Pezevenk, tecavüzcü ve Diyojen misali feryat!



Önce uygun bir savcı aradılar.
Abdullah Gül’ün o günlerde bu bağlamda ettiği sözü hatırlayın.
Aynı anda Işık Evlerinde sürdürdükleri senaryo yazılımını hızlandırdılar.
Peşi sıra kamuoyunda ilgi uyandırmak için malum kazılarla sonradan çıkarılacak olan silah ve mühimmatların gömülmesi misali yapay delilleri ikame ettiler.
Ama yetmedi, adaleti yanıltmak ve suç icat etmek için gizli tanık ambalajı ile insan kılıklı  yalan makinalarına ihtiyaç duydular.
Bunun için normal birilerini bulamadılar.
Hatırlayın önce Tuncay isimli cinsi müphem o tuhaf Haham’ı piyasaya sürdüler.
Akabinde, kadın satan müptezellerle, çocukların ırzına geçen rezillerle iş tuttular.
Birine Osmanım diğerine Yükselim deyip bağırlarına bastılar ve  türlü vaadlerde bulundular.
Evet, anladığınız gibi Ergenekon tertibinden bahsediyorum.
Dün Aydınlık’ın sürmanşetinde Ergenekon tezgahının F Tipi mimar-mühendisleri tarafından  kandırılıp iftira makinası olarak kullandığı Yüksel Dilsiz’in bir erkek çocuğa tecavüz suçundan 31 yıla mahkum edildiği haberi vardı.
İşte bu sapık Yüksel Dilsiz, Doğu Perinçek’ten Hüseyin Kıvrıkoğlu’na, Ferit İlsever’den Doğan Güreş’e kadar pek çok ismi Ahmet Faruk kod adı ile Ergenekon davaları sürecinde  gizli tanık sıfatı ile hedefe oturtmuştu.
Şuraya bakar mısınız, böyle bir tecavüzcünün afaki beyanları ile siyasi bir partinin önderi  tutuklanıyor ve yıllar yılı hapiste tutuluyor.
Aynı şekilde yeğenini para ile sattığı yine tescilli olan Osman Yıldırım isimli bir katilin beyanı ile güya yüzyılın davası görülüyor ve hesaplaşması yapılıyor.
Bakın, Ergenekon denilen dava bu ülkenin sadece milli siyasetçilerine, aydınlarına, gazetecilerine ve akademisyenlerine değil aynı zamanda Cumhuriyetine, üniterliğine ve  ordusuna karşı görülüyor.
Düşünün böyle bir dava pezevenklerle tecavüzcülerin sözde itirafları ile vücut bulup devam ediyor ki, söyleyin lütfen bu yargı sistemimiz adına facia değil midir?
Tablo, Sinoplu Diyojen misali gündüz vakti fenerlerimizi yakarak sokağa çıkıp, “adelet arıyoruz” diye haykıracak vahameti çağrıştırıyor.
TSK, Zabıta teşkilatı mı?
Daha dün Çukurca’dan 4 şehit haberi geldi.
Keza bütün bölge cayır cayır yanıyor.
Okullar kapalı, esnaf kepenk açamıyor.
Askerle ile polis üniformalarıyla caddeye çıkamıyor.
Kışlalar ile valiliğin dışında bayrak çekilmiyor.
Tersine, tahrik etmesin diye bayrakların göndere çekilmesi gayrı resmi olarak yasaklanmış.
Maalesef Hakkari ve hinterlandı artık fiilen vatan toprağı statüsünden çıktı, çıkıyor.
Osman Pamukoğlu’nun ifadesi ile PKK her yıl 15 Ağustos’ta inine çekilirken bu sene eylem üstüne eylem yapıyor ve devam edeceğini ilan ediyor.
Ve böyle bir tabloda, AKP ile Erdoğan’ın tek derdi ile uğraşı Beşar Esad iyi mi!
Daha önce de yazdık, behey aymazlar Beşar Türkiye bütünlüğünün sigortası zira bilinmelidir ki Esad düştüğü gün Türkiye’nin güney sınırı o saat değişecek! 
Anlamakta ya da kabullenmekte zorlandığım TSK’yı yönetenlerin bu mutlak realite karşısında zabıta müdürü tavırlarını takınmasıdır.
Milli irade sandık mıdır?
Tayyip Erdoğan, demokrasisinin en büyük kandırmacası sandıktır.
Ona göre milli irade eşittir sandıktır.
İyi de aynı sandıklardan Hüsnü Mübarek gibiler çıkmadı mı?
Dahası Hitler sandığın ürünü değil mi?
Hayır, kastım elbette demokrasinden vazgeçelim demek değildir.
Söylemek istediğimsandık eşittir demokrasi ve halk iradesinin olmadığıdır.
Söyleyin lütfen, eşit siyasi rekabet şartlarının olmadığı bir iklimde sandık nasıl halk iradesini yansıtır?
Medya iletişiminin hükümran olduğu günümüzde sandık demokrasi için kandırmacadır çünkü medya ya hakim olan sandığa da hakim olur.
Evet, günün gerçeği algı oluşturmak ve kitleleri manipüle etmektir ki iletişim ve medya bunun için en etkili silahtır.
Bugünün Türkiye ve medya istilası tablosunda söyleyin algı oluşturmada egemen olan kimdir?
Yıldırım Demirören yıkım ve rehinelik
Adam Beşiktaş’a başkan oldu yüz yıllık kulüp sallanmaya başladı.
Attığı imzalar futbolumuzun Kartalının geleceğini ipotek altına aldı.
Beşiktaş’ın Demirören enkazını temizlemesi göreceksiniz yıllar alacak.
Siyah beyazlılar kurtuldu derken aynı Yıldırım bu sefer Futbol Federasyonu’nun tepesine  indi!
Geldi geleli Milli Takım hüsranları oynuyor!
Son olarak Macaristan yenilgisi ile Dünya Kupası’na veda ettik.
Sakın Yıldırım mı oynuyor demeyin!
At sahibine göre kişner!
Eğer uygun bir yapı oluşturabilse ve ekip kurabilse bu tablo oluşmazdı.
Yıldırım’ın suçu futbolu AKP ile zirvelerinin emrine vermesidir.
Antrenör tayin edecek onlara soruyor, şike davasında tutum alacak onlara soruyor, prim verecek onlara soruyor.
Diyeceksiniz ki ne yapsın yoksa koca şirketinin ipini çekerler!
Vallahi öyle, Yıldırım aslında siyasetin rehinidir!