Şair Yahya Kemal; Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinin sanatçılarından birisidir. Yahya Kemal; eski Divan Edebiyatı’nı yenileyerek devam ettirmiş; o, şiirini yazmış; Münir Nurettin Selçuk bestelemiş; böylece; çöken Osmanlı kültüründen yepyeni bir sanat yaratılmıştır. Bu süreci işleten, Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Türkiye Cumhuriyeti; hiç kuşkusuz ki İslam dini ile bağlantılarımızı en düzeyli biçimde gösteren yazarların da yetiştiği bir dönemdir. Bunlardan birisi Yahya Kemal üstaddır.
Onun Süleymaniye’de Bayram Sabahı isimli şiiri; herhalde iman-tarih-kişilik bağlantılarını anlatmada ilk sıradaki şiirlerden birisidir. Şimdi bu bayram gününde; o uzun şiirin bazı bölümlerini okuyalım:
“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati
Dokuz asrında bütün halkı bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir
Duyulan gökte kanat yerde ayak sesleridir
.....
Kimi gökten kimi yerden üşüşüp her kapıya
Giriyor birbiri ardınca İlahi yapıya
Tanrı’nın mabedi her bir tarafından doluyor
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor
Ordu-milletin en çok döğüşen en sarpı
Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin
.....
Ulu mabed seni ancak bu sabah anlıyorum
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrurum
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan tekbiri
.....
Ta Malazgird ovasından yürüyen Türk oğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu
.....
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız hem kanımız hem etimiz
Gökte bu top sesleri bir bir nereden geliyor
Mutlaka her biri bir başka zeferden geliyor
Kosova’dan Niğbolu’dan Varna’dan İstanbul’dan
Anıyor her bir vakayı heybetle bu an
...
Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine
Çok şükür Tanrı’ya gördüm bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı”
Yahya Kemal; burada; “ordu-millet” dediği Türk milletinin bayram sabahı yaşadığı birliği; meleklerin de katıldığı bir meclis gibi tarif ediyor. Dine riyasız sarılan bir ruhun; o ibadette kendi tarihini bulduğunu çok güzel anlatıyor. Böylece din ile millet ve devlet arasında da derin bir bağ olduğunu bizlere hissettiriyor.
H H H
Bu milletin dinle olan derin ilişkisini sanatlı biçimde ama milli kimliği de göstererek işleyen Yahya Kemal’i Başbakan Erdoğan ne zaman hatırlayacak çok merak ediyorum.
Sayın Erdoğan, Mehmet Akif’ten okuyor; okusun... Akif; devrimleri kaldıramayıp Mısır’a gitmiş olsa bile başımızın tacıdır. Necip Fazıl’a gönderme yapıyor; yapsın. Ya bunlardan daha coşkun olan Yahya Kemal nerede?
Suçu “Türk oğlu” demesi midir?
MONDROS’A KARŞI İDİ
1918’de Mondros Mütarekesi imzalanıp ülkemiz Batılı işgalcilerin eline geçince Yahya Kemal; “Ölenler öldü, kalanlarla muztarib kaldık/ (...) Vatanda düşmanı seyretmek ıztırabıyle” diyerek güçlü bir vatansever olduğunu ortaya koymuştu.
O sıralarda halkın bir bölümü; İstanbul’daki hain padişah Vahidettin ile yöneticileri ve İstanbul medyasi; tam aksine işgalci düşmanları “Dost kuvvetler/müttfekiler” gibi tanıtıyorlardı.
Yahya Kemal, padişahın imzaladığı o “mütareke”yi lanetlediği için mi şimdi adı anılmıyor?
