Kıtlama çay gibi yaşamak



Bir dostumuz vardı, otuz yıldan fazla çalışıp emekli olmuştu, hayatı çok kısa özetlerdi:
“Bana, yüz kuruşu, hep 90 kuruşa saydılar. Ama ben onlardan 1 lira istesem fiyat 110 kuruşa çıkar...”
Anlayamayanlara anlatırdı:
“Her zaman emeğimin karşılığını 1 lira değil 90 kuruş diye öderler, ihtiyacım olunca da bir lirayı 110 kuruşa sattılar.”
* * *
Prof. Dr. Üstün Dökmen “Küçük Şeyler”de çoğunuzun bilmediği “kıtlama çay” içmeyi, bazı insanların yaşamıyla bir tutar, benzetir.
Önce “kıtlama çay” nedir bilmek gerekir.
“Kıtlama çay” nasıl içilir?
Eğer, vazgeçilmemişse, Erzurumlular bilir.
Kıtlama çay piyasadaki kesme şekerle içilmez, içilse tadı çıkmaz.
Kıtlama çay eskiden “kelle şekeri” denilen özel sert şekerle içilirmiş, şimdi ise özel makasla kesilebilen sert şekerle içilir. Bu kesme şekerlerden çok küçük bir parçayı avurduna sıkıştıran Erzurumlu, dört beş bardak çay içer. İşte buna kıtlama çay denir, kendisi de Erzurumlu olan “Üstün Hoca” kıtlamanın, hem özel bir keyfi vardır, hem de ekonomiktir, der. (*)
Kimi bol şekerli, kimi de kıtlama çay misali yaşar, bir ömür, gider.
Üstün Dökmen kıtlama mı, şekerli mi olduğu önemli değildir, der.
Önemli olan hayatı nasıl algıladığımızdır.
Parasal yönden varlıklı olup mutsuz olan nice insan vardır. Gıdım gıdım harcayıp kıtlama şekeri uzun süre idare eden yine mutlu olan nice insan vardır.
Orta yaşı geçmiş bazıları, gençlik yıllarını, kıt kanaat geçen günleri özlemle, sevgiyle anan çok insan vardır. Yaşadığı o günlerin mekânı olan bodrum katını sevgiyle ananlar olduğu gibi, bodrum katını hiç hatırlamayanlar da vardır.
* * *
Günümüzün başta gelen modası diyettir.
Şunu yersen, şöyle olur, şu kadar kilo verirsin, şunu içersen şu kadar alırsın.
Yalnız bu diyet masalı “birlikte yaşadığınız insanlara eziyet haline gelmemeli.”
Sen yemezsin içmezsin, koşarsın kaçarsın, senin bileceğin şey, ev halkına zoraki diyet yaptırmaya hakkın var mı?
* * *
Prof. Üstün Dökmen hocanın bir de Erzurum fıkrası var...
İstanbul’dan Erzurum’a gelin gitmiş, Erzurum’un âdetlerini öğrenmeye çalışıyor, misafirliğe çağırmışlar, İstanbullu gelin de çayı “kıtlama” içmek istemiş, lakin şeker o şeker değil, yumuşak, ağzına alınca eriyor.
Bir, üç, beş, ev sahibi dayanamamış:
“Kurban olayım gelin hanım, ben senin çayını tatlı edeyim, sen de kıtlamayı evinde öğren!”
Erzurumlu bu, israfa gelir mi?
Eski devirde, kayınpeder sigarasını yakmak için ağızlığı ağzına yaklaştırınca, gelin kibriti yetiştirmiş...
Kayınpeder, karısının kulağına fısıldamış:
“Müsrif, mangalda ateş varken kibrit çakıyor!”
—————————————
(*) Remzi Kitabevi