PKK yeni rota çizerken kime güveniyor?..
Murat Karayılan, İmralı’da yatan Öcalan‘ın en güvendiği adam ve onun Kandil Dağı‘ndaki bir numaralı temsilcisi...
Karayılan son dönemde Kandil’de ağırladığı gazetecilere röportaj vermek dışında pek konuşmuyordu... Bu suskunluğunun ardında yalnızca PKK kamplarına yönelik operasyon kıskacı yoktu...
Karayılan, AKP’nin Oslo görüşmeleriyle yoğunlaştırdığı sürecin sonucunu da bekliyordu...
Ancak hem HPG, hem KCK yetkilileri hem de Duran Kalkan ve Bahoz Erdal gibi örgüt yöneticilerin “direniş” çığlığına bakılırsa; örgüt diyalogdan umudunu yavaş yavaş kesiyor!..
Aslında CHP ile AKP’nin “çözüm” iddiasıyla içi boş bir planla bir araya gelmesinden sonra PKK’nın, Dağlıca’da 9 askeri şehit etmesi de, örgütün “diyalog ve açılım” ikileminden umutsuz olduğunu göstermişti...
Peki, PKK askeri yönden yine şiddeti dayatacağına göre, diplomasi ve siyasi açıdan rota mı değiştiriyor?..
İşte bu süreçte Karayılan’ın, örgütün ajansına söylediklerini okuyunca; diyalog- açılım sürecinde aktörlerin değişmeye başladığı da anlaşılıyor!..
Sözü uzatmadan, Karayılan’ın uzun röportajda çok dikkat çeken ve belki de ilk kez üzerine basa basa söylediklerine odaklanalım:
“Eğer diyalogla çözüme gelmezlerse, biz o zaman direnerek, kendi bağımsız demokratik çözümümüzü ortaya koyarız. Ortadoğu kaynıyor. Kürtler de bu bölgede artık bir faktördür. Devlet, Kürt halkını bir millet olarak tanıma temelinde çözüme yaklaşırsa biz varız. Ama bunu kabul etmezse, elbette ki bağımsız bir biçimde sorunu çözmek üzere tüm gücümüzü ortaya koyacağız. Gerekirse Güney Kürdistan (Kuzey Irak) ile birleşerek, bağımsızlığımızı da ilan ederiz.”
Şimdi, Karayılan’ın bu sözlerine bakarak söyler misiniz; diyalog- açılım-müzakere çıkmazında harita belli de, pusula kimin eline geçti acaba?..
Ya da, yeni aktör kim ki, Karayılan bu kadar güvenle ve ısrarla konuşabiliyor?..
Dahası bu işe Talabani-Barzani ikilisiyle onlara koltuk bahşeden Sam Amca ne diyor?..
Yas kardeşliği...
Diyarbakır’daki Sur Belediyesi, Yeşilvadi Mahallesi’nde “Yas Evi” yaptırmış.
Medyaya yansıyan haberlerden anlıyoruz ki; Yas Evi’nin açılışına BDP milletvekilleri ve yöneticilerinin yanı sıra Süryani Kilisesi Papazı Yusuf Akbulut, Protestan Kilisesi Papazı Ahmet Güvener ve Seydalar da (din adamlar) katılmış.
Yapılan konuşmaların ardından “Yas Evi”nin açılış kurdelesini Akbulut, Güvener ve Seydalar birlikte kesmiş.
Ne güzel değil mi; ölümlerin ardından taziyelerin kabul edileceği “Yas Evi” iki dinin mensuplarını kurdele kesmekte buluşturuyor...
Bu da, savaşlardan iyice yorulan dünyanın bir çelişkisi değil mi?..
Dinsel ve “etnik” savaşların çok can aldığı bir dünyada, birileri barışın da kurdelesini birlikte keser mi acaba?..
Adalet ve kalkınma!..
Yüzde 4+4 zam oranı sonrası yıllık geliri 10 bin liranın üzerine çıkan on binlerce memurun gelir vergisi oranı yüzde 15 ten 20’ye çıkmış!..
Maaşı yaklaşık 2 bin 150 lira olan bir sözleşmeli personein ödediği gelir vergisi, mayıs ayında 104 lira 312 liradan 416 liraya yükselmiş.
Yüzde 4’lük zamla birlikte maaşı 86 lira artan sözleşmeli personel, 104 lira daha fazla vergi ödeyecekmiş!..
