Sel gider, acılar kalır!..


Bir bahar sabahı doğdu...
8 Nisan 2008'de, saat 08.00'de...
Adını, “içten, gönülden seven...'' anlamına gelen
“Dila'' koydular...
Çok değişik, çok güzel bir bebekti.
Sabahları gözlerini açtığında hep gülerdi.
Aşı yaptırırken bile ağlamaz, dişlerini çıkarırken ateşlenmezdi.
Emeklemeden yürümeyi başardı,
Normalden çok önce konuşmaya başladı!
Yürümeyi, koşmayı çok severdi.
Düşse bile ağlamaz, gözünden yaş akmazdı!..
Mis gibi kokardı...
Görenler bu güzel bebeğe bayılırdı.
Annesi, babası, ablası, akrabaları, komşuları...
Alış veriş merkezlerindeki insanlar, hatta köpekler, kuşlar, böcekler...
Herkes ona hayrandı!..
Babacığı onu son kez 7 Eylül 2009 akşamı kucağına aldı...
Sonra, 4 kişilik mutlu Manav Ailesi, Selimpaşa-Denizkent'teki yazlıklarında, huzur içinde uykuya daldı...

***

Ertesi sabah, müthiş bir yağmur başladı.
Silivri'de, Selimpaşa'da, Avcılar'da, İkitelli'de, İstanbul'un her yanında...
Yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyordu.
Denizkent'te felaket, adeta “geliyorum'' diye bağırıyordu!
İSKİ'nin eski dere yatağına döşediği kolektör boruları tıkanmış, biriken sular, E-5 Karayolu'nun karşısındaki çukurlara dolmaya başlamıştı.
Ne olduysa o anda oldu.
Çukurlar patladı, sular borulardan fırladı.
Boyu 2 metreyi bulan dalgalar, önüne ne çıkarsa denize doğru götürüyordu.
Tehlikeyi gören Dila bebeğin annesi, selin gelişinden 30 saniye önce, diğer kızı Azra'yı da alarak arabaya atladı, Denizkent'ten çıkıp, E-5 istikametinde kaçmaya başladı...
Ancak başaramadı.
Tsunamiyi andıran dalga, üzerlerine doğru geliyordu!
Dünyaları bir anda kararıverdi!..
Sonrasını, Selimpaşa'nın “Rambo'' lakaplı kahramanı Tamer Gümüşay'dan dinliyoruz:

***

''Sel sularının durulmasından yaklaşık 3 dakika sonra olay yerine geldik. O an gözlerime inanamadım! Denizin üstü eşya tarlası gibiydi! Buzdolapları, arabalar, dolaplar... Ne ararsanız vardı! Selin getirdikleriyle denizin ortasında sanki dev bir kara parçası oluşmuştu! Zodiac motoruma atlayıp, bir süre açığa doğru gittim. Sonra neden bilmem kıyıya dönmek istedim. Ancak taşan dereden gelen azgın sular, güçlü motorumun kıyıya gitmesine izin vermiyor, denize doğru itiyordu. İçimdeki ses de açıklara gitmem gerektiğini söylüyordu... Eşyaları yara yara ilerlemeye çalışırken, birden “imdat!..'' diye bir ses duydum. Ama çok kısıktı, her an kesilecek gibiydi! Sesin geldiği yeri arıyor ama hiçbir canlı göremiyordum. O sırada mucizevi bir şey oldu, 5 metre kadar ötemde pislik yığınının içinde onu gördüm!.. Küçük bir kız, tahta parçasına tutunmuş, hayatta kalmaya çalışıyordu!.. Ona 'Sakin ol! Seni kurtaracağım!’ diye bağırdım. Bir can kurtarmanın sevinciyle ağlayacak gibiydim. Ama o minik yüreğinden beklenmeyecek bir soğukkanlılık içindeydi!.. Komutlarımın hepsini dinledi:
“Ben elini tutmadan da sakın tahtayı da bırakma yavrum!’ dedim. Sonra onu pisliğin içinden çekip aldım! Saçlarını okşayarak, “Senin yanında kim vardı?'' diye sordum. Ağlamaya başladı. “Annem ve kardeşim!..'' dedi. Sakinleştirmeye çalıştım. Ama artık ben de ağlıyordum. Birbirimize sarıldık... Kıyıya götürüp 112 ekiplerine teslim ettim. O küçük kızın 'İmdat!..' diyen sesi hala kulaklarımda. Olaydan beri bazı geceler uyuyamıyorum...''

***

Azra'yla birlikte annesi de kurtuldu... Ama Dila bebek kaybolmuştu.
Minicik bedeni, sel felaketinden 8 gün sonra, Marmara Denizi'nin diğer kıyısındaki Karacabey açıklarında bulundu.
Baba Muharrem Manav, kolektör inşaatını yarıda bırakarak, dünyalar güzeli Dila bebekle birlikte 3 kişinin daha ölümüne sebep olan sorumluların yargı önünde hesap vermeleri için, müthiş bir hukuk savaşı başlattı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ ve yerel belediye aleyhine, tazminat ve ceza davaları açtı.
Mahkeme 40 bin lira manevi, 10 bin lira da maddi tazminat ödenmesine karar verdi.
Yakında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de başvuracaklar...

***

Dila bebekten geriye gülen fotoğraflar ve mutlu anlarla dolu videolar kaldı.
Ailesi onlara hep yaşlı gözlerle bakacak.
Samsun'daki felakette yavrularını kaybeden aileler de öyle...
Sel gidecek, acılar kalacak...

***

Felaket bölgesinde, 2 bakan arkadaşıyla birlikte incelemeler yapan TOKİ'den Sorumlu Bakan Erdoğan Bayraktar, “Yağmur yağıyor, haydi gidelim!'' demiş!
İnanılacak gibi değil!
Ne diyelim?
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın.
Rant peşinde koşarken, dere yataklarına toplu konut diktirenlere bile!..



Uğur Dündar
Sözcü