Dünyanın garip halleri



Olacak o kadar programı hükümet tarafından yasaklanmayıp da devam etseydi, seçtiğim iki konuyu televizyonda size bakın nasıl oynardım:
Senaryo 1
Adı: “Irzıma Geçmeyin”
Türü: Polisiye
Asiye, gece geç saatlerde annesinin evindedir.
Asiye: Gecenin bu saatinde kadın başıma beni neden çağırıyorsun anne?
Anne: İyi de kızım, baban beni dövüyor. Hatta öldüreceğini, kıtır kıtır keseceğini söyledi. Seni çağırmayıp da kimi çağıracaktım?
Asiye: Neden polisi aramadın anne?
Anne: Aradım. “Henüz ortada bir suç yok, ancak ölürseniz gelebiliriz” dedi. Ölürsem kim arayıp da size haber verecek, dedim. “Sizi öldürecek olana rica edin, işi bitince bizi arasın” dedi. Ben de çaresiz seni aradım yavrum.
Asiye: (Babasının koltuktaki sızmış haline bakarak) Şu anda uyuyor. İçki getiriyor bu adamı bu hale. İçki bütün kötülüklerin anasıdır. Geç oldu, ben evime gitmek zorundayım.
Asiye çıkar, bir alt sokaktaki evine hızla ulaşmaya çalışmaktadır. Yüksekçe bir yerden önüne tipsiz bir adam atlar.
Asiye: Ay sen de kimsin!
Adam: Ailenizin tecavüzcüsü...
Asiye: Yoksa siz Tecavüzcü Coşkun musunuz?
Adam: Coşkun’un devri geçti kızım... Ben Bekir. Tecavüzcü Bekir.
(Damdan atlayarak yanlarına iki adam daha gelir)
Asiye: (Korkarak) Peki bunlar kim?
Adam: Bunlar benim asistanlarım. Biz mahşerin dört atlısıyız. Dördüncümüz damda erketede.
Asiye: (Ürkek) Yani?
Adam: Aynen düşündüğün gibi... Tecavüze uğrayacaksın...
Asiye: “İmdat!” diye bağırsam?
Adam: Boşuna nefesini yorma. Tecavüz kaçınılmazsa zevkini çıkaracaksın.
(Asiye’nin üstünü başını yırtarlar. Sırayla tecavüz başlar.)
Adam: (Kan-ter içinde kalmıştır) Oğlum ben çok yoruldum, kaldığım yerden gel sen devam et.
2.Adam: Benim canım çekmiyor.
Adam: Parayla değil be kardeşim, sırayla.
—-Geçme—-
(Aradan uzunca bir zaman geçer. Asiye tecavüzcülerden hamile kalmıştır. Bir devlet hastanesine başvurur.)
Kadın müracaat memuru: Ne vardı?
Asiye: Şey, ben hamile kaldım da...
Memur: Eee, ne var bunda şekerim. Ne güzel işte... Ben hamile kalabilmek için kaç senedir tedavi görüyorum, kaç senedir uğraşıyorum senin haberin var mı?
Asiye: Şey, yalnız benim durumum farklı.
Memur: (Sözünü keserek) Kocam kısır çıktı... Ama kısırlığı kabul etmiyor. Erkek işte. Bir çocuk doğuramadın diye beni suçluyor.
Asiye: Sen meseleyi anlamıyorsun. Bana tecavüz ettiler. Ben bir tecavüzcüden hamile kaldım. Hatta üç tecavüzcüden... Biri de damda erketedeydi, yani etti dört.
Memur: (Gözlerinin içi parlar) Adı neydi tecavüzcünün? Nerede tecavüze uğradın? Saat kaçtı? Sokağın ismini biliyor musun? (Kendi kendine) Acaba hala orada mıdırlar? Telefonlarını aldın mı?
Asiye: Hanım, ben bu çocuğu doğurmak istemiyorum. Yani aldırmak istiyorum. Bir tecavüzcünün piçini doğuramam.
Memur: Sizin gibileri hiç anlamıyorum. Bu senin alın yazın. Allahın verdiğine karşı mı çıkıyorsun? Aman bana ne be... Bak hemen karşında “ikna odası” var. O odaya gir, ya sen onları, ya da onlar seni ikna etsin.
Asiye bir hışımla ikna odasına girer, beş kişi bir masanın başında oturmaktadırlar.
Asiye: (Ikına sıkına) Efendim, ben hamileyim... Bana tecavüz ettiler ve ben hamile kaldım.
1.Memur: (Sevinçle) Gözün aydın kızım. Ailene müjdeyi verdin mi?
Asiye: Saçmalamayın Beyefendi Allah aşkına, bu çocuğu doğurmak istemiyorum, kararlıyım...
2. Memur: İyi düşündün mü evladım?
Asiye: Canım, bunun nesini düşüneceğim Allah aşkına?
3.Memur: Yavrum sen bu çocuğu istemeyebilirsin. Ama bebeğin bunda ne suçu var? O günahsız yavru... O bir melek...
