AKP'nin iş ve ihale dağıtma makinesi TOKİ!
SEVGİLİ okuyucularım, adına TOKİdenilen kuruluş Samsun’da toplu konutlar yaptırmış.
Konutlar için özellikle dere ve sel yatağı seçilmiş.
Şiddetli bir yağış olunca buraları sel bastı ve çoğu çocuk olmak üzere dokuz insanımız apartmanlarda boğularak can verdi.
TOKİ nedir?
Yandaş müteahhitlere işveren bir kuruluştur. AKP’nin iş ve ihale dağıtma makinesidir. Yandaş olmayan herhangi bir kişinin TOKİ’den ihale alması asla söz konusu değildir.
Şimdi dikkat ediniz, bu sorumsuzluk ve ölümler sonrasında iktidar yetkililerinden tık yok. Bu işin sorumluları da hiçbir zaman ortaya çıkmayacak. Ölenler öldüğü ile kalacak.
Tek tesellimiz onların da inşallah güzel ölmüş olmalarıdır!
Mayıs 2010’da Zonguldak’ta bir maden kazası yaşanmış ve 30 madencimiz göçük altında kalarak can vermişti.
O zaman Çalışma Bakanı olan şahsın adı Ömer Dinçer.
Hani bugün Eğitim Bakanı olan var ya, işte o!
O faciadan sonra televizyonlara çıkıp konuşmuştu:
“Çıkarılan 28 cesette yanık ve ezilme yok. O konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini burada rahatlıkla söyleyebilirim. Sekiz işçimizde yanıklar vardı. Kimlik tespitinde bazı sorunlar yaşayacağımız kadar bir sorun vardı. Ama diğerleri gayet iyiydi.”
Sözlerini şöyle tamamlamıştı:
“Güzel öldüler. Hepsi huzur içindeler!”
Adam milletimiz ve ölenlerin acılı aileleri ile alay mı ediyordu, gırgır mı geçiyordu anlaşılmadı.
Bu sözlerinden sonra derhal istifa etmesi gerekirken istifa da etmedi ve şimdi Eğitim Bakanı olarak görev yapıyor.
Son TOKİ rezaletinde ölenler de herhalde güzel ölmüştür!
Seller bir anda gelip onları evlerinde yutarken herhalde rüya gördüklerini zannetmişler, güle oynaya can vermişlerdir!
Huzur içinde ve güzel ölmüşlerdir!
Dere yatağına toplu konut yapan ve yaptıranların Allah cezasını versin.
Allah ülkemizi bu kafalardan kurtarsın.
Amin.
Genelkurmay Başkanı nerelerde?
SURİYE uçağımızı düşürdü.
Türk kamuoyundan her zaman olduğu gibi yine her şey gizlendi.
Uçağımızın nerede ve nasıl düşürüldüğünü ABD biliyor, bu konu ABD gazetelerinde açıklanıyor ama bizimkilerden tık yok.
Keşif uçağımız orada ne arıyordu?
Bu sorunun yanıtını bir Allah kulu vermiyor, veremiyor.
Suriye’nin havadan fotoğraflarını mı çekiyordu?
Herhalde öyle ama açıklanmıyor ve bilmiyoruz.
Uçağımız Suriye hava sahasına girmiş miydi?
Hiçbir bilgi verilmiyor, onu da bilmiyoruz.
Olay sonrasında açıklamalar yapıldı:
“Pilotlarımızın kaskları ve postalları denizde bulundu!”
Cesetler yok ama postallar ve kasklar bulunuyor. Bu nasıl oluyordu?
Uçak vurulup pilotlarımız şehit edildiğinde postalları ayaklarından mı çıkmış? Varsayalım öyle olmuş. Postal ağırdır, suya atarsanız yüzmez, batar. Kasklar da öyle. İnanmayan denesin.
Bunlar nasıl bulunmuş?
Uçağımız 22 Haziran günü düşürüldü ve bizler o günden bu yana olayın ne olduğunu öğrenemedik. Kafamızda sorular oluştu.
Her gün hava atan iktidar yetkilileri konuşmayı sürdürüyordu!
“Biz büyük devletiz! Dünya devi olduk! İntikamımız feci olacak. Suriye’den hesap soracağız!”
Hariciye Nazırı Davutoğlu Ahmet intikam için ABD ’ye başvurdu, NATO’yu toplantıya çağırıp öneride bulundu:
“Bu fırsatı kaçırmayalım, hep birlikte Suriye’ye dalıp Esad’ı devirelim!”
Her iki taraf da bu gülünç öneriyi ellerinin tersiyle itiverdi.
Kendilerinin “Dünya devi” olduğunu zannedenler, uçağımızın nerede düştüğünü ve yerini bulmakta aciz kaldı. Şansımız varmış ki, ABD’nin ünlü deniz araştırma gemisi Nautilus bu günlerde Türkiye’de idi.
Parasını bastırıp hemen o gemiyi kiraladılar ve olay yerine gönderdiler. Gemi, uçağın denizin altındaki parçalarını birkaç saat sonra eliyle koymuş gibi buldu.
Nautilus olmasaydı uçağımız bulunmayacaktı.
Peki, pilotlarımızın cesetleri neredeydi? Uçağın içinde mi?
Uçak parçalanmış mı? Eğer öyleyse cesetlere ulaşıldı mı?
Parçalar ne zaman çıkarılacak?..
Soruyorduk ama yanıtını alamıyorduk.
ABD her şeyi biliyordu ama bizimkiler bilmiyordu!
22 Haziran’dan bu yana hiçbir şeyden haberimiz olmadı.
Neyse ki dün öğleden sonra
Genelkurmay açıklaması yapıldı, pilotlarımızın naaşlarının deniz dibinden çıkarılıp gemiye alındığını ve bugün Malatya’da cenaze töreni yapılacağını öğrenmemiz mümkün oldu.
Şansımız varmış, Nautilus gemisi tam da zamanında Türkiye’de imiş.
Şimdi bunca olaydan sonra bir iktidar yetkilisi ortaya çıkıp
“Pilotlarımız da güzel öldü” derse hiç şaşırmayın!
Sevgili okuyucularım, ilginç günler yaşadık. Uçağımız düşürüldü, iki pilotumuz şehit düştü. İç siyaset bu doğrultuda karıştı.
Tayyip, muhalefet partileriyle görüşüp onların genel başkanlarına bilgi vermek zorunda kaldı.
Bu toplantılar yapılırken
Genelkurmay Başkanı Necdet Özel yoktu.
Bay Abdullah Gül’ün makamında toplantılar düzenlenirken yine yoktu.
Olay çok vahimdi.
Birbiri ardına açıklamalar yapılırken Necdet Bey’in ağzından bu konuda bir tek cümle duyamadık.
Hem konuşmuyor, hem de ortalıkta görünmüyor.
İktidar yetkilileri Suriye’ye posta koyarken, “İntikam alırız, koyduk mu deviririz” diye çığlıklar atarken, Genelkurmay Başkanı sessiz!
Söyleyeceği, topluma vereceği bir mesaj yok mu?
Tamam, devlet memuru olduğunu, emirleri Tayyip’ten aldığını biliyoruz da, devlet memurluğunun bu kadarı da olmaz ki!..
Böyle de yapılmaz ki!
Bazılarına göre, Necdet Bey belli konulara bozulmuş ve iktidara ters düşmeye başlamış.
Hiç sanmam.
Bugüne kadar aralarından su sızmadı. İşleri güzel güzel yürüttüler!
O kadar ki, sırf Tayyip laf etmesin diye Necdet Bey tutuklu silah arkadaşlarını, eski komutanlarını cezaevinde ziyaret edip hallerini hatırlarını sormaktan bile çekindi.
Acaba Tayyip kendisine
“Başkanım sen sus, ne söylenecekse biz söyleriz” mi dedi!
Düşürülen uçağımız konusunda Necdet Bey’in bir tavrı mutlaka vardır da, ne olduğunu yakında öğreniriz inşallah!
Belki söyleyecek bir sözü de olabilir!
Mevlit duası
DÜN gazeteci arkadaşım ve değerli dostum Ünal İnanç aradı. Söylediklerini aynen, hiçbir yorum yapmadan yazıyorum:
“Evden dışarı pek çıkamadığım için önceki gece beş televizyon kanalında birden camilerden canlı yayınlanan Mevlit programlarını ayrı ayrı izledim.
Bundan önceki yıllarda güzel bir uygulama vardı.
Hocalar her duada
Devletimizin ve
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anar, mübarek gecede okunan dualarını onun ruhuna da armağan ederlerdi.
Berat Kandili gecesinde bu uygulamanın kaldırıldığını üzülerek gördüm.
Birinde bile Atatürk’ün ismi anılmadı.
Diyanet İşleri Başkanı dün Patrikhane ziyareti yapıp Patrikle öpüşüp koklaşıyordu. Şimdi çıksın ortaya da bu konuda bir açıklama yapsın bakalım!”
Dedim ya, ben yorum yapmıyorum.
Emin Çölaşan
Sözcü
