CHP Programında Dört Eğilim


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yılbaşında verdiği talimat doğrultusunda Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata’nın eşgüdümünde sürdürülen yeni parti programı yazma çalışmalarında 4 farklı eğilime ait renkler bir araya getiriliyor. 17-18 Temmuz tarihlerinde Arena Spor Salonu’nda yapılacak 34. Olağan Kurultay’a sunulacak parti meclisi raporunda “Geleneksel sosyal demokratlar, sosyal liberalizme inananlar, sosyalist gelenekten beslenenler, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü mirasımızı vurgulayanlar, özetle farklı sol ve demokrat refleksler içeren CHP’nin tüm renkleri parti programı içinde yer alacaktır. Partinin barındırdığı ideolojik farklılıklar CHP’nin zenginliğidir. Programımız, CHP’nin zengin ideolojik birikimini sol, demokrat ve cumhuriyetçi bir fikri zeminde buluşturacak ve kaynaştıracaktır” ifadeleri yer alıyor.

***

Bilindiği gibi kuruluş dönemlerinde önce Anavatan Partisi, daha sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi “farklı eğilimlerin parti içinde bir aradalığı” söylemleriyle yola çıkmışlar, başarılı da olmuşlardı. Fakat merkezin sağındaki partilerde yadırganmayan bu tür söylemler nedense merkezin solundaki partilerde yadırganıyor. Nitekim Hürriyet’teki yazılarını ilgi ve beğeni ile izlediğim Mehmet Y. Yılmaz gazetesinin dünkü sayısında bu konudaki eleştirilerini dile getirdi. “Hem sosyal demokrat, hem sosyal liberal, hem sosyalist ve hem de Atatürkçü fikir ve çözümler nasıl bir arada olacak, kavrayamadım” dedikten sonra, “azıcık ondan, birazcık bundan diye hibrit bir program mı ortaya çıkacak, yoksa CHP dünya sosyal demokrat partiler tarihine geçecek bir iş mi yapacak, program çıkınca göreceğiz” diye ekliyor.

Oysa farklı eğilimlerin bir aradalığına dünya sosyal demokrat partileri yabancı değildir; buna en somut örnek de ilk kongresini 1869 yılında Kreuznach’da yapan Almanya Sosyal Demokrat Partisi’dir (SPD). SPD, 1959 yılındaki Bad Godesberg Kongresi’ne kadar geçen 90 yıl içinde dört kez program değişikliği (1875 Gotha, 1891 Erfurt, 1921 Görlitz, 1925 Heidelberg) gerçekleştirmiş, bu dört programda da ideolojik temel olarak Marksizm korunmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası dünyadaki ve ülkedeki gelişmeler ise SPD’yi yeni ve köklü bir program değişikliğine zorlamıştır. 1959 Bad Godesberg Programı incelendiğinde sosyal demokrasinin yanı sıra Marksist sosyalizme ve Hıristiyan teolojisinden kaynaklanan “etik sosyalizme” de yer verildiği görülmektedir. 30 yıl sonra Berlin Kongresi’nde kabul edilen 1989 programında bu üç eğilimin yanında daha sonra Federal Şansölye olacak Gerhard Schröder’in savunduğu “yeni sol/sosyal liberal” eğilimle birlikte “sosyal çevrecilik” de yer almıştır.

***

SPD’nin 1989 Berlin Programı’nın “tarihsel köklerimiz” bölümünde şöyle denilmektedir: “Farklı temel görüş ve inançlara sahip insanlar Sosyal Demokrat Parti’de bir arada çalışmaktadır. Onların ortak paydaları, ortak değerlere ve aynı siyasi hedeflere dayanmaktadır. Avrupa’da demokratik sosyalizmin düşünsel kökleri Hıristiyanlığa, hümanist felsefeye, aydınlanmaya, Marx’ın tarih ve toplum öğretisine ve işçi hareketinin deneyimlerine uzanmaktadır. (…) Biz kişisel temel görüş ve inançlara saygı duyuyoruz ve bu görüş ve inançların hiçbir zaman parti kararlarıyla baskı altına alınmaması gerektiğini düşünüyoruz.” Geniş ve ayrıntılı bilgi için bakınız: Sosyal Demokraside Temel Eğilimler, Deniz Kavukçuoğlu, Cumhuriyet Yayınları, 2003, 3. Baskı)

Her sosyal demokrat partide olduğu gibi CHP’de sorun, programında farklı eğilimlerin bir arada yer alması değil, bu eğilimlerin ortak bir program temeli üzerinde oluşturacakları kanatların birbirleriyle itişip kakışmadan parti programının ortak amaçları doğrultusunda omuz omza, el ele çalışma başarısı gösterip gösteremeyecekleridir.

Bu başarının gösterilip gösterilmemesi ise birtakım önkoşulların yerine getirilmesine bağlıdır. Her şeyden önce partinin merkez yönetimi zorlamacı/dayatmacı alışkanlıklarını geride bırakmalı, uzlaştırıcı ve toparlayıcı bir üst organ olarak alt kadrolara örnek olmalıdır. Partililer alışılageldik bencilce davranışlarından vazgeçmeli, egolarına gem vurmayı öğrenmelidirler. Tüm parti organlarına ve kadrolara uzlaşma kültürü egemen olmalı, partililer arasındaki çekemezlikler son bulmalı, birbirlerinin başarılarını içlerine sindirebilmelidirler.

Unutulmamalıdır ki partiye iktidar yolunu açacak olan tek başına yeni program değil, kendini yenilemeyi başarabilen insandır.

Deniz Kavukçuoğlu
Cumhuriyet