Asiye: İyi de bir düşünsenize, bu çocuğa hangi gözle bakarlar? Topluma, hatta kendisine ne yararı dokunur? Ne şartlar altında okur? Büyüyünce ne olur?
4.Memur: Belki baba mesleğini seçer yavrum. Tecavüzcü olur... Maşallah, bu yasa çıktığından beri tecavüzcüler hiç boş durmuyor.
Asiye: Kim bakar bu çocuğa? Kim büyütür?
5.Memur: Devlet. Devlet hep babadır ya yavrum. Ama bu kez analık yapacak. Yani devlet anamız büyütecek bebeğini. İkna oldun mu?
Asiye: Hayır olmadım. Ben bu sorumluluğu alamam. Bu çocuğu doğurmak istemiyorum.
5.Memur: Senin istememenle olmaz yavrum. Babasının da muvafakat vermesi lazım... Hatta çocuğun bile fikrini almalıyız. Bilmem anlatabildim mi... Yaşam onun, öyle değil mi?
Asiye: (Şaşkındır) Nasıl alacaksınız ki çocuğun fikrini?
1.Memur: Gördün mü bak! Fikrini alabilmemiz için çocuğu doğurman lazım. Henüz doğmamış bir çocuğun fikrini alamayız öyle değil mi?
2.Memur: Bak kızım, benden söylemesi; fişlenirsin. İşinden olursun. Elinden bütün hakların alınır. İyisi mi inat etme, gel sen doğur şu çocuğu.
Asiye: (Çaresiz. Biraz düşünür) Peki nasıl olacak bu iş?
3.Memur: Eskiden doğurunca caminin önüne bırakırdınız, öyle değil mi... Şimdi devlet annenin şefkatli ellerinde olacak. Çocuğu bırak bize, sonra sen yürü git. Yeni maceralara yelken aç. Yüklen yüklen gel bize...
(Donan görüntünün üstüne ses düşer)
Ses: Asiye çocuğunu doğurdu. Çocuğun adı “devlet” oldu. Nur topu gibi bir oğlan çocuğu... Asiye’yi, ırzına geçilen sokakta aile arasında düzenlenen küçük bir düğünle, ırz düşmanı ile evlendirdiler. Evlense de, tecavüzcü hiç durmadı. Sürekli çocuk doğurttuğu için, devletten “üstün hizmet madalyası” aldı.
Asiye çocuğunu hiç görmedi.
Çocuk ne oldu, hiç bilinemiyor.
Tecavüzcüye gelince, o şimdi kim bilir kimin üzerinde.
Sahne kararır.
Mutlu son ve final...
Senaryo 2
Adı: “Dönüşüm Muhteşem Olacak”
Türü: Mehter Marşlı Müzikli Film
Bizim muhterem, Sam amcaya mektup yazar. Sam amcası mektubu açtığında gözlerine inanamaz ve hemen okumaya başlar. Mektup şöyle demektedir:
“Canım amcacığım, evvela mahsus selam ederim. Sizi çok sevdiğimi bilmenizi istiyorum. Çocukluğumdan beri hep bir yerin başına geçmeyi hayal etmişimdir. Bu hayalimi ancak siz gerçekleştirebilirsiniz amcacığım. Sizin isteyip de yapamayacağınız hiçbir şey yok şu dünyada ya da bu fani dünyada. Beni başa geçirin ne olur. Yalvarıyorum size. Hele ben bir baş olayım, o zaman görün benim size olan bağlılığımı. Amcacığım, siz olmadan dünyanın hiçbir anlamı yok. Aslında, dünya öküzün boynuzları üstünde durmuyor. Onu siz döndürüyorsunuz. İsterseniz tersine de döndürürsünüz, bir düz bir ters de yaparsınız.
Sevgili amcacığım, sanat sizden yayılır dünyamıza. Sinema da öyle, moda da öyle, müzik de öyle. Az kalsın yiyecekleri unutuyordum amcacığım. Hamburger, McDonalds, yanında cola ve patates kızartması. Özgürlük, sizin ülkenizden fışkırıyor dünyamıza. Sorumluluğunuz ağır. Demokrasi götürüyorsunuz her bir yana. Sizin isteyip de yapamayacağınız hiçbir şey yok. İsterseniz pireyi deve yaparsınız, deveyi de hamuduyla yutarsınız. Savaşları çıkarır, silahları satar, istediğiniz ülkeyi dünyadan atar, petrolleri satar... yan gelir yatarsınız. Bugüne kadar çıkardığınız savaşlar emsalsizdi. Ama bunlar sizi kesmez amcacığım. Size yeni savaşlar lazım. Ülkelerdeki yönetimleri değiştirip, kukla yönetimler kurarsınız... Hele siz beni bir başa geçirin, o zaman görün beni.