Böylelikle, maaş zammıyla beraber sözleşmeli personelin cebinden net olarak 18 lira çıkacakmış.
Yani ülkeyi adalet ve kalkınma iddiasıyla yöneten AKP, 4 puanlık zammı 5 puanlık vergi artışıyla fazlasıyla geri almış!.. “Kaşıkla verip kepçeyle geri almak” deyimi bile bu rezaleti anlatamaz!..
Ya iktidardakiler müthiş birer sihirbaz ya da emeklilerimiz gaflet uykusunda!..
Emeklilerimiz uyanık olabilseydi şu soruyu ısrarlar sorarlardı; “Nerede adalet, nerede kalkınma?..” Biz söyleyelim de belki uyanırlar, “Adalet” zaten insanları 6 yıl boyunca “tutukluluk” adı altında zindanda tutuyor...
“Kalkınma”ya gelince; son on yılda yalnızca yandaş zenginler kalkındı?..
O yüzden söylenecek tek söz var; AKP’nin zammı bile takiye!..
Rekorluk maaş!..
İşçi emeklilerinin durumuna bakınca, memur emeklisine zam-vergi ikileminde atılan kazık küçük bile kalıyor!..
Önceki gün açıklanan enflasyon rakamlarına göre, yaklaşık 9 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisine 6 aylık TÜFE’ye göre, yüzde 1.95 oranında zam yapılacakmış!..
Zam sonrasında en düşük işçi emekli aylığı 869 liradan 886 liraya; en düşük Bağ-Kur emekli aylığı da 704 liradan 717 liraya çıkacakmış!..
Şu sefalete bakar mısınız; ülkede 9 milyon insan ailelerini zamla birlikte 711 ile 886 lira arasındaki komik emekli aylıklarıyla geçindirecekmiş!..
Sefalete mahkum edilen emeklilerin şu ana kadar nasıl geçindirdiklerini bir türlü çözemedim!.. Herhalde müthiş bir mucizeyi gerçekleştiriyorlar...
Şu Guinesse Rekorlar Kitabı yetkilileri nerede acaba?.. Türkiye gibi her şeyin ateş pahası olduğu üstelik benzinden gaza kadar her yaşamsal ürüne her hafta zam yapılan bir ülkede, 9 milyon insan, bin liranın altındaki maaşla “nasıl yaşıyor” diye merak etmiyorlar mı?..
Guiness, sokaktaki ilk garibanı yakalayıp boynuna madalyayı taksın!.. O madalya hem sefalete direnişin hem de devletin utanç madalyası olur!..
Haaa... sahi rekorcular; 717 lira ile yaşayabilecek Bağ-Kur emeklisiyle, 886 lira ile geçinme mucizesini gerçekleştirebilecek SKK cengaverlerine son üç seçimde hangi partiye oy verdiğini sormayı da unutmasınlar!..
Kuyruk markası...
Anımsarsınız; dün bu köşede Brand Finance adlı bir kuruluşun “Marka ülkeler” adlı araştırmasından söz etmiştik... Hani, Türkiye 487 milyar dolar marka değeriyle en değerli 19. ülke markası seçilmişti ya?..
Hani biz de “En az 10 milyon insanının asgari ücret sefaletiyle süründüğü bir ülkenin neresi marka” demiştik ya?..
Yalnızca yukarıda sıraladığımız SSK ve Bağ-Kur’lulara yapılacak komik zam değil, dün Urfa’dan ajanslara yansıyan bir haber ve fotoğraf da, Türkiye’nin en azından insanca yaşam kriterleri açısından marka sıkıntısı yaşadığını gözler önüne serdi...
Urfa’da, toplam 23 vakıf ve derneğin oluşturduğu “Gönüllü Kuruluşlar Aşevi”, 10 ay boyunca yaklaşık 10 bin kişiye her gün 3 çeşit sıcak yemek dağıtacakmış...
DHA, bu haberde şu satırlara da dikkat çekiyordu:
“Aşevinden yemek almaya gelen yoksul kadın ve çocuklar, açılışa gelen gazetecileri görünce başlarını eğip, yüzlerini gizledi.“
Sakın yanlış anlaşılmasın; hayırseverlerin insanlara yardım etmesine karşı değilim... Ancak bir kez daha birileri adalet ve kalkınmadan hatta markadan söz etmeye kalkışırsa en azından yemek kuyruklarında utançtan yüzlerini gizleyenlere baksınlar...
Mehmet Faraç
Aydınlık
