Kortizonlu darbe!
SEVGİLİ okuyucularım, bugün size Prof. Dr. Mehmet Haberalolayından söz edeceğim. Türkiye’nin, hatta dünyanın önde gelen hekimlerinden biri, Cerrah!..
Bugüne kadar binlerce hastaya elleriyle ve ekibiyle şifa verdi, organ naklinde yaptığı keşiflerle dünya tıp literatüründe seçkin yerini aldı.
Haberal hoca ülkemizin en yapıcı, yaratıcı insanlarından biri. Yoktan var ederek Başkent Üniversitesi’ni, Başkent Üniversitesi hastanelerini ve daha nice tesisleri elleriyle, sıfırdan başlayarak kurdu.
2009 yılında Ergenekon davasından tutuklandığında Başkent Üniversitesi Rektörü idi.
Üç yılı aşkın bir süredir tutuklu.
Ben bu davaları izleyen bir gazeteci ve aynı zamanda vatandaş kimliğimle, Mehmet Haberal’ın niçin tutuklu olduğunu, sözde Ergenekon silahlı terör örgütü (!) davasına niçin isminin konulduğunu, bu sözde örgütün neresinde olduğunu anlayabilmiş değilim.
Yalnızca ben değil, hiç kimse anlamadı. İddianameyi de bu açıdan okudum. Kendisine yöneltilen somut hiçbir suçlama yoktu.
Sadece zamanın başbakanı rahmetli Bülent Ecevit ’in Başkent Üniversitesi hastanesindeki tedavisine değiniliyordu.
Uzun süre tutuklu kaldıktan sonra, günün birinde Haberal’ın sorgusu yapıldı. Herkes bekliyordu ki kendisine terör örgütü, gizli örgüt, darbe, silah, bomba, adam öldürme gibi suçları sorulacak ve
Haberal’ın bütün marifetleri (!) mahkeme tarafından açığa çıkarılacak…
Bu sorgu daha sonra “Suçum Ne?” adı altında kitap yapıldı ve baştan sona iki kez okudum.
Bitirdiğim zaman hayretle gördüm ki, kendisine yukarıdaki konularla ilgili bir tek soru bile sorulmamıştır.
Varsa yoksa Başbakan Ecevit’in Başkent Hastanesi’ndeki tedavisi.
Unutmayalım, o tedavi sonrasında Ecevit hastaneye mektup yazıp teşekkür etmişti.
Sonra mahkemede ikinci bir sorgulama daha yapıldı.
O da kitap oldu:
“Belgelerle Silivri Gerçeği.”
Her iki kitapta da hiçbir yorum yoktu. Sorgulama, soru ve yanıtlar mahkeme tutanaklarından aynen, virgülüne bile dokunulmadan verilmişti.
Bu ikinci sorgulamada da örgüt, terör, silah, darbe gibi bir tek soru sorulmamıştı. Yine aynı hikâye yer alıyordu:
Ecevit’in tedavisi!
Daha önce tanıklık yapan şahıs, Ecevit ailesinin koruma polisi Recai Birgün oldu ve tedavi konusunda
Haberal’ı eleştirdi! Kendisi aynı zamanda herhalde tıp doktoru idi ve bu işleri biliyordu!
Ecevit ailesine kendisini öylesine sevdirmişti ki, aile onu DSP’den milletvekili seçtirdi. Sonra Ecevit’in evini ona hibe ettiler ve Recai bu evi satışa çıkardı.
Tanıklık yapan işte buydu.
Son üç gün içerisinde bu kez aynı konuda yani tedavi konusunda- Silivri mahkemesinde başka tanıklar dinlendi.
Bunlardan biri o zaman Ankara’da Sağlık Müdür Yardımcısı olan Mustafa Bolkan isimli şahıstı.
Ecevit Başkent’ten taburcu edilince Valilik emriyle özel ekip kurmuşlar. Tanık şahıs hastayla ilgili bilgi almak için hastane başhekimine gittiğinde “Hasta sizindir, biz karışmayız” denmiş falan filan…
Sonra özel ekibi dağıtmak zorunda kalmışlar. Şahsın iddiasına göre, bu yapılan başbakanın ve hükümetin düşürülmesi için kurgulanan bir planmış.
Peki, anlattığı konularda belge, tanık var mı?
Yok! O zaman belge varmış ama yırtıp atmış. Bugünkü aklı olsaymış, yırtmazmış!
Devlet arşivinde bu konuda herhangi bir yazışma var mı?
O da yok!
Önceki gün sıra geldi AKP eski milletvekili olan Mücahit Pehlivan isimli ortopedi uzmanına ve onun tanıklığına başvuruldu. Mahkemedeki sözleri çok ilginç!
