Tevafuk!
Kasımpaşa’da baba evindeyken çok gençti.
İdealisti.
Devleti ele geçirmişlerin, bakanların, başbakanların, cumhurbaşkanlarının; halkın yaşadığı hayattan ve çektiği çileli sıkıntıdan iyice kopup, lüks otomobillere binip, iri yapılı, tuttuğunun “kemiğini kıran” duruşlu kalabalık bir koruma ordusuyla gezip, Antalya’nın lüks, pahalı otellerinde “aile boyu tatil yapan” hayatlarını gazete sayfalarında okudukça öfkelenip tepkiler veriyordu.
Halk gibiydi.
Halktan biriydi.
Kasımpaşa’da Denizcilik İşletmelerinden emekli beş çocuk babası Hacı Ahmet’in oğullarından biri olarak, halk gibi yaşıyor, İslam inancının gereği; “nasibe, yani sadece payına düşeni almaya inanıyor” du.
Siyasete girdi.
Halkın yanına koştu.
Acılarını acı bildi.
Nerde deprem olmuş, halk enkaz altında kalmış o oradaydı, nerede yangın mahalleyi yakmış, nerede yağmur sele dönüşmüş “dere yataklarına yapılmış evlerinde çocukları sel sularında boğulmuş” yoksul, işsiz, çaresiz annelerin feryadı yükseliyorsa oradaydı.
Siyasette başarılı oldu.
Girdiği partisi halk desteği buldu.
Belediye başkanı seçildi.
Xxx
Dini siyasete alet etti.
Hapse girdi.
Dini siyasete alet ettiğim için değil “şiir okuduğum için beni hapse attılar” diye savunma yaptı.
Halkı inandırdı.
Yeni parti kurdu.
Başbakan oldu.
10 yıldır ülkeyi yönetiyor.
Gençken!
İdealistken!
Halk gibi yaşarken!
Halktan biriyken!
Ve halktan koparak lüks ve debdebe içinde yaşayan devlet adamlarını eleştirirken “tevafuk” kelimesini sıkça kullanıyordu. Tevafuk;(a’nın üstünde şapkası var) Arapça’dan gelme bir kelimedir. Kuran’da da sıkça geçiyor ve “tesadüf, birbirine uyma, uygun gelme” demek oluyor.
Şu tevafuka bak!
Türkiye’nin en pahalı ve lüks otellerinin bulunduğu Bodrum’a ailesiyle birlikte tatile gittiği günden (3 temmuz) bir gün sonra (4 temmuzda) Samsun’da yağmurun sele dönüşmesi sonunda dere yatağına yapılmış 12 katlı TOKİ apartmanlarının bodrum katlarında kapıcı çocukları boğuldu.
Tatilini bozmadı.
Halkına koşmadı.
Suriye’nin vurduğu savaş uçağında ölen pilotların cenazesi için geldi fakat sel bölgesine gitmedi.
3 bakanını gönderdi.
Onlar da “Dere yatağına yapılmış gecekondu evlerini yıkıp yine dere yatağına 12 katlı apartman dikmeyi” savunan konuşmalar yaptılar.
Xxx
Şu tevafuka bak!
Kendisi seçkin otellerin bulunduğu Bodrum’da tatil yaparken, Samsun’a gönderdiği 3 Bakan, sel sularının gelip bodrum katlarını doldurması ve köprüleri yıkıp, bentlerini aşması sonucu boğularak ölen 10 vatandaşın (2’si kapıcı çocuğu kardeş) hesabını veremediler.
Kentsel dönüşüm projesiydi.
Öldüren kentleşme bitiyor.
Yaşatan kentleşmeye geçiyorduk.
Samsun’da “ödüllü kentsel dönüşüm projesinde” yoksul çocuklar sel sularında boğuluyor, 3 bakan bunun izahını yapamıyor, gençken, idealistken, halk gibi yaşarken, halktan biriyken “selde çocukları boğulmuş annelerin acısını paylaşamaya koşan” devlet adamı, 4 temmuzda Bodrum’da tatil yapmaya devam ediyordu.
Tevafuk işte!
(Uyan Borusu)
Samsun’lu
gazeteci
“tapuları gördüm”
diyor.
Samsun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Temiz, diyor ki; İktidar partisi AKP’nin Canikli Belediyesi Başkanı’nın ağabeyi ve onun eşi önce bu dere yatağındaki değersiz arsaları çok ucuz fiyata topladılar. Ben tapuları bizzat gözlerimle gördüm. Bölge sonra imara açıldı. TOKİ; “kat karşılığı inşaat anlaşması” yaptı, arsaları ucuza kapatmış olanlar onlarca daire sahibi oldular. Onlar Cankili Belediye yönetiminin yakın akrabaları. Samsun’lu gazeteci “tapuları gözümle gördüm” diyor. Niçin bodrum katları da iskana açıldı anlaşılıyor.
Necati Doğru
Sözcü
