalet ve mantıksızlık yüzünden koca Osmanlı devletini mahvedeceğiz. Kuvvetli bir Osmanlı İmparatorluğu vücuda getirmeyi tasavvur ederken vaktinden evvel esir, sefil ve rezil olacağız.”
Atatürk’ün dediği çıkar. Almanların peşinden giden Enver ülkeyi dünya savaşına sokar. Ülke kaderinin tek adamın eline terk edilmesini millet çok ama çok pahalı öder.
Özel yetkili mahkemeler meselesinde kimin Erdoğan’cı, kimin Gülen’ci olduğunu öğrenmiştik.. Cumhurbaşkanlığı tartışmasında da kimin Erdoğan’cı, kimin Gül’cü olduğunu öğreneceğiz...
* * *
Bülent Arınç’tan teklif var: “Terör örgütü silah bırakırsa Öcalan için ev hapsi düşünülebilir.”
Silah bırakıp evine çekilen emekli askerlerin hapishaneye gönderildiği bu zamanda bu ayrıcalığın kadrini bilsin Apo...
Haldun Ertem
Ada’da tehlike...
İki hafta önce cumartesi günü Heybeliada sakinlerinden biri bahçesinde düştü, koluna demir battı.
Hemen 112 ambulans çağrıldı... Gelen ambulansın sadece şoförü vardı. Aile yaralının sağlık ocağına götürülmesini istedi. Şoför, hafta sonları sağlık ocağının kapalı olduğunu söyledi. Bunun üzerine Heybeliada askeri revirine gidildi. Orada da doktor yoktu. Sağlık personeli sadece kanı sildi, yarayı bantladı... Bunun üzerine deniz ambulansı ile Fatih Sultan Mehmet Hastanesi’ne gidildi. Gerekli müdahale orada yapıldı.
Adalara özellikle cumartesi ve pazar günleri on binlerce insan yığılıyor. Sağlık hizmeti işte bu durumda. Sağlık Bakanı duyuyor mu?
Kaotik hafta...
Kaotik bir haftayı daha geride bıraktık..
- Kuşadası Limanı, Tüpraş’ın yüzde 14’ü, Seydişehir Aliminyum, Balıkesir Seka ve Çeşme limanı gibi özelleştirmeleri iptal eden mahkeme kararları Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırıldı. İktidara yakın işadamları yargıdan kurtarıldı. Hukuk guguk oldu.
- Savcı, Balyoz davasının 10. Ağır Ceza’dan alınıp “başka mahkemeye” verilmesini talep etti. O mahkeme Fransız yasalarına göre mi hareket edecek.. Yoo... Ama herhalde hukuka daha saygılı olma ihtimali var. Ki savcı böyle bir şey talep etti...
- Anayasa Mahkemesi harika bir karar aldı. 2014 cumhurbaşkanlığı seçimine Abdullah Gül de girebilecek. Anayasa Mahkemesi’ne atamaları Gül’ün yapması faydasını gösterdi. Neyse, Tayyip Erdoğan’ın karşısına birinin çıkması iyi... MHP ve CHP’den umut yok çünkü... Onların görevi sadece AKP’ye “katkı sunmak”tan ibaret...
- Avukatlar yargıçlık sınavına giriyor... AKP’li karı koca birinci ve ikinciliği alıyor. Ülkeyi yönetenler dindarlığı kimseye bırakmazlar. Ancak dindarlığın ahlak ve dürüstlüğü de içerdiğini pek bilmiyorlar anlaşılan. Sınav rezaletleri bunu gösteriyor.
- 19 Mayıs gösterileri, Kuzey Kore diktatörünün gösterini anımsatıyor, militarist, faşist vs. diye iptal edildi. Şimdi AKP’nin il kongreleri, Türkçe olimpiyatları statlarda yapılıyor. AKP’yi destekleyen liberal tosunlardan ses yok. Ne desinler... Hitler Almanyası’yla benzerlik mi kursunlar? Sıkar biraz...
- Haftanın olayı; Gülen’e çıkarılan davet. Gülen’in gelmesi için engel yoktu bu davet nereden çıktı? AKP’den mi çekiniyordu? AKP’nin ondan çekindiğini mi düşünüyordu? Gelirsem yetkiler karışır en iyisi burada kalayım, dedi son söz olarak...
Hocaefendi onca “medya, polis, yargı ve para gücüne” rağmen Türkiye’de yaşamaya cesaret edemiyorsa biz gariban Türk halkı dünyanın en cesur insanlarıyız demektir...
Gülhan Elmas
Rakı ve sigaraya artık otomotik zam yapılacakmış.
Fesupanallaaahhh; gel de ağzını
otomatik olarak bozma...
Fahrettin Fidan