Test!
Suriye’yi bir kez daha, “Türkiye’nin büyüklüğünü test etmeye kalkanlara haddini bildiririz” diye kimine göre uyarıyor, kimine göre tehdit ediyor.
İyi, güzel de, Türkiye’nin büyüklüğünü
test etmeye kalkışanları uyarmaktan uzak durması gerekenlerin başında Başbakan RTE gelmiyor mu?
Örnekleyelim: 3 Temmuz 2003. ABD, Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirerek RTE’yi test etmedi mi? Etti!
Baktı ki RTE’nin kılı bile kıpırdamıyor. Doğru dürüst özür bile dilemedi.
Mavi Marmara’yı Gazze’deki “kardeşlerine” yardım götürsün diye açık denize salıverdi.
İsrail, gönderme gemiyi diye uyardı.
RTE, İsrail’in uyarılarını alttan alma diye algıladı.
Müdahale olasılığına karşı Mavi Marmara’ya savaş gemilerimizin refakat edeceğini belirterek, sıkıysa gemiye dokun içerikli açıklamalar yaptı.
İsrail RTE’yi test edelim. Bakalım ne yapabilecek, dedi.
Mavi Marmara’ya üstelik karasuları dışında saldırdı. Dokuz Türk vatandaşını öldürdü.
Türkiye’nin büyüklüğünü iki kez test edenlere haddini bildiremedi RTE!
İki olayı izleyen uluslararası camia ise, aaa bir de baktı ki, RTE, kâğıttan kaplan!
***
Suriye, bu örneklere bakarak uçağımızı karasuları dışında vurup düşürdü. Haddimizi test etti.
Bu gerçek anımsatılınca; iktidar dalkavukları hep bir ağızdan; ne yani Türkiye Cumhuriyeti’ni savaşa mı sürüklemek istiyorsunuz, diye yazılı, sözlü yakınmalara başladılar.
Oysa medyadan ana muhalefete kadar her çevre, savaş mı, aman yavaş, diyor.
***
Uçak olayı patladığı ilk saatlerde bıçak kemiğe dayandı diye savaş işaretleri veren RTE’nin, sözünün arkasında duracağı kaygısı iç ve dış çevrelere egemen oldu.
Tabii Başbakan’ın, Suriye’ye kurusıkı atarken Esad’ın arkasında duran Rusya ile İran faktörlerini hesaba katmadı.
Rusya, Suriye’de devleti yöneten kim olursa olsun; Sovyetler’den beri, Akdeniz’de borusunu öttürmek için donanmasına üs olarak kullandığı Lazkiye’den, uçak, uçaksavar ve füzelerini Rusya’dan temin eden Şam’dan vazgeçebilir miydi?
İran’ın, hem bölgesel hem de Suriye içinde ulusal yararları olduğu unutulabilir miydi?
Ankara’yı hemen arayan ilk devlet İran oldu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ndan Suriye’ye savaş açmak gibi bir niyeti olmadığı güvencesini aldı.
Moskova günlerce tepkisini gizledi. Dışişleri Bakanı’nın, Moskova’ya uçağı Suriye’nin düşürdüğünü açıklayan bilgiler aktarmasına karşın Rusya, nasıl ve kimin tarafından düşürüldüğü kuşkusu içeren, tabii Şam’ı kollayan bir açıklama ile yetindi.
Bu gerçeklere karşın Başbakan herhalde, bir de ben konuşayım. Uçağımızı Suriye’nin düşürdüğüne ikna ederim sanısıyla Putin’i aradı. Dışişleri, kamuoyuna, Putin’in ancak olaydan çok üzgün olduğunu söylediğini açıklayabildi...
Soğukkanlı davrandı, askeri bir harekâta başvurmadı diye zaten savaşa yüzde yüz karşı olan Batı, RTE’nin bir güzel sırtını sıvazladı. Alkışlarını esirgemedi.
Esad krizi başladığından beri örgütün Suriye’ye askeri bir müdahaleyi düşünmediğini açıklayan NATO Genel Sekreteri Rasmussen, uluslararası hukuk kurallarına uyacağını bildirmemizden sonra RTE’ye bir parmak bal uzattı: NATO, Türkiye’nin arkasındadır!
Oysa NATO kulislerinde kimi devletler Türkiye’ye saldırı olduğu görüşüne karşı. Öteki üyeleri bağlayan 5. maddenin işletilemeyeceği kanısında.
Esad’ın devrilmesi sürecinde Ankara’yı taşeron kullanan ABD zaten ilk gün Türkiye’nin askersel müdahalesine yan çizdi.
***
Savaş yok! Batı, hatta Arap ülkeleri rahatladı. Özetlersek:
RTE’nin elinde Esad’a haddini bildireceğini ifade eden açıklamalar kaldı. Bu, bir.
Batı ise RTE’ye işte uluslararası hukuk. Tepe tepe kullan, dedi. Bu da iki!
Başbakan da günlerdir, Suriye’ye haddini bildiririm ha diye dolaşıp duruyor!
29 Haziran 2012 - Cumhuriyet