Canım Sam amcacığım, size layık bir yeğen olacağıma söz veriyorum. Ne derseniz onu yapacağım. Direnenleri hapse atacağım, bu hayalle yatıp kalkacağım. Ha, aklıma gelmişken, bir de arkadaşım var, artist gibi bir çocuk, güzel de türkü söyler. Lütfen onu da yükseltelim, biz kendisiyle baş başa verirsek, emin olun dağları deleriz. Siz çalarsınız biz oynarız.
Sevgili amcacığım, siz arkamızda olursanız sırtımız yere gelmez... Bizi deneyin, sınayın, bir imkan verin. Sizi mahcup etmediğimizi göreceksiniz. Bizim buralar çok büyük ve mümbit. Bir kısmına, düşündüğünüz birileri varsa yerleşebilir. Biraz bizden, biraz komşulardan, al sana bir yerleşke.
Amcacığım, ellerinizden hasretle öpüyorum. Sizi seven yeğeniniz Muhterem...
Kestane kebap, acele cevap.”
Sam amcanın gözleri dolmuştur. Mektup kendisini çok enterese eder. Daha önce de bu mümbit toprakları yönetenler, kendisine sadakatte kusur etmemişlerdir. Ancak, bu genç kendiliğinden istekli görünmektedir. Bir şans verelim delikanlıya, diye düşünür.
“Gel oğlum, ne olursan ol, gene gel” diye cevap yazar muhtereme. Muhterem soluğu amcasının sarayında alır. Amcası onu huzura kabul eder ve konuşur;
Amca: Bak yeğenim, çok istekli görünüyorsun ama, ben sizin oralara “üs” kurabilir miyim? Sizin diyarı kullanarak etrafı alt üst edebilir miyim?
Muhterem: Edersin amcacığım, hiç behis yok.
Amca: Aydınlarınız ne der buna?
Muhterem: Aydınları karartırız, bir şey diyemezler amcacığım.
Amca: Peki ya askerleriniz?
Muhterem: Onlar bir tatil beldesine “atta” giderler.
Amca: Peki ya muhalefet?
Muhterem: Amca, merak ettiğin şeye bak, muhalefet Allaha emanet... Ben nasıl senin sözünden çıkmayacaksam, onlar da benim sözümden çıkmaz. Öyle bir muhalefet lideri var ki, mektup yazsa postaya veremez. Bir seçim olsa oy kullanamaz. Bakın size bir şey söyleyeyim de biraz gülelim: adam yürüyen merdivenlere tersinden biniyor. Ne kadar çıkarsa çıksın hep aynı basamakta. Bilmem anlatabiliyor muyum? Sen onu bana bırak amca, ben onun hakkından gelirim.
Amca: Yani yeğenim, sana güvenebilir miyim? Bak başarısız olursan, seni tefe koyup oynarlar.
Muhterem: Ayıp ettin be amca, kim oynayacakmış beni?
Amca: Tiyatrolar evladım... Sahneye koyarlar seni.
Muhterem: Kapatırım tiyatroları. Kükrerim, bendimi aşarım, heykelleri bile yıkarım...
Amca: Sarışın, mavi gözlü bir adam var hani?
Muhterem: E iyi de, öldü o amca?
Amca: Ama insanlarınız onun izinden gidiyor...
Muhterem: Sileriz izlerini be amca, iz bulamazlarsa nesini izleyecekler?
Amca: Her konuda bir şey söylemiş bu adam...
Muhterem: Yahu amcacığım, çok alemsin ha... Sen bana bırak bu işleri... İş bilenin, kılıç kuşananın... Atı alan Üsküdar’ı geçer. Sen benim sırtımı sıvazlarken, Üsküdar’a giderken yağmur bile yağmaz.
Amca: Peki ama bunlar lafta kalmasın yeğen... Yazalım bir kağıda, sen de altını imzala...
Muhterem: Yaz be amca. Ne istersen yaz... Hepsini uygularız bu yaz... Bu yaz değilse de önümüzdeki yaz.
Amca: Peki, yeni bir tüzük yapalım sizin oralarda
Muhterem: Yaparız...
Amca: Ya muhalefet karşı çıkarsa?
Muhterem: Çıkmaz, korkma. Sen paradan haber ver...
Amca: Para kolay, aniden zengin olduğun anlaşılırsa ne diyeceksin?
Muhterem: Torunumu sünnet ettireceğim bu yaz. Sünnette takıldı bu paralar, derim.
Amca: Aferin. Hadi sen artık uç bakalım.
Muhterem: Yooo, yağma yok. Şöyle baş başa bir resim çektirelim. Nasıl ben senin belgeni imzaladım, benim de elimde bir belge olsun.
(Karşılıklı gülerler ve “çak” yapıp ellerini çarpıştırırlar. Kamera açılır, sarayın penceresinden gökyüzüne yükselir... yükselir, yükselir, yükselir... Görüntü kararır, perdeye yazı düşer)
The end
Not: Bu hikayenin gerçek kişi ve kuruluşlarla hiçbir ilişkisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.


Levent Kırca
Aydınlık