Kendisi o sırada bir hastanede çalışıyor. Recai onu Başbakanlık konutuna çağırıp Ecevit’i muayene ettiriyor. Sonra gizlice girdiği konuta yine gizlice röntgen makinesi getirip filmini çekiyor ve Başkent Hastanesi’nde yapılan tedavinin yanlış olduğunu anlıyor!
Adam tek kişilik bir ordu!.. Tek kişilik hastane!..
Bir röntgenle her şeyi anlıyor!
Tanığın mahkemedeki sözlerine bakınız:
“Elle muayene ettim, omurgasında kırık vardı. Ayağa kalkıp dolaşmasını söyledim. Kemik yoğunluğu düşüktü. Kemikleri cam gibi, dokunulsa kırılacak durumdaydı.
Başkent Üniversitesi Hastanesi tarafından verilen Kortizon’u, kemiklere zarar vermesin diye kesmek zorunda kaldım.
Kortizon nörolojik rahatsızlığı için veriliyordu.
Devam etseydi kemikleri kırılır, felç olurdu.”
Peki, kendisi, bu tedavi aşamasında not tutmuş muydu?
Herhangi bir rapor veya belge var mıydı?
Olmadığını söyledi!
Devletin başbakanının sağlığı konusunda, mahkemede Haberal’ı suçluyorlar ama ortada bir tek belge, yazışma yok, rapor, resmi kayıt yok!
Bu nasıl ciddiyetsiz iştir yaaa, anlayan var mı?!
Bu tanıklık sonrasında acı gerçeği hep birlikte anlamış olduk!
Prof. Dr. Mehmet Haberal, Türkiye’nin kaderini hastaya Kortizon vererek değiştirecekti! Bu yolla
Ecevit’in önce kemiklerinin kırılmasını sağlayacak, onu yatalak yapacak ve sonrasında iş çok daha vahim boyutlara ulaşacaktı.
Haberal’ın terör örgütü Ergenekon, bu aşamadan sonra silahları ortaya çıkarıp katliama başlayacak, önüne geleni öldürecek ve başbakan boşluğundan yararlanıp darbe yapacaktı!
Ben gelişmeleri tahmin edebiliyorum…
Darbe gecesi parola “Kortizon” , işareti “Ergenekon” olacaktı!
Zaten Haberal ve terör örgütü yönetimi arasında daha önceden yapılan toplantılarda bu konu tartışılmış, hükümeti hiç kimseye çaktırmadan Kortizon ’la devirmeye karar verilmişti.
Sevgili okuyucularım, işin şakasını bir yana bırakalım, şimdi gerçeklere bir kez daha dönelim.
Şu olaya bakın siz!.. Bu ülkenin bir aydını, seçkin bir tıp doktoru, Başkent Üniversitesi Rektörü, işte bu inanılmaz gerçeklerle üç yılı aşkın bir süredir tutuklu.
Akıl alacak gibi değil.
Bu nasıl adalet, bu nasıl yargıdır?
Size yemin ederek söylüyorum, Haberal’ın iki kez yapılan sorgusunun sonra kitap haline getirilen metinlerini okuyana kadar, kafamda bir “Acaba” vardı.
Haberal hoca acaba bu işlere bulaşmış mıydı?
Eğer bulaşmışsa duruşmalarda belgeler çıkacak, ona göre suçlanacak ve rezil olacaktı.
Şimdi ise sadece Ecevit’in tedavisinden suçlanmak isteniyor. Ortada terör örgütü, silah, darbe, katliam, hiçbir belge ve bulgu yok. Kendisine bu konularda mahkemece yöneltilen bir tek soru ve suçlama yok. İşin ilginç yanı, Haberal mahkemede açıkladı:
“Ben cerrahım. Sayın Ecevit’in tedavisinde benim hiçbir rolüm ve katkım olmamıştır. Tedaviyi uzman hekimlerimiz yapmıştır. Kaldı ki taburcu olunca bize teşekkür mektubu yazmıştır. İşte altında imzası olan o mektup…”
Balyoz, Ergenekon, Odatv gibi davaların tüm sanıkları, işte bu tür gerçek dışı suçlamalarla, düzmece belgelerle, hayali iddialarla hapiste tutuluyor, AKP karşıtlarından bu yolla, yargı kullanılarak intikam alınıyor.
Prof. Dr. Mehmet Haberal onlardan sadece biri.
Bu yazıyı onun milletvekili seçilmiş olması, yeni yasa uyarınca mutlaka tahliye edilmesi gerektiğine inandığım için falan yazmadım… Çünkü sadece (eğer edilirse) milletvekili seçilenlerin değil, tüm sanıkların tahliye edilmesi gerektiğine inanıyorum.
Amacım sizlere bu davaların nasıl ve hangi suçlamalarla yürütüldüğünün somut örneklerinden birini göstermekti.
Kortizonlu darbe!.. Kortizonlu terör örgütü!..
Vay anam vay!.. İnsaf!..
Emin Çölaşan
Sözcü
