Savaş hikâyeleri
Bazı şeyler duyarsınız ki, aklınız almaz, aklınız basmaz. Düşünün, oğlunuzun Hakkâri’deki hain saldırıda sekiz arkadaşı şehit düşmüş, kurtulmuş, bir-iki gün sonra Bursa’da otobüsten iniyor; hem şaşırır, hem feryat etmez misiniz? Üstelik yaralı:
“Seni bu halde otobüse mi koyup gönderdiler!”
* * *
Tabii kıyamet kopuyor, haber peşinde koşan gazeteciler, bundan daha iyi haber olur mu?
Haklılar!
* * *
Olacak şey değil, baskından kurtulmuş, Van’a helikopterle gönderilmiş, hastane uçağıyla Ankara’ya, oradan da otobüsle Bursa’ya...
Ya telefon etmiştir, ya mesaj çekmiştir, “Şu otobüsle geliyorum” diye...
* * *
İşte babanın feryadı bu:
“Seni böyle mi gönderdiler?”
* * *
Haber gazetelerde çıkınca herkes bir tuhaf olur, ölümden dönen bir gaziye bu yapılır mı?
Yapılmış mıdır?
Düşünülemez bile, lakin Güngör Uras’ın deyimiyle, “Burası Türkiye ağabeyciğim!”
Geçenlerde bir şehidin cenaze töreninde “taziye çadırı” kurmadılar, cemaat Coca Cola şemsiyesine sığındı...
Yaparız böyle şeyler, sabıkalıyızdır, denizi geçip derede boğuluruz.
“Devrim otomobili” yaparız, benzin koymayı unuturuz...
Bu efsane gibi anlatılır.
* * *
Evet, olay bu kadarla kalsa iyi, zaten biz de her şey günübirliktir.
Ertesi gün, Genelkurmay’ın açıklaması ve olayın canlı tanığının konuşması...
Televizyonda kendi sesinden dinledik, görüntüsünü dinledik.
Meğer neymiş?
Canını kurtaran Er Erhan Yakup anlatıyordu:
“Hakkâri’den Van’a helikopterle, Van’dan Ankara’ya hastane uçağıyla geldik, benim yaralarım ağır değildi, izin verseler, bizim iki kumandanızım vardı, ben otobüse biner giderim, dedim; onlar bekle, dediler dinlemedim. Kendi isteğimle otobüse bindim, hatta bize iki yüzer lira da harçlık verdiler. Ben geliyorum, diye eve haber verince, babam kıyameti koparmış, Bursa’da inince şaşırıp kaldım!”
Buyurun bakalım, ne diyeceksiniz?
Diyecek çok şey var da...
Siz hiç ölümden dönen evladınızı gördünüz mü